Çeviri

Published on Kasım 8th, 2018 | by Merve Düzelten

0

Gerald’s Game: Mike Flanagan, Stephen King’in “Filmi Yapılamaz” Kitabını Nasıl Film Yaptı?

Share Button

‘Kitabın yazıldığı gibi uyarlanması imkansız.’  -Mike Flanagan (yönetmen)

Jack Shepherd (The Independent):

Yakın zamanda sinemaya gittiniz mi? Öyleyse Stephen King’in uyarlamalarının şimdilerde revaçta olduğunu muhtemelen biliyorsunuzdur.

En son It, gişe rekorları kırmıştı. Bu yılın başlarında da The Dark Tower (Kara Kule) dünya çapında birçok yerde gösterime girdi.

King aynı zamanda TV ekranlarında da bir hakimiyet kurdu. Yine bu yılın başında The Mist vardı. Başrolünde Brenda Gleeson’ın olduğu Mr.Mercedes, yayın hayatına devam ediyor. Bu yılın sonuna doğru ise Castle Rock – yapımcısı JJ Abrams’tır- nihayet yayınlanıyor olacak.

Netflix, şimdilerde ‘King ateşi’nden yararlanmak istiyor. 20 Ekim’de Zak Hilditch’in uyarlaması, 1922’deki Amerika topraklarına gelin! Ama ondan önce eleştirmenlerin şimdiden göz alıcı yorumlar yaptığı Gerald’s Game geliyor.

Film, evliliklerini küçük fantezilerle canlandırmak için gözlerden uzak bir yere tatile giden evli bire çifte (‘Jessie’-Carla Gugino ve ‘Gerald’-Bruce Greenwood) odaklanıyor.

Gerald, karısının bilgisi olmadan fantezilerini gerçekleştirmek için yanında bir kelepçe getiriyor ve karısını yatağa bağlıyor. Ama maalesef Gerald bir anda kalp krizi geçiriyor ve karısı Jessie’yi kelepçelerden katiyen kurtulamaz bir halde yatakta bırakıyor.

Şimdi bütün bunlar hikayenin ilk 10 dakikasında yaşanıyor, hikayenin geri kalanında Jessie yatağa bağlı bir şekilde. Peki, başrolünüz bir yatağa sıkışıp kalmışken, 90 dakikalık bir süreyi nasıl doldurursunuz?

Bir şekilde yönetmen Mike Flanagan ‘imkansız’ diye düşünülen, ‘filmi çekilemez’ denilen kitabın, kitapla bağlantılı bir şekilde filmini çekmeyi başardı.

Flanagan – Ouija: Origin of Evil, Before I Wake ve Oculus korku filmlerinin de yönetmenidir. – nasıl etkileyici bir ustalıkla bunun üstesinden geldi?

The Independent, bu sorunun cevabını bulmak için yönetmen Mike Flanagan ve yapımcı Trevor Macy ile birlikte görüştü.

Jack Shepherd: Selam beyler. Umarım iyisinizdir.

Trevor Macy: Jetlag’den kurtulduğum zaman iyi olacağım.

Mike Flanagan: Ben Atlanta’dan geliyorum. Orada Shirley Jackson’ın korku-dram romanından uyarladığımız yeni bir Netflix dizisi, The Haunting of Hill House’u çekiyoruz. Romanı okudun mu hiç?

J.S.: Korkarım okumadım.

Trevor: ABD’de, deniz aşırı ülkelerden daha iyi bilindiğini düşünüyorum. Shirley Jackson, kitabı 1959’da yazmıştı. Sanırım Stephen King, roman hakkında ’20. yüzyılın en iyi korku romanı’ demişti. Sonrasında 1963’te Robert Wise tarafından The Haunting adıyla filme uyarlanmıştı.

Mike: Sonrasında Jan de Bont da 1999’da bir versiyonunu çekmişti, onu söylemedik…

J.S.: Senin versiyonunu sabırsızlıkla bekliyorum! Gerald’s Game oldukça başarılı görünüyor. Seni bu hikayeye çeken şey neydi peki?

Mike: 19 yaşından beri bu hikayeyi film yapmak istiyordum. Stephen King fanatiğiyimdir. Üniversitedeyken, kitabı okuduğumda kitabın mükemmel olduğunu ama filminin çekilemeyeceğini düşünüyordum. Hayatımın yarısı bu filmi çekmeye çalışmakla geçti.

J.S.: Uyarlama hakkında birkaç kişiyle konuştum ve onlar –kitabı okuyarak- tutarlı bir filmin yapılabileceğine inanamadılar.

Mike: Kitabın yazıldığı gibi uyarlanması gerçekten imkansız. Böylesine güzel bir hikayeyi, ona sadık kalarak filme dönüştürmek için bir mekanizma bulmak zorundaydık. Gerald, 10.sayfada ölüyor ve hikayenin geri kalanı Jessie’nin zihninde olup bitiyor. Film, bilincin akışına dönüşüyor. Bizim için bu işin hilesi, filmi görüntü olarak ilginçleştirmeye çalışmaktı. Ortaya attığımız şey, Gerald’ı filmde tutabilmek için onu iç monologdan çıkarıp bir dış monolog olmasını sağlamaktı. Gerçekten zordu.

Trevor: Kitapta, Jessie’nin geçmişinin ve kişiliğinin yönelimini en iyi şekilde tanımlayabilecek karakterler var. Filmde bunu görsel bir kanala sokuyoruz.

J.S.: Bu iki başrole çok odaklanılmış. Rol dağılımı süreci nasıldı?

Mike: Stephen King aslında Bruce Greenwood’u önerdi. Bruce, Stephen’in yazdığı ve yapımcılığını yaptığı Ghost Brothers of Darkland County müzikalinde rol almıştı. The Sweet Hereafter‘da gördüğümde Bruce’u çok sevdim. Carla’yı bulmak biraz daha zordu. Rol, bir aktör ya da aktris için ya karşı konulamazdı ya da sizi bunun için başından savardı. Başrolün, gerilimli ve kelepçelerden dolayı savunmasız durumundan dolayı sonuç vermeyen bütün fikirleri gözden geçirdik. Carla, Bruce’tan bir süre sonra geldi ve filmi de karakteri de sahipleniverdi.

Trevor: Carla çok meşguldü ve programında bizim için yer açtığı için gerçekten çok şanslıyız. Projeyi tutkuyla kucakladı, gerçekten çok heyecan vericiydi.

J.S.: Şimdilerde çok fazla Stephen King uyarlaması yapılıyor. Sizce neden böyle?

Mike: Bu güzel bir tesadüf. Film yapımcıları her zaman onun çalışmalarını uyarlıyorlardı zaten ama bir yıl içerisinde hiç bu kadar uyarlama yapılmamıştı. Bence bu mükemmel. Bir hayran olarak, bu olağanüstü. Sonraki Stephen King uyarlamasını görmek için yapmam gereken tek şey sadece birkaç hafta beklemek.

J.S: Kendisiyle tanıştınız mı?

Mike: Hayır, tanışmadım. Onunla konuşmadım bile. Ama çok isterdim. Stephen, filmi gördükten sonra mailleştik ve hayatımın en büyük fanboy (1) anlarından biriydi.

J.S.: Film hakkında ne düşüyor peki?

Mike: Filme bayıldı. Ciddi anlamda, mailini yazdırdım, çerçevelettim ve misafir odama koydum.

Trevor: Gerçekten çok destekçiydi. Ona çalışmamızın kaba kurgusunu gönderdik ve anında ne kadar başarılı olduğundan bahsettiği bir tweet paylaştı. Stephen’a bir şeyler göndermek takdir edersiniz ki biraz stresli oluyor. Ama belli ki, siz bir işe başladığınız zaman, Stephen her zaman yanınızda sizinle beraber yürüyor. Kendi çalışmalarının uyarlamalarını her zaman ilgiyle takip ediyor. Olaylara karşı çok pratik bir yaklaşımı var –ki bu benim çok takdir ettiğim bir şey.

J.S.: Bir fikir vermesi için diğer uyarlamalarına da göz attınız mı?

Mike: Ben hepsini izledim.

Trevor: Kesinlikle hepsini biliyor. Satır satır…

Mike: Ve bir Stephen King uyarlamasının güneye doğru kaymasının ne kadar hayal kırıklığı yaratabileceğini de biliyorum. O yüzden asla o yığının içinde olmak istemedik. İyi bir uyarlama yapabilmek bizim için her zaman öncelikti. Yani eğer Stephen’i memnun edebilirsek –ki uyarlamalarını çok eleştirir- ve hayranları tatmin edebilirsek o zaman doğru yerdeyiz demektir. Ama evet hepsini izledim yine de!

J.S.: Diğer projeleriniz, Hush ve Before I Wake’i de Netflix’te yayınlamıştınız.

Trevor: Before I Wake, Birleşik Krallık’ta Netflix’te yayınlandı. O zamanlar, bağımsız olarak yaptığımız ama bittiğinde Netflix tarafından satın alınan Hush’ı yapıyorduk. Gerald’s Game’de de senaryo aşamasında bizimle birlikteydiler.

J.S.: Bu filmlerin sinemada görülmemeleri konusunda ne hissediyorsunuz?

Mike: Sinema salonlarının hemen o anda büyük oranda izleyiciyi misafir ettiği doğru ama eminim Oculus’un sinemadaki gösterimine gelen insan sayısı, Hush’ı Netflix’te izleyen insanların sayısından daha azdır. Tabii ki her zaman sinemada gösterilen bir versiyonunu yayınlamadığım için ağıtlar yakacağım ama Netflix de, bir filmi, bir diziyi ya da herhangi bir şeyi nasıl izlediğimizi değiştiren bir dalga oldu. Bunun bir parçası olmak gerçekten güzel. Sinema versiyonu harika bir fikir ama aklı başında kimse bu filmin sinema versiyonunu yapmamızı istemezdi.

Trevor: Filmin konseptini anlamak kolay. Ama başrolün, yüzde 90’ında yatağa bağlı olduğu bir film yapmayı hayal edin. İnsanların gözleri kararıyor. Bu film için öne atılmak, Netflix için cesur bir karardı. Elbette beraber çok güzel şeyler deneyimledik ama yine de bunu yapmak için gösterdikleri cesarete her defasında hayran kalıyorum. Bu harika bir film, peki nasıl satacaksınız? Diğer filmlerimiz ve Netflix’in diğer türdeki çalışmalara bağlılığı sayesinde Netflix üzerinden büyük bir izleyici kitlesi bulacağımızı düşünüyorum. Benim de her zaman içimde sinema gösterimi yapmak vardı ama zaten BFI’de (Britanya Film Akademisi) ve Amerika’daki festivallerde gösteriyoruz. Bu ve artı olarak Netflix’in itme gücü, ‘sadece birkaç ekranda gösterilme’ye ağır basıyor.

J.S.: Filmi yaparken, insanların telefonlarından izleyebileceğinin bilincinde miydiniz? Bu filmin belli başlı unsurlarını etkiledi mi?

Mike: İnsanların filmleri telefonlarından veya tabletlerinden izledikleri gerçeğinden hoşlanmıyorum. Kalbime ağrılar giriyor. Bu yüzden yaptığım film sinemalarda gösterilmeyecek olsa bile her zaman sinematik olmasını istemişimdir.

Trevor: Eğer Mike’ın bahsettiği yaparsanız insanların filmi nerede izlediklerine bakmaksızın, filminiz sinematik bir deneyim oluşturur. Sound mix’inizi farklı yaparsınız, çünkü öyle gerekiyordur. Kaliteli bir sinema filmi deneyimi yaşatmak için ortaya atılan fikirler ise başka bir olaydır. Sinemaya gitme ya da evde seyretme karşılıklı olarak münhasır değildir zaten. Netflix’e abone olmayan bir film meraklısına pek rastlamadım. Bu, daha az sinemaya gideceğim anlamına gelmez tabii ki ama böyle bir eğlenceyi nasıl ‘tükettiğimin’ bir göstergesi sadece.

J.S.: Yapımcı olarak projeye nasıl bir katkın oldu? Daha çok işbirliği miydi, yoksa ‘Bırakayım da Mike istediğini yapsın’ mı dedin?

Trevor: Buna cevap vermek ister misin? (Gülüşmeler) 5 yılda 5 film yaptık beraber ve yeni bir diziye de girişmek üzereyiz. Gerçekte kreatif bir işbirliğimiz var gelecekte de olacağını öngörebilirim.

Mike: Yapımcının filmin her şeyiyle ilgilendiğini bildiğim için harika bir pozisyondayım. Bu ritmi Oculus’ta geliştirdik. Yapımcının bütçeyle veya çalışma saatleriyle ilgilendiği ama filmle ilgilenmediği yerde problemler başlayabiliyor. Ama Trevor her zaman filmle ilgileniyordu. Özellikle Gerald’s Game çekilirken yeterince paramız ya da zamanımız yoktu ve gerçekten zor zamanlardı. Onun gibi biri olmadan başaramazdık.

J.S.: Düşük bütçeli korku filmleriyle başlayıp, şimdilerde etkileyici bütçelerle film yapan birçok yönetmen var. Böyle bir şey yapmak ilginizi çeker miydi?

Mike: Eğer biri elime bir ışın kılıcı tutuşturursa hayır demem! Ama aynı zamanda o dünyada birçok risk var. Birçok yönetmen satış hakkını elinde tuttukları filmleriyle böylesine büyük bütçeli işlerin içine girdiklerinde yaptıkları şey önemini kaybediyor. Franchising işini başkalarına verip üstüne üstlük bu kişileri de kontrol edebileceklerini sanıyorlar, kontrol edemediklerinde de mırın kırın ediyorlar. Birisinin sırf bu yüzden kovulması eskiden çok sık duyulan bir şey değildi ama şimdi, sürekli oluyor. Şu anki bütçe seviyem konusunda açıkçası çok rahatım. İstediğim filmi çekebilirim.

J.S.: Düşük bütçeli filmler hala iyi iş çıkarıyor, mesela Get Out’a bakın. Korku, işi götürüyor gibi görünüyor. Neden peki? Korku filmi yapmak daha mı ucuz?

Trevor: Ortalama bir bilim-kurgu filmi ya da aksiyon filmi yapmaktan daha ucuz elbette. Ama aynı zamanda korkunun neredeyse kahkaha attırmak kadar zorlayıcı olduğunu düşünüyorum. Bir odaya bir sürü insan alıp içinden birini güldürdüğünüzü düşünün. Gülümsemek veya gülmek bulaşıcıdır ve biri güldüğünde diğeri de gülecektir. Korku ya da gerilim, ne derseniz deyin fark etmez. Eğer zeki bir yönetmenseniz, tonlarca para harcamadan bu gerilimi yaratabilirsiniz. Bu, bu işin bir parçası. Ama aynı zamanda kitleler daha fazla gelişiyor, daha fazla kafalarını çalıştırıyorlar. Artık gençlerle ilgili bir film yaparken, kenarından kıyısından geçemiyorsunuz işin, tamamıyla karaktere derin bir dalış yapmak gerekiyor.

J.S.: Son zamanlarda izlediğiniz en çağdaş korku/gerilim filmi sizce hangisiydi?

Mike: Get Out kesinlikle. Oz Perkins’in The Blackcoat’s Daughter filmini de çok beğenmiştim.

Trevor: Benim favorim muhtemelen, André Øvredal’in The Autopsy of Jane Done filmi olurdu. It’i de gerçekten çok beğenmiştim. Çocuklar mükemmel bir iş çıkarmışlar.

J.S.: Evet onlar filmin en iyi kısmıydı. Hatta jump scare (2)’lerden de daha iyiydiler.

Mike: Jump scare’lerden (ani korkutma sahneleri) nefret ederim. Onlardan kaçınmak istedik bu filmde.

Trevor: Umarız bizi bunun için oturduğun sandalyeden azarlarsın!

Jack Shepherd, 28 Eylül 2017, 16:15

1: Bir insana hayran olmak ve hayatını örnek almak. Eserlerinin her birini ilgiyle takip etmek. Bu terim erkekler için kullanılır. Kadınlar için ‘fangirl’ kullanılır.

2: Seyircileri aniden korkutmayı amaçlayan bir korku film taktiği. Aynı zamanda film veya video izlerken ya da günlük hayatta, aniden ortaya çıkan korku unsuru dolayısıyla deyim yerindeyse ‘korkudan yerinden zıplayarak’ çığlık atma eylemine de denir.

Kaynak: https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/films/features/geralds-game-mike-flanagan-stephen-king-unfilmable-book-movie-netflix-trevor-macy-director-producer-a7972651.html


Yazar Hakkında

94'te Kocaeli'de doğdum. Dişimdeki domates kabuğunun kusuruna bakmayın. Ben de memnun oldum.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑