Eleştiri

Published on Ekim 5th, 2018 | by Ozan Sertdemir

0

Upgrade (2018): Aynı Bedende Can Gibiyiz

Share Button

Bilgisayarlar dünyayı ele geçirecek, en azından Grey’in dünyasını. Çünkü Grey teknolojinin aşırı ilerlediği yakın bir gelecekte teknolojiye direnen nadir insanlardan. Böyle bir filme ana karakter olmak için biçilmiş kaftan.

Film açılmadan önce sanal, robotik bir ses duyuyoruz. Filmin yapımcılarını ve dağıtımcılarını söyleten bu ses bizi filme hazırlıyor. Titreşimle teller arasından şirketlerin ismi çıkarken neler olduğunu düşünüp perdeye kesiliyorsunuz. Film henüz başlamadan izleyiciyi içine alıyor. Ancak, bu açılışın aksine nostaljik, cızırtılı bir müzikle görüntü açılıyor. Gelen müziğin bir plaktan çaldığını anlıyoruz. Karakterimiz şu an günümüz diye tabir edebileceğimiz şekilde dekor edilmiş bir garajda 70 model klasik bir arabayı tamir ediyor. Arabanın motor sesiyle sevinen Grey’in teknolojiden uzak kendi halinde bir adam olduğunu kısa sürede anlıyoruz.

Grey’in eşi son derece teknolojik aracıyla eve gelir. Artık arabalar kendi kendilerine hareket etmektedir, araç hareket halindeyken direksiyona dokunursanız araç tarafından uyarılırsınız. Bir ulaşım aracı olarak arabayı kullanmakla birlikte, araba kullanmanın zevki de tarihe karışmıştır. İnsanlar teknolojik nimetlerden faydalanırken kendilerini insan yapan duygulardan da uzaklaşmıştır. Bu görüntüler hemen ikinci sahneden ana karakterimiz Grey’in teknolojiye nasıl direndiğini pekiştirir.

Aslında bu senaryo klişe bir hikaye ve defalarca karşılaştığımız klasik bir karakterden ibarettir. Teknolojik dünya, teknoloji düşmanı ana karakter… Aslında tüm hikayeler sınırlı sayıda özgün temelden türer. Günümüzde de işlenmemiş konu neredeyse kalmamıştır. Önemli olan gidiş yolu yani nasıl işlendiğidir. Böyle düşününce Upgrade oldukça başarılı bir iş denilebilir.

Filmin oldukça hızlı ilerleyen giriş kısmında Grey’in tamir ettiği arabanın teknoloji devi bir şirketin sahibinin olduğunu görüyoruz. Eşinin de bir bilgisayar şirketinde çalışıyor olması ve bu adama karşı hayranlık duyması gördüğümüz karakteri gözümüzde üst seviyeye çıkarıyor. Tamir edilen klasik arabayı eşiyle birlikte teslim etmeye giden Grey orada teknoloji harikası “Stem” adlı minik bir bilgisayarla tanışıyor. Aslında bizim ana karakterimiz bu küçük çip.

Teknoloji kontrolden çıkıyor, kendi kendine hareket eden araba defalarca takla atarak bir kaza geçiriyor. Bu kazanın ardından başlarında toplanan çete Grey’in eşini Grey’in gözleri önünde öldürüyor. Grey’in de omuriliğine ateş ediyor. Ana karakterimiz ölürse film devam etmez diye düşünüyoruz. Elbette ölmüyor ama felç kalıyor. Bu sahneden sonra hikaye üç ay sonraya atlıyor. Eşini kaybeden Grey hayata küsmüştür ve artık teknolojiyi kullanmak zorundadır. Son model bir tekerlekli sandalyesi vardır ve evi sadece ses komutlarıyla hareket eden robotlarla doludur. Böylesine teknolojiden nefret eden adam adeta teknolojinin kucağına düşmüştür. Bu düşüş daha da devam edecektir. Grey’in eşinin cinayetini araştıran komiser, Grey’den yardım ister. Fakat Grey elini bile kıpırdatamadığı için sadece ölmek ister. Bu kadar gelişmiş bir teknolojik dünyada her şey her dakika dronelarla kaydedilirken, insanlar yüzlerinden tespit edilirken, dişe yapılan dolgularla herkes takip edilebilirken, dijital olarak tüm biyolojik bilgiler devlet tarafından bilinirken bu cinayetin çözülmemesi karakterimizin teknolojiye daha da kötü bir gözle bakmasına neden oluyor.

Bilgisayar devi şirketin sahibi Grey’i ziyaret eder ve daha önce tanıştırdığı “Stem” adlı çipi Grey’in vücuduna yerleştirmeyi teklif eder. Grey bu teknoloji ile yeniden yürüyebilecektir. Çip karakterimize nakil edilir edilmez karakterimiz ayağa kalkar. Fakat imzaladığı gizlilik sözleşmesi yüzünden kimseye söyleyemez. Yanında birileri varken tekerlekli sandalyeye mahkum biriyken, yalnızken bir intikam canavarıdır.

Teknoloji, kendisinden nefret eden adamın içine kadar girmiştir. Film bize “teknoloji öyle bir yere gelecek ki bize hükmedecek” demek ister. Öyle de olur. Başta Grey Stem’i yönlendirirken ileride ortak olacaklar, sonra işler tam tersine dönecektir. Grey’i canandıran Logan Marshall-Green ‘in oyunculuğu bize olayı adeta yaşatır. Onun vücudunu bu denli iyi kullanması izleyiciyi filmin içine alıyor. Filmde genellikle Logan Marshall-Green’i izliyoruz. Belki de o yüzden diğer karakterlere fazla özen gösterilmemiş olabilir. Çünkü Logan Marshall-Green performansını diğer karakterlerde göremiyoruz.

Film sanat tasarımı açısından oldukça başarılı. Teknolojik dünya ile teknolojiyi reddeden gettolar gayet başarılı betimlenmiş. Üst düzey teknolojik oyuncaklar o kadar iyi tasarlanmış ki kendilerini yadırgatmıyorlar. Sanki onları günlük hayatta kullanıyoruz gibi bize sunulmuş. Ayrıca kostüm ve renk paleti de üzerine çalışıldığını belli ediyor.

Renk demişken ışıklandırmaya değinmemek olmaz. Filmde teknolojiyi gösterdikleri kısımlarda soğuk mavi ağırlıklı karışık bir aydınlatma hakimken gettolarda genelde ateşten beslenmiş sarı ağırlıklı bir skala hakim. Filmde görünmesi gereken her şey görünüyor ve görünenin ötesi hissettiriliyor.

Bu filmin senaristi ve yönetmenin oyunculuktan gelmesi ve henüz ikinci filmini çekmiş olması beni hayrete düşürdü. Oyunculuk ve senaristlik gibi farklı kulvarlardan kariyerini ilerletmiş Leigh Whannell’i Testere serisinden hatırlayabilirsiniz. Gayet de başarılı bir oyuncu olan Leigh’in oyuncu psikolojisinden çok iyi anladığı için Logan Marshall-Green’i ustalıkla yönlendirdiğini düşünüyorum. Yönetmenin IMDb sayfasına baktığımızda oyunculuk, senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılığın yanında kamera ekiplerinde de yer aldığını gördüm. Sanırım kamera kullanımını filme hizmet eder hale getirme yeteneğini de bu süreçte edinmiş. Özellikle Stem’in Grey’i yönettiği sahnelerdeki robotik kamera hareketleri ve aksiyon sahnelerinde keskin hareketlerle hiç durmadan dinamik kamerası filmi özgün kılıyor.

Aynı bedende can gibi yaşayan Grey ve Stem’in ortaklığı, birbirlerine karşı olan mücadelesi seyir zevki yüksek bir biçimde sizi içine alıyor. Senaryo klişe olduğu için başta içeriği hakkında bilgi vermekten çekinmedim. Fakat emin olun verdiğim içerikten fazlası filmde var ve ters köşeleriyle başarılı bir şekilde işlenmiş.

Filmin cümlesi:

-İnsan neden sahte bir dünyada yaşamak istesin ki? Hiç anlamıyorum.

-Sahte dünya, gerçeğinden daha az acı verici çünkü.

 


Yazar Hakkında

Marmara Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu, Beykent Sinema'da Master öğrencisi. Çocukluğu televizyon izlemekle geçmiş, bir dönem tiyatro yapmış, lise yıllarında ise sinemaya kendini kaptırmıştır. Çektiği kısa filmleri, çekeceği sinema filmlerinin teminatı olarak görür. Şu an profesyonel olarak senaristlik, reklam yazarlığı, amatör olarak ise stand-up gösterileri ve film eleştirmenlliği yapmaktadır. Mizah ile ciddiyet arasındaki ince çizgiye kalın basmıştır. En büyük hayali güldürürken düşündürmek tabirini başarmaktır. Son zamanlarda sosyal medya belasına bulaşmıştır.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑