Hollywood

Published on Ekim 21st, 2018 | by Ceren Doğaner

0

Salvador Dali’den Hitchcock’a Bir Rüya Tasarımı: Spellbound (1945)

Share Button

Alfred Hitchcock’un Spellbound filmi, en başta yapımcı David O. Selznick’in gönlünü hoş tutmak için düşünülen film. O dönemde Hitchcock ve Selznick arasında sözleşmeye dair bir anlaşmazlık yaşanıyor ve Spellbound’un yapımı, büyük ölçüde ikilinin ortak coşkusuna göre şekilleniyor; psikanalize yönelik bir film yapmak. Bunun üzerine Hitchcock, 1927 yılında yayınlanan roman The House of Edwardes’in film haklarını alıyor ve proje bu şekilde hayata geçiriliyor.

Filmde, Green Manors’daki psikanalist Dr Constance Peterson’ı, Ingrid Bergman canlandırıyor. Klinik müdürünün bir doktor olarak tehlikeli derecede saf ve insancıl bulduğu Dr Constance, bu özellikleri yüzünden kötü bir sona sürükleniyor. En azından filmin ilk on dakikasında buna yönelik bir uyarı alıyoruz hikayenin geri kalanına dair bir tahmin yürütmeye başlıyoruz.

Öncelikle eleştirilere bakarsak hikayeni akıcılığını sağlayan en büyük unsurlardan biri Bergman’ın karakteri. Hikayaye göre dissosiyatif amnezi hastası John Balantyne  –başlarda Dr Anthony Edwardes olarak tanıyoruz- bir başkasının kimliğine bürünerek emekli olan müdürün yerine kliniğe atanır. Ancak zamanla anlaşılır ki kim olduğunu veya neden kendini Edwardes olarak tanıttığını hatırlayamamaktadır. Üstelik bir cinayetten suçlu olduğunu düşünmektedir. Kliniğin güzel doktoru Constance Peterson ise rüyalarından yola çıkarak Edwardes’in kimliğini bulmasına yardım edecektir. Bu sırada ikilinin arasında duygusal bir bağ kurulmaya başlar ve Dr Constance sevdiği adamı iyileştirmeyi ve bu gizemi çözmeyi kafasına koyar. Anlaşılan o ki Hollywood’un Golden Age dönemi yıkılmıştır; izleyici bir erkeği, kadın doktoru tarafından kurtarılmayı bekleyen zayıf ve sıkıntılı bir adam olarak görür. Spellbound, 1945’te yayınlanmasından sonra, kötü şöhretine rağmen (Bergman ve Peck arasında gerçekten bir ilişki yaşanır, oysa ikili başka insanlarla evlidir) büyük bir başarı yakalar.

Asıl konuya geri dönersek; çekimler sırasında Hitchcock ve Selznick’in her birinin film üzerine yardım alabilecekleri bir danışmanları vardır. Selznick’in danışmanı Dr May Room yani kendi terapistidir. Hitchcock bu terapistle çalışmayı yeterli bulmaz, ona teknik bilgiden ziyade bir hayalperest gerekmektedir. Bu noktada Hitchcock, kendine danışmanlık etmesi için Salvador Dali’yi önerir. Böylelikle Dali, film için bir rüya dizisi tasarlamaya başlar.

Rüya dizisi filmin en önemli sahnelerinden biri olacaktır. Çünkü esas konu bu rüyalar sayesinde Ballantyne’in zihnine ulaşmak  düzeltmek için Peterson ve akıl hocasının analiz ettiği bir rüyayı tasvir etmek üzere hazırlanacaktır. Dali ve Hitchcock, ilk önce kumarhanede sonra da orman benzeri bir ortamda bir katı katında yer alan, 20 dakikalık gerçeküstü bir rüya dizisi çekerler. Bergman zaman zaman bu dizide bir tanrıça rolü oynamaktadır. Sahneler rüyaların ve zihnin gizeminden yola çıkar, Dali’nin tablolarını hatırlatan figürler ve imgeler içerir. Ne yazık ki Selznick bu rüya dizisini çok uzun ve karışık bulur, sonunda sahne iki dakikaya kadar kısaltılır. Hitchcock sonradan Dali’yle çalışmayı şöyle anlatacaktır: “Dali, bir rüya tasarlamak için gidebileceğiniz en iyi adamdır.” Bunun sebebi ise ikilinin rüyaları anlatım biçimini değiştirmeleridir. Eskiden filmlerde karşımıza çıkan bulanık rüya sahnelerini kullanmazlar. Dali’ye göre zihnin yapısı bu kadar basit değildir, aksine daha abartılı, daha olağandışı, büyük çaplı bir prodüksiyon gerektirir. Böylelikle bulanık hatlı rüyalar son bulur ve yerini Dali’yi anımsatan; uzun perspektifli sağlam ve keskin düşler serisi gelir. Rüyaların tasviri, bundan sonra bu temelden beslenecektir.


Yazar Hakkında

Bu kız, tamamen gerçek bilgilerin biraz kurgu ve hayal gücü ile buluşturulmuş halini yazar; hayat gibi.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑