Eleştiri

Published on Ekim 29th, 2018 | by Ozan Sertdemir

0

Müslüm: Anlatabildik Mi?

Share Button

 

Bolca acı, bolca dram, bolca arabesk…

Müslüm Gürses’in gerçek hayat hikayesinden uyarlanma değil, Müslüm Gürses’in bizzat kendi hayat hikayesi olan film “Müslüm” bu hafta vizyona girdi. Yapımcı ve yönetmenler filmin başında “uyarlama” ifadesini kullanmaya gerek duymamışlar. Çünkü film bir zaman tüneli gibi Müslüm Gürses’in hayatının tüm dönemlerine değiniyor. Filmde, Müslüm Gürses’in hayatındaki tüm anılara, tüm acılara değinilmeye çalışılması filmi kurmacalıktan çıkarıp döküdramaya doğru eviriyor. 60 yıllık bir hayatı 130 dakikaya sıkıştırma çabası yüzünden, filmi izlerken yönetmen “bakın Müslüm Gürses’in hayatında bu da olmuştu… Ha bir de böyle bir şey daha vardı…”  diyor adeta. Oysa Timuçin Esen, Müslüm Gürses’i canlandırırken taklitten ziyade onu yeniden yorumlayarak başarılı bir performans sergilemiş. Aynı yaklaşımın senaryoda ve anlatımda da izlenmesi filmin seyir zevkini yükseltirdi. Her şeye değinme çabası kopuk bir kurguya ve sürekli zaman atlamalarına sebep olmuş. Filmin büyük kısmında şehir genel görüntüsü ile sol alttaki yılları görüyoruz. Bu karışıklık yetmezmiş gibi bir de film içerisinde zamanda ileri geri gidiyoruz. Çoğu yerde film kendi spolierını kendi veriyor.

Belki de bu kopuklukların ve hikayenin sürükleyiciliğine ket vurulmasının müsebbibi iki yönetmenli bir film olması olabilir. Tarzları birbirinden oldukça farklı olan Can Ulukay ve Ketche birbiriyle uyum içinde çalışamamış olabilir. Çünkü ilk fragmanı izlediğimde hikaye ve yönetmenin sadece Ketche yazmasıyla daha romantik bir Müslüm filmi beklemiştim. Filmin ajitasyon yönünün güçlenmesinin nedeni Ayla’nın yönetmeni Can Ulukay’ın dahil olması olabilir diye düşünüyorum. Filmde Müslüm Gürses’in arabeskçi yanından çok insani yanını ve türkücü kimliğini öne çıkarmak isterken film koskoca bir arabeske dönüşmüş. Zaten hiçbir çaba gösterilmeden de Müslüm Gürses’in hayatı acı dolu ve ilgi çekici. Bunu flashbacklerle güçlendirmek, popüler kültür ürünü olduğunu hatırlatacak basit müziklerle yapılmış klip görüntüleriyle vermek duygu sömürüsü olduğu hissini arttırıyor.

Müzikle sinemanın iç içe geçtiği filmler tarih boyunca hep başarılı olmuş, ilgiyle izlenmiştir. Sinema ve müziğin harmonisinin en iyi yapılabileceği bir hikayeyi içeren Müslüm’de ise şarkılar dışında müzik kullanımı oldukça başarısız. Timuçin Esen’in ve Şahin Kendireci’nin Müslüm Gürses şarkılarını oldukça içten yorumlaması ve aranjeleri filmi ileriye taşırken film içindeki fon müzikleri stok müzik tadında. Türkiye’nin belki de dünyanın en başarılı müzisyenlerinden birinin biyografisini yaparken müzik konusuna biraz daha yoğunlaşılmalıydı diye düşünüyorum.

Filmin şüphesiz ki en başarılı yanı oyunculukları. Müslüm Gürses’in ikon olan kıvırcık saçını ve bıyığını kime taksan onu andırabilir. Fakat Timuçin Esen o kıvırcık saçı ve bıyığı ustalıkla taşımış. Yüzüne yapılan maskeye rağmen tüm duyguyu içtenlikle anlatmış. Bedenen ve ruhen adeta Müslüm Baba’yı yaşamış. Karakteri sıfırdan yorumlamak için Amerika’da bir oyuncu koçuyla çalışmış. Böylesine bir rol modelin hikayesinde onu canlandırırken mahcup olmamak için oldukça çalışmış. Müslüm Gürses’in gençliğini canlandıran Şahin Kendireci’yi televizyonda çocuklar arasında yapılan müzik yarışmasından hatırlayabilirsiniz. Belki de hatırlayamazsınız çünkü oldukça büyümüş ve rol için değişmiş. Üstelik sağlam bir antrenmandan geçerek rolüne hazırlanmış. Bu süreci fotoğraf çekilme sahnesinde gözlerindeki heyecandan bile anlayabiliriz. Zerrin Tekindor’un Muhterem Nur performansı, Erkan Can’ın Limoncu Ali’si oldukça takdire şayan ve göz önünde ama filmde iki oyuncu var ki çok gündeme getirilmese de filmdeki görevini oldukça iyi göğüslemiş. Müslüm’ün babasını canlandıran Turgut Tunçalp ve can yoldaşı Bahtiyar’a hayat veren Erkan Avcı. Turgut Tunçalp, Müslüm Gürses’in onun gibi olmaktan korktuğu için baba bile olmaktan kaçtığı, gaddar babasının yaşamının her evresini başarıyla yorumlamış. Zaten 2013 yılında Kanal D’de yayınlanan Merhamet dizisinde kötü babayı oynayarak beğenileri toplamıştı. Benzer bir karakter olan Mehmet Akbaş’ı sinemaya güçlü bir şekilde uyarlamayı başarmış. Erkan Avcı ise sürekli tipten tipe girerek farklı rollerle karşımıza çıkıyor. Çukur’un yeni sezonunda takıntılı kötü adam Çeto’yken bu filmde sempatik yoldaş Bahtiyar olarak karşımıza çıkıyor.

Oyuncular uzun süre çalışmış, gerçekte yaşamış karakterleri oldukça iyi benimsemişler. Zaten yapılması gereken böyle uzun bir zaman ayırmak, her aşamada ince eleyip sık dokumaktı. Fakat filmin oyunculuğunda gösterilen özen kurgusunda maalesef gösterilmemiş. Tabii ki bunun nedeni dolu dolu yaşanılmış, her dakikası önemli bir hayatı kısıtlı bir süreye sığdırma çabası. Filmin özellikle son kısmı çok aceleye gelmiş gibi gözüküyor. Bazı yazan yazılar okunmadan kaçıp gidiyor. Timuçin Esen’in isminin yazdığı kareyi yakalamak mümkün değil. Ama film daha lokal bir alana yoğunlaşabilirdi. Baba’nın Muhterem Nur ile tanışması, turnesi, aşk sahneleri başlı başına bir film mesela. Ben bu süreçte geçmişinden bahsetmesini yeğlerdim. Fakat film kronolojik bir akış izliyor ve yıllardan kısa kısa kesitlerle ilerliyor. Her şeyi anlatma çabası aslında hiçbir şeyi tam anlatamamaya neden oluyor.

Müslüm Gürses’in şarkılarının başarılı yorumlarıyla ilerleyen, Müslüm Gürses’in de pek çok filmi bulunan, 60’lı ve 70’li yılların klip film kültürüne yakın kısımlar kendini izlettiriyor. Bu yöntemle kliplerle zaman atlamaları gayet yumuşak olmuş. Fakat elinde müzik gibi böylesine bir güç varken bir anda yapılan zaman atlamaları izleyiciyi filmden koparıyor. Ayrıca filmde her şeyi uçlarda kullanmak seyircinin duygularını kontrpiyede bırakıyor. Filmde hiç yeri yokken korku filmini andıran ses ve görüntü efektleri kullanmak izleyiciyi farklı beklentilere sokuyor. Ayrıca Müslüm karakterini sıkça arkadan göstermek bu gerilimi arttırıyor. Bunun yanında filmde Kuleşov etkisi vermek için annesinin öldüğü sahnede kullanılan paralel güvercin kafesine kedi girme sahnesi metaforu oldukça havada kalmış. Zaten filmin anlatımıyla Müslüm’ün güvercinlerle olan bağını filmde hissedemiyoruz.

Bazı ögelerin de oldukça göze sokulması seyirciyi filme yabancılaştırıyor ve bir film izlediğinin farkına vardırıyor. Müslüm’ün Gürses soyadını seçmesi, kazadan sonra doktorun konuşması, psikologun ilaç verirken yaptığı konuşma  ve filmin adına ithafen her karakterin Müslüm ismini vurguyla söylemesi bunlara örnek verilebilir. Gayet başarılı bir yazar ve senarist olan Hakan Günday’ın böyle noktaları gözden kaçırmayacağı aşikar. Fakat onun da konsantre bir hayat hikayesi anlatma çabasıyla yola çıktığı için zorlandığını düşünüyorum.

Sevabıyla, günahıyla, eksiğinden çok fazlasıyla bir Müslüm filmi geçti sinema tarihine. Müziğin efsane babasının, bunca acıya bunca zorluğa rağmen en tepeye gelme hikayesi anlatılmaya değer bir hikayeydi. Belki geç kalındı belki tam da zamanıydı fakat onun hikayesini perdede izlemek ve bir film şeridine mühürlemek gerekiyordu. “Bu sesle yurtdışında doğsa tüm dünya tarafından tanınırdı” denilen Müslüm Gürses’in filmi nesiller boyu izlenmeli, onun hayat hikayesinden dersler çıkarılmalı ve bu hikaye tüm dünyaya ulaştırılmalı. Müslüm Gürses’in yaşamı yaşanan bir hayattan öte ders çıkarılacak, örnek alınacak bir hayat hikayesi.

Bu noktada filmin ekibi kendine şunu sormalı:

Anlatabildik mi?

Peki biz:

Anlayabildik mi?

 


Yazar Hakkında

Marmara Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu, Beykent Sinema'da Master öğrencisi. Çocukluğu televizyon izlemekle geçmiş, bir dönem tiyatro yapmış, lise yıllarında ise sinemaya kendini kaptırmıştır. Çektiği kısa filmleri, çekeceği sinema filmlerinin teminatı olarak görür. Şu an profesyonel olarak senaristlik, reklam yazarlığı, amatör olarak ise stand-up gösterileri ve film eleştirmenlliği yapmaktadır. Mizah ile ciddiyet arasındaki ince çizgiye kalın basmıştır. En büyük hayali güldürürken düşündürmek tabirini başarmaktır. Son zamanlarda sosyal medya belasına bulaşmıştır.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑