Avengers Sonsuzluk Savaşı (2018) – Soykırımcı Bir Manyak mı, Utilitaryan Bir Nihilist mi?

Öncelikle belirtmeliyim ki süper-kahraman filmlerine analiz veya eleştiri yazısı yazmayı bugüne kadar hiç düşünmemiştim.Bu yazıyı, küçüklükten itibaren bizleri farklı dünyalara götürerek yaşamlarımızı renklendirmiş, cesaretlendirmiş ve gün sonunda en önemlisi, bizi mutlu etmiş efsanevi çizgiroman yaratıcısı Stan Lee için kaleme aldım. Birçok karakterin yaratıcısı olan Stan Lee, hem mitoloji hem de bilimkurguyu mükemmel harmanlamış bir efsane. Olmasaydı belki de eğlence anlayışımızda çok çok büyük farklılıklar olabilirdi. Huzur içinde uyu Stan Lee.

Yönetmenliğini Russo kardeşlerin yaptığı Marvel Sinematik Evreni’nin son Avengers filmi olan Sonsuzluk Savaşı; hem hayran kitlesine hem de sinemaseverlere klasik süper-kahraman filmlerine oranla daha çoğunu vadeden bir yapım. Felsefi boyutun yoğunluğu bu filmde kahramanlık mizahının önüne geçmiş durumda ve “kötü” karakterimiz şimdiye kadar ki en büyük tekil tehdit olan yüce titan Thanos (Josh Brolin). Birçoklarına göre Marvel evreninin en iyi filmi olan bu yapım, Thanos’un gezegenlerde, daha doğrusu yaşam sistemlerinde baş göstermiş olan kaynak yetersizliğini önleyebilmek için evrendeki yaşamın, ayrım göstermeksizin, dengeli bir biçimde yarıya düşürülmesi gerektiğine inanması üzerine harekete geçmesini konu alıyor. Bunun için de Thanos’un evren oluşurken olan patlamada (Big Bang) uzaya saçılmış altı sonsuzluk taşını toplayıp kullanması gerekmektedir. Zira gezegen gezegen gezerek katliam yapıp nüfusu yarıya düşüren Thanos için taşları kullanmak en kısa yoldur. Bu noktada filmin çok başarılı olmasının ana sebebi diğer bütün galaksimizi ve evrenimizi korumaya çalışan süperkahramanlarımız değil, Thanos’un geçmişi, kişiliğini oluşturan felsefi zihniyeti ve davranışlarının beyaz perdeye derin bir şekilde aktarılmış olmasından kaynaklanmaktadır.

Yüce Titan’ın kişiliğine baktığımızda, ilk olarak makyavel bir tavır söz konusudur. Heybetli Titan için amaca giden her yol mübahtır. Amacı uğruna yaptığı çoğu katliam ve üzüntüye fedakarlık olarak bakmaktadır. Nüfusu yarıya indirdiği her gezegenden evlatlık edinen ve evlatlarını kendi amacı uğrunda yetiştirerek Black Order’ı kuran Thanos için, belki de yaratılışından ötürü güçlü olmasından kaynaklı olsa gerek, yaptıklarının hepsinin doğru olduğunu düşünmektedir. Bütün yolların meşru olduğunu düşünen ve çok güçlü bir varlık olan bu titanın motivasyonu ise birçok canlıya soykırım yapıyor olsa da “greater good” olarak gelecek nesillere yeten doğal kaynak sağlamaktır. Yeterli kaynak için yaptığını düşündüğümüz bu ilk senaryoda, bu katliamlarda ölen canlıların eylemlerine de fedakarlık demesi, evrenin geleceğini düşünmesinden kaynaklıdır. Ölümler için, ki Gamora sahnesinde de görmüştük, Thanos içten içe yas tutmaktadır. O zaman “kötü karakter” Thanos’a, bir eylemin yarar sağladığı sürece doğru olduğuna inanılan düşünce olan Utilitaryan diyebiliriz. Fakat bu iyimser senaryodan sonra, ikinci durumu düşünmeye başladığımızda durum epey kötüleşmeye başlıyor.

Henüz ilk filmde çok üzerinde durulmamış olsa da, filmin çoğu bölümünü oluşturan çizgi romanı Infinity Gauntlet sayısında, Thanos’un nihilist bir kişiliğe sahip olduğu anlatılmaktadır. Thanos’un nihilist kişiliği olduğu düşünüldüğünde ve yaşamın varoluş olarak bir anlamı olmadığını varsaydığımızda, işlediği suçlar için bir suçluluk psikolojisine girmemesi pek mümkün. Çünkü nihilistlere göre yaşam, üzerine anlam kurulamayacak kadar değersiz ve var olması yük olan bir şeydir. Yokluğa inanan titan, filmde henüz bahsedilmemiş olsa da çizgiromanında bir kadın vücudunda gözüken Ölüm’e aşık ve onun zevkle evrende canlı yaşamına son vermesi için evrenin düzene girmesi ve onu etkileyebilmek için katliamlar yapmaktadır. Bu noktada varoluşsal olarak Thanos’un ikilemler yaşadığını ve bu nedenle acı çektiğini düşünebilmekteyiz çünkü nüfus fazlalığı yüzünden kaynakların kuruduğunu ve gelecek nesillerin daha iyi yaşaması için gerekli olan temiz çevre ve yeterli kaynaklar için evrendeki yaşamın yarısını yok etmek isteyen ve gün sonunda “minnettar” bir gökyüzüne bakıp huzur arayan bir kişi için, yaptıkları gerçekten de nihilist kişiliğiyle tam olarak örtüşmemektedir. Burada ikinci bir durum ise, nihilist olan bir kişi, yaşamının anlamının olmadığını düşünebilir lakin yaşamının başkalarının yaşamından daha anlamlı olduğunu düşünmemesi de gerekmektedir. Üçüncü bir durum da, hayatını anlamsız bulan bir nihilist, Ölüm’ü etkileyerek elde etmek istiyor ki bu da hayatına anlam katmaya çalıştığının bir diğer kanıtı.

İkilemler düşünüldüğünde Thanos, bunların hiçbirini ne “greater good” ne de nihilist kişiliği için yapmaktadır çünkü zıtlıklar yüzünden yaptıklarını belirli bir mantık çerçevesine oturtamıyoruz. “Denge” adı altında soykırım yapan bir çılgın veya sadece yaptıklarından sonra olacakları gözlemlemek isteyen bir kişi olması daha olası bir durumdur. Binlerce yıldır evrendeki en güçlü varlıklardan biri olmak, elindeki gücü kullanmak istemesine yol açabilir ve elinde güç bulunan kişilerin istediğini yapabilme özgürlüğünü düşünmesi tam olarak onu zorba yapar.

Filmi mükemmelleştiren ve yaptıklarını bazen içten içe takdir edip çoğu zaman kızdığımız Thanos dışında, motivasyonu en yüksek olan ikinci karakter Asgaardlı Thor (Chris Hemsworth). Her şeyini kaybetmiş birinin korkusunun kalmaması mottosu sinemaseverleri çok iyi sürüklemekte ve olay örgüsünde tonla süper-kahraman olmasına rağmen gözlerimiz bu adamın intikamını ne zaman alacağını beklemekle geçmektedir.

“Yaşayanlar bunu akıllarından çıkarmasınlar! Her insan, kendi kıymetini yaşamalı, ve herkes geri gelebilmek için kıymet kazanmalıdır.” Stan Lee

Diğer yazıları Ozan Kaan Üreten

Mine Vaganti (2010) – İmkansız Aşklar Asla Ölmez

Ferzan Özpetek’in Serseri Mayınlar’ına , deyim yerindeyse duygu roller-coasterı denilebilir. Komedi ve...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir