Analiz

Published on Ekim 25th, 2018 | by İrem Turhan

0

Zannettiğimiz Zaman: Kar Wai Wong

Share Button

Kar Wai Wong, sahip olduğu sinema dili ve uyguladığı kendine özgü teknik yöntemlerle tarz olarak ayrıştırılması kolay ve yine filmlerinin genelinde karşımıza çıkan sahnenin harmonisine uygun renk ve müzik kullanımı, zaman algısının subjektif değişkenliğinin teknik uygulamalarla aktarımı gibi becerileriyle de tanıdığımız bir yönetmendir. In The Mood For Love (Aşk Zamanı) filmiyle geniş kitlelerin beğenisini kazanan yönetmenin, Chungking Express (Hong Kong Ekspresi) filmi yapısal özellikler bakımından Aşk Zamanı ile benzer bir üsluba dayansa da içeriği ve filmin seyirciye sunduğu hikaye alt yapısı hususunda farklılıklar da  karşımıza çıkar. Kar Wai Wong’un bahsi geçtiğinde aklımıza ilk gelecek hususun zaman algısıyla hız tekniği vasıtasıyla oynamasının yanı sıra, filmlerinde sahnenin dramatik yapısına uygun devinimlerde müzik kullanımındaki yerindelik de bir diğer takdir unsurudur. Bu noktada, onun sinemasında karşımıza çıkan kuşkusuz ki en kendine has özellik, genellikle bütün filmlerinde uyguladığı step printig tekniğidir.

Komedi dizilerde sıklıkla rastladığımız gülme efekti, sahnenin içeriğindeki komedinin altını çizmek ve seyirciye bu durumun benimsetilmesi için kullanılan bir yöntemdir. Gelgelelim bu yöntem, filmler bünyesinde müziğin doğru kullanımı ve sahnenin akışına yapılan müdahaleler ile benimsetilebilir. Söz gelimi, bir karakteri özelleştirmek için arka plandaki kalabalığın hızlı çekim tekniğiyle bulanıklaştırılması veya sahnenin öneminin pekişmesi amacıyla yavaş çekim yönteminin tercih edilmesi akla gelen ilk örneklerdendir. Kar Wai Wong yapımlarındaki üslup ise yavaş ve hızlı çekimin kombinasyonu olarak karşımıza çıkar. Step printing tekniği olarak adlandırılan bu yöntemin uygulamasında ; sahne daha düşük kare hızında çekilir ve ardından iki veya üç misline kadar artırılarak saniyede yirmi dört kare olan normal formunda yansıtılır. Bu sayede zaman algısı subjektifleştirilerek bireysele odaklanılır ve seyirci de filmin çekimine bir özne duygusuyla kapılır.

Kar Wai Wong’u, kendi imzası manasına gelebilecek teknikleri ve hikaye tercihleri doğrultusunda iki başat filmi üzerinden irdeleyebiliriz. In the Mood for Love, hikayesi gereği aşık olmak ve sonrasında o hisleri kaybetmek üzerine kurulan bir sadakatsizliği gözler önüne serer. Bu bağlamda, her iki filmde de sevginin, acı yönleriyle yüzleşiriz. Aşk Zamanı’nda hem Mrs.Chan (Maggie Cheung) hem de Mr.Chow (Tony Chiu-Wai Leung) mağduru konumunda oldukları sadakatsizliği atlatabilmek için aşkın acı yanıyla yüzleşmekten kaçınırlar. Eşleri tarafından aldatılmanın hissettirdiği acı ve yoksunluğu , yine onların yaşadıkları üzerinden tedavi etmeye çalışırlar. Kendilerini başka bir sevgiye hazırlamaya empoze ederken birbirlerini intikam ya da misilleme öznesi olarak görmekten ziyade yaşadıklarının nedenini ve nasılını demonstre etmeye çabalarlar.

Chungking Express filminde, karşımıza tipik ve çoklu bağlantı esasına dayanan bir film çıkmaz. İzlediğimiz yapım, aslında iki ayrı fakat tamamen kopuk olmayan hikayeyi anlatan ama teknik yapısı gereği de bütünüyle iki ayrı film havası oluşturan bir yapıya sahiptir. Bu durumdaki en etkili faktörlerden biri de, birinci ve ikinci hikayenin anlatıldığı bölümlerde görüntü yönetmenlerinin farklı oluşudur. Bu sebeple filmi, birinci ve ikinci bölüm şeklinde ayırdığımızda bilhassa sinematografik açıdan birbiriyle ilişki kurmanın mümkünü zor olan iki ayrı minval karşımıza çıkar. Birinci bölümün görüntü yönetmeni Andrew Lau, kırmızı ve sarı renk tonlarının baskın olduğu canlı ve dikkati çeken bir yapıyı tercih ederken ikinci bölümde Christopher Doyle ile beraber karşımıza daha pastel bir yapı çıkar.

Zannedersek, gerçek olur mu ?

Mrs. Chan ve Mr.Chow’un, aşkın karanlık ve kendini gizleyen opak tarafıyla tanışmalarının duygusal olarak bu denli hasar yaratmasının sebebi, zannettikleri şeylerin öyle olmadığı fark etmelerinden kaynaklanır. Düzenli bir biçimde stabilize ettikleri yaşamlarının, kendilerini ikna ettikleri gibi olmadığının bilincine varmak zorunda kalmışlardır. Fakat yine bu durumu devam ettirip kendi aralarında sanılar oluştururlar. Nasıl aldatıldıklarını, karşı taraflarla yüzleşmelerini beraberce taklit etmeyi denerler. Bu noktada, birbirlerine  günbegün daha da bağlanırlar ya da öyle olduğunu zannetmek isterler. Hikayenin, kocaman harflerle yönelttiği bir soru mevcuttur: Aşık gibi davranmak, aşık olmaya yeter mi?

Chungking Express filmi ise PC 233 ve PC 633 yaka numaralı iki polisin sevgilileri tarafından terk edilmeleri sonrasında, yaşamlarında yeni bir sayfa açmaya çalışmalarını konu ediyor. İçine düştükleri bu durumdan ve sık sık uğradıkları “Midnight Express” adlı büfeden başka ortak özelliği olmayan iki karakterin öyküleri de film içinde herhangi bir ortaklığa sahip değil. Kısa kesişim noktaları olan bu iki hikayede, yine aşk kavramının kaçınılan yanlarına odaklanılır. Ayrılmak teması üzerinden ilerleyen hikayede, bahsettiğimiz kalıp devam ederek zannettiği yerden yanılmanın acısıyla yüzleşemez karakterlerimiz. 233 numaralı polis, ayrılığın yarattığı acıyı hapsetmek için konserve kutularını seçerken 633 numaralı polis, belirsiz bir bekleyişin içine hapsolmuştur. İlk hikayeye hakim olan kısmi aksiyon ikinci kısımda yerini tamamıyla romansa bırakır. Onun filmlerinden bahsederken hız ve zaman kavramlarını gündeme getirmenin yanında,  başka bir kavram daha belirginleşir: Sanılar.

233, acısını atlatmak için konserve kutularına bel bağlar; 633 ise Faye’nin onun hayatında yaptığı değişimlerden habersiz, kendini hala eskiye bağlı zanneder. Faye (Faye Wong), 633’ün (Tony Chiu-Wai Leung) öğle yemeklerinde ve hatta kahve tercihinde bile alternatife olan kapalılığı ve aynı düzene olan bağlılığına her gün şahit olduğu için ona fark ettirmeden onun hayatına girer.

Bu noktada, Faye’de kendini onun sevgilisi olarak var sayar ve hatta 633’ü terk eden kadının yerine koyar kendini.

Her iki filmi de birbirine bağlayan kavramın, “olması istenilen şeyleri olmuşçasına benimsemek “ fikri olduğu kanısına varmak işten bile değildir. Zannedilen şeyler realiteye dönüşebilir mi ya da öyle olacağını varsaymamız “Kaliforniya rüyalarına” tutunabilmek için yeterli midir?

Kar Wai Wong, bizi bu sorularla baş başa bırakır. O da filmleriyle, bu soruların cevaplarını ağaç kovuklarına fısıldar.

Eski zamanlarda, eğer birisinin kimseyle paylaşamayacağı bir sırrı olursa, bir dağın tepesine çıkar ve bir ağaç bulup içinde bir delik oyarak sırlarını oraya fısıldarmış. Ardından da çamurla kaplarmış ve sonsuza kadar sırrı orada kalırmış.”


Yazar Hakkında



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑