Avrupa Sineması

Published on Eylül 29th, 2018 | by Yaşam Kaya

0

Godard’ın ‘Yeni Dalga’sına Sahici Bir Selam: Touch Me Not (2018)

Share Button

68. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’nın sahibi olan Adina Pintilie imzalı Touch Me Not insanın bilinçaltı duygularını fazlaca zorlayıp, nedensellik ve görsellik bağlamında güzellik, estetik ve cinsellik dürtülerini ilkel duygularla sorguluyor. Bir yönetmen ile üç karakter arasında sürüklenen öykünün derinliklerine inmeden önce, Pintilie’ ın senaryosunu yazdığı öyküdeki çıplaklık olgusunu masaya yatırmamız gerekli. Ayna figürü çerçevesinde alışılagelmiş olguları yıkarak kendi görsel çekim gücünü oluşturan film, aşırı çıplaklık metaforundan hareketle kendisine çıkış kapıları bulmaya çalışıyor. Kurmaca-Belgesel bölümlerinde değerlendirebileceğimiz yapımın sınırsız bir gücü olduğu kanısındayım. Tabii ki bu tarz konuyu Romen bir yönetmenin elinden izliyor oluşumuz da Avrupa Sineması’ nın ‘yeni dalga’ boyutunda Godard tarzı silkelenmeye kucak açtığı anlamına geliyor.

Yaşamda yalnız kalma, fiziki açıdan etkileşim ihtiyacı bu iki durumun karşılanamadığı noktalarda yaşanan acılar filmde sert biçimde yüzümüze çarpıyor. Zorlayıcı olmakla beraber iyi bir deneyim yaşatan karakterlerden Laura kendi iç benliğindeki cinsel saplantılara ulaşmak için çokça mücadele veriyor. Yönetmenin filmin içine girip, karakterlerle sürekli yer değiştirme isteğini bizlere belli etmesi, filmdeki cinsellik dürtüsünün cesurca olaya ulaşmasını sağlıyor. Beden ve ruh arasında sıkışan yaşamların sıkıntısı filmin her karesinde bariz biçimde belirgin. Laura karakterini derinlemesine incelediğimiz zaman kendimizle cinsel hesaplaşmalar içine giriyoruz. Kimseyle bedensel yakınlaşma içine giremeyen kadın, ayna figürünün çarpık bir yansıması olmuş. Konuşma, dokunma ve takip çalışmalarıyla kendi geçmişiyle yüzleşmeye çalışan Laura, yönetmenle girdiği paylaşımı aslında seyirciyle yapıyor. Çıplaklık, grup seks sahneleri ve tüm bunlara karşı gösterdiğimiz bedensel reaksiyon seyirci üzerinde müthiş bir baskılama yaratmış. Tabularını baskılayan, deneyimlerini hayatının merkezi yapan gelenekselci algılarla adeta alay eden genç yönetmen, ilk uzun metraj filminde çarpıcı başarıya ulaşıyor.

Yönetmenin karşısında belirginleşen karakterler izleyende müthiş bir dezenformasyona sebep olurken, anlatının içinde her insan kendisinden bir parça hissediyor. Bedenini kullanamayan Christian Bayerlein kendi hikayesinde vücudunun organlarını doğru biçimde kullanmayı öğrenerek cinsel yolculuğuna keşfe dalıyor. Cinseliği olayın temeline yatıran konuda Tomas rolünün ağırlığı, iki uç noktanın tam ortasında duruyor oluşu, diye söyleyebiliriz. Adina Pintilie, üç karakterle baş ederken giriş-gelişme-sonuç olarak olayları sıralamamış. Sonuç-giriş-gelişme diye adlandırabileceğimiz senaryo tasarımı, dengeleyici unsuruyla sert yapısını az biraz yumuşatmış gibi. Ama her ne olursa olsun, Godard tarzı anlatısıyla insanı cezbeden Touch Me Not 1970’lerde denenmiş, ama belli bir süre sonra yönetmenler tarafından unutulan ‘Yeni Dalga’ akımını 2018 yılına taşıyor.

Filmi izlerken çok sahnede zorlanacağınızı düşünüyorum. Zaten yönetmen kendisine karşı tepki oluşsun diye elinden geldiğince beynimizi ruhumuzu darmaduman etmeye gayret göstermiş. Pintilie şaşırtıcı anlatımıyla zor olanı gayet net biçimde başarıyor. Zaten olanı olduğu gibi anlatmak en basit olanı, zor olan ise hayatın tam merkezinde yer alan cinselliği cesurca çekinmeden aktarmak. Yönetmen bu söylediğimi mükemmel biçimde anlatıyor!

yasam.kaya@gmail.com


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑