Climax (2018): Gaspar Noé’nin İnsanın Nefesini Kesen Bilinçaltı Terapisi

Freud insanın bilinçaltı durumlarını irdelerken jenital dönemde ve ergenlik döneminde bastırdığımız seks dürtülerimizden bahseder. Şu an hepimizin içinde bulunduğu dönem zaten, yani bitmeyen ergenlikten bahsediyorum. Ama arzularının esiri içinde kalmak istemeyen bilincimiz süperegoyu devreye sokup, “hayır, bunu yapma” demekle kalmıyor “ah hayır, bunu düşünme, utanmaz insan” da diyebiliyor. bir yandan id tarafından dürtüklenen sapkın fantezilerimiz, hastalıklı düşüncelerimiz … “onu öldüreceğim, diğerini becereceğim!” diğer taraftan “hayır! hayır hayır!!” diye çığlık atan süperegomuz. Bütün bunların hepsi bastırılmış, hiçbir zaman bilincimize, yani farkındalığımıza kadar gelememiş duygularımızdan oluşur. İşte Gaspar Noé, Climax filminde Freud’ un derin cinsel ve sapkın insan açıklamalarına kadar uzanıp bir grup dansçı ile güç olgusunu irdeliyor. Bunu yaparken milliyetçilik ve yalnızlık olgusunu farklı analizlerle masaya yatırıyor. Sinema tarihi açısından bir başyapıt diyebileceğimiz eserin bizde bıraktığı ize bakalım.

Filmin açılış sahnesinden sonraki sekanslara kadar uzanan psikolojik yapısını kritize ettiğimiz vakit, Fransız milliyetçiliği ile başlayan enteresan yapıyı görüyoruz. Godard’ ın 1970’lerde ‘Herşey Yolunda’ filminde denediği, filmi belgesel tadında verme heyecanı, Noe’ nin de kullandığı bir teknik olmuş. Dansçılardan oluşan grubun konuşmalarıyla başlayan ve ‘en iyi olma’ yolunda söyledikleri sözler ışığında devam eden sıradan geceyle kapılarını açıyor Climax. Ufkun sonunda ne olduğunu öngöremediğimiz dans gecesi içkilere konulan bir takım yabancı maddelerin etkisiyle çığrından çıkıp, faşizmin en karanlık en puslu anlarını suratımıza tokat gibi indiriyor. Peki bunu yaparken Gaspar Noé nerelerden besleniyor? Mesela annesi tarafından korunmak istenen bir çocuğun ölüm çığlığından. Siyahi ya da beyaz ırktan gel, gücün edimsel koşullanması karşılığında acımasız ruh haline bürünmek sıradan bir noktaya dönüşüyor. Her başlangıcın yeni başlangıçlara kapı açtığı dans gecesi, aslında yazının başında söylediğim bazı durumların net biçimde dışavurumuyla sonuçlanıyor. Bilinçaltında ‘hayır bunu yapma’ diyen süperego artık yok olup, bilincimiz id dediğimiz hayvani duygunun kontrolüne geçiyor. Aslında insanların birbiri içinde yaşadığı barış ruhu, sizin kendi öz bilincinizi ne denli geliştirdiğimizde ilgili! Vahşete doğru adım adım ilerlerken kendi içinizdeki cinsel sapkınlıkları da görüp, ‘acaba o gece ben de orada olsa idim ne yapardım?’ sorusunu kendimize kırk defa soruyoruz.

Gaspar Noé’nin Climax filmi sadece bir grup dansçının sahne gösterisinden ibaret aslında. Hayatın görünen show yüzünü bizlere aktaran aykırı yönetmen, bu dansların ritmindeki acımasız ruh yapısını da irdeliyor. Şimdi bir dans figürünü hayal edin; oluşturduğunuz her şekilde ayrı bir labirent gibi duruyorsunuz. İşte filmin ilerleyen bölümlerindeki labirentler; işkencelerin, sapık ruhlu acımasız kişiliklerin doğuşuyla aydınlanıyor. Noe diyor ki; bak ben filmin girişinde karlar üzerinde yatan bir kadını sana gösteriyorum, sen bundan duygusal bir yalnızlık bulmaya çalışıyorsun, ama hayır hayır, ben buradan sana az sonra yaşanacak vahşetin bitimini gösteriyorum! İşte bizim filme karşı bakış açımızla daha ilk kareden adeta psikolojik olarak alay ediyor yönetmen. Filmin faşizmi övdüğüne dair abuk yazılar da okudum piyasada. Film halen vizyonda ve gösterimlerine devam ediyor. Fransız bayrağının rengi altında toplanan sözümona sanatçı ruhlu insanların kirli yüzleri, içimizde bir yerde varolan faşist duyguların her an ortaya çıkabileceği gerçeğini gösteriyor. Bunu anlayamamak, sinema estetiğinden bi’haber olmak demektir aslında. Ben burada yönetmenin kült bir filme imza attığını açıkça duyururum. Freudyen olguların ışığında filme bakar isek, bir yerde yaşanılan vahşete sessiz kalan yığınlar, az sonra kendi yaşayacakları vahşetin doğuşuna tanıklık ediyorlar. Zaten ölüm sahnelerinde, kaçış olgularında bunların tamamını rahatlıkla izliyoruz.

Gaspar Noé; sosyal dünyadaki insanları, kendisini içinde bulunduğu dünyadan soyutlamaya çalışan uyuşturucu bağımlısı dansçı karakterlerle bile, keskin biçimde yüzleştiriyor. Irksal ya da cinsel farklılık, yani toplumda ezilmiş olmak, insanın ilkel, ölümcül duygularını yok etmiyor. Koruma iç güdüsü aslında yok etme arzusudur, diyor Noé. Climax yarattığı dünyadaki labirentlerle, en ağır hayvani duygularıyla tanıştırıyor insanları. 5 sayfalık senaryodan böylesi çarpıcı bir gerilim yaratmak başlı başlına bir mucize!

yasam.kaya@gmail.com

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Lean On Pete (2017): 37. İstanbul Film Festivali’nde Görsel Şaheser

Andrew Haigh yeni filmi Lean On Pete ile 37. İstanbul Film Festivali’nin...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir