Eleştiri

Published on Ağustos 4th, 2018 | by Furkan Erkan

0

Christopher Robin (2018): Yıllar Geçse de Dostlarından Kopamayanlara

Share Button

Tek tutkusu gün boyunca bal tüketip oyun oynamaktan ibaret olan pofuduk bir ayı ve etrafındaki dostlarının yaşadıkları maceraların konu alındığı Winnie the Pooh, yayınlandığı dönemlerde çocuk olan birçok seyircinin hayal gücüne inanılmaz bir zenginlik katmıştık. Bu çocuklardan biri de Christopher Robin’di ve bahsettiğimiz ayının en yakın arkadaşıydı.

Bu hafta vizyona giren Christopher Robin, uzun zamandır sadece Ayı Winnie ekseninde dönen sakin hikayeleri bir kenara bırakıp hayal gücü ve özgür kalma güdüsüyle hareket eden bir çocuğun yatılı okula gitmesiyle beraber değişen hayatını konu alıyor. Christopher Robin’e hayat verense Big Fish’ten ödünç aldığı çocuksu personasıyla Ewan McGregor…

Çocukken 100 Hektar Ormanı’nda Winnie, Tigger, Eeyore, Piglet, Roo ve diğer arkadaşlarıyla gününü gün eden Christopher Robin için, ailesinin zoruyla gideceği yatılı okul günleri onun hayatında yeni bir sayfa açacaktır. Ardından gelen savaş yılları ve bir bavul şirketinde mali danışman olarak yükselebilmek için kaldığı uzun mesailer, kendisini gerçek bir yetişkin haline getirmiştir artık. Oyun oynamak, hayal kurmak ve ormandaki eski dostları geride kalmıştır onun için. Güzel eşi Evelyn ve küçük kızı Madeline’den, sırf onlara daha kaliteli bir gelecek yaşatmak adına ailesiyle vakit geçirmeyi bile ikinci planda bırakmıştır.

Derken bir gün Ayı Winnie, ormandaki dostlarının kaybolduğunu düşünerek soluğu Londra’da alır. Christopher Robin ile olan kısa rastlaşmaları, bir vesileyle diğer dostların da bu şehre ayak basmasını sağlar ve curcuna başlar!

Özellikle bu tür çizgi evrenden sinema perdesine sıçramış live-action (gerçek oyuncuların yer aldığı animasyon) filmlerde ekseriyetle, gerçek dünyaya ayak uydurmaya çalışırlarken, kahramanların başlarına türlü komik hadiseler gelir ve buradan grotesk (zıtlıklar) ya da slapstick (kaba komedi) bir mizah çıkartılmaya çalışılır. Neyse ki Christopher Robin, böyle bir klişeden olabildiğince asgari bir şekilde besleniyor. Film daha çok, Winnie the Pooh’un dizi ve filmlerinde olduğu gibi, Ayı Winnie’nin kıt akıllı mizacı ama kocaman kalbi aracılığıyla seyirciye naif ve mutlu bir dünyanın felsefesini aktarmayı tercih ediyor. Zira değişen dünya koşulları, yaşam standartları ve teknolojiyle beraber kuşkusuz kimsenin aynı kalmadığı bir ortamda bunun ihtiyacını hissediyoruz hepimiz. Uzun yıllar beraber vakit geçirdiği beraber gülüp ağladığı ve beraberken mutlu olabilen insanlar bir anda bağlarını koparabiliyor. Ya da birbirlerinden giderek soğumaya başlıyorlar. Christopher Robin bu değişimin hüznünü taşıyor biraz da. 

Gelgelelim, böylesine yoğun bir duygusallığa sahip olsa da, filmin senaryo açısından bazı yönlerden aksadığını yadsıyamayız. Eğer Winnie the Pooh dünyasına önceden bir aşinalığınız yoksa Christopher Robin ve Winnie dışındaki hiçbir karakteri yeterince tanıyamıyorsunuz mesela. Ne Robin’in ailesi ne de ormanın sakinleri… Belki Eeyore, pesimist tavrından dolayı farkında olmadan sarf ettiği esprili sarkastik cümleleriyle, karakterini yansıtıyor ama ona ayrılan süre de maalesef çok kısıtlı. Öte yandan Christopher Robin’in yatılı okula gitmesiyle başlayıp yetişkin olmasına doğru giden süreç hızlı bir kurguyla geçiştiriliyor. Keza eşi Evelyn ile olan tanışmaları da… Haliyle filmin hikaye karnını da zedeliyor bu durum. Çünkü öykü yeterince derinleşemediği gibi  yenilikten ve ilgi çekicilikten de oldukça uzak kalıyor maalesef. Halbuki hala üzerine yazılıp çizilen tartışmalar doğrultusunda, Christopher Robin’in şizofreni hastası olduğü ve 100 Hektarlık Orman ile beraber, içerisinde barındırdığı tüm dostlarını kendi kafasında kurduğu kabul ediliyor. Hal böyleyken hayal ve gerçek arasındaki ayrımı artık algılayamadığı düşünülen bir çocuğun, o yatılı okul ya da savaşta geçirdiği travmaların 1-2 sahneyle de olsa gösterilmesini bekliyoruz. Sonrasındaki süreçte iş ve aile hayatında hala bu sanrılarının devam ederek, çevresi tarafından dışlanması ya da… Tabi bu denli psikolojik ve karanlık bir metin, hedef kitlesi yani çocuk seyirciler için ağır kaçabilir. Fakat senaryo bu çıkış noktasından ilerlese ortaya çok daha ilginç ve farklı bir film çıkabilirdi. Nitekim ”Kariyer mi yoksa kendine ve sevdiklerine vakit ayırmak mı” gibi klişe bir tercihi Christopher Robin’e yaptırtmak yerine onu ”Dostlarım gerçek mi yoksa ben mi yalnızım” gibi zihinsel ve karmaşık bir yolculuğa çıkarttırsa, Christopher Robin daha nitelikli bir filme dönüşürmüş. All I See You, Stranger than Fiction tarzı filmlere imza atan Marc Forster’dan daha iyisini beklemek hakkımız sonuçta.

Alıştığımız 2D çizgileri yerine Winnie ve diğer hayvan arkadaşlarını ilk defa 3D ve ”peluş” bir şekilde gördüğümüz Christopher Robin’de karakterler, konuşan peluş oyuncak imajı yaratmasınlar diye filmin görüntü yönetmeni Matthias Königswieser, onları geleneksel portatif kameralarla çekmeyi tercih etmiş. Bununla da kalmayarak Winnie’in karnı, Tigger’ın mimikleri ve Eeyore’un eğilmesi gibi karakterlerin alamet-i farikalarını oluşturan detaylara özellikle dikkat ettiklerini hatırlatalım.

Christopher Robin, girdiği her salonda dublajlı versiyonuyla oynayacağı için ister istemez rahmetli Bülent Kayabaş’ı duymak istiyor o kulaklar. Fakat yeni versiyonunda Winnie ve Tigger’a sesiyle can veren Adilcan Demirel’in de çok yumuşak bir yorum kattığını söylemek lazım. Nitekim Winnie’yi uzun yıllardır seslendiren Jim Cummings ile eşleşme konusunda Adilcan Demirel iyi bir seçim. Tigger konusunda da fena değil ama Kayabaş’ın benzersiz yorumunun üstüne çıkamıyor tabi. 100 Hektar Ormanı’nda Heffalump ya da Woozele’lardan korkmuyorsanız bu haftasonu için Christopher Robin ve dostları sizleri bekliyor.


Yazar Hakkında

6 Ocak 1995 Ankara doğumlu. Sinemada izlediği ilk filmi hatırlamasa da ''Herkül'', ''Babam Söz Verdi'', ''Asterix Sezar'a Karşı'', ''Tarzan'' gibi filmleri sinemada izlediğini hatırladığı ilk filmler arasında yer alıyor. Sinema büyüsünü Disney filmlerinden alan Furkan animasyon filmler üzerine yoğunlaşmaya başlayınca sinema büyüsünün etkisi altında olması da çok sürmedi. Türk Telekom Anadolu Teknik Üniversitesi Radyo TV bölümünden mezun olur olmaz Twitter'da sinema yazarları ve onların okuyucuları adına amme hizmeti yapan ''Film Eleştirileri'' adlı bir sosyal medya platformu yarattı. Eleştirmenlerin yazılarından etkilendikçe kendisi de yazmak istedi ve Popüler Sinema, Ranini TV, JR. Campaign gibi mecralarda 3 seneden fazla bir şekilde sinema üzerine karaladı. O kadar karalamadan sonra gerçek anlamda sinema ''yazabilmek'' için Sinematopya'ya geçti. Şu sıralar filmlere, kitaplara, gündeme ve çizgi romanlara fena halde sarmış durumda.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑