Hitchcock / Truffaut: Film Çekmeyi Eğlenceli ve Edebi Kılma

Sıkı bir sinemasever ya da sinefilin rafında mutlaka birkaç tane de olsa sinema kitabı bulunur. Bazen Tarkovski’nin Mühürlenmiş Zaman‘ı bazen de Michael Ryan ve Douglass Kellner’ın çığır açan Politik Kamera‘sı karşılar bizi o raflarda. Ha yok sinema bilmek, artık bir takıntı haline gelmişse, James Monaco’nun Bir Film Nasıl Okunur‘undan Rekin Teksoy’un 2 ciltlik, hem içeriğiyle hem dışıyla ağırlığını koyan Sinema Tarihi‘ne kadar ulaşmak mümkündür. Böylesine zengin bir teknik bilgi ve ustaların birikimlerinin elimizin altında olmasının şüphesiz cazip bir tarafı var. Ancak bu tür kitaplar beraberinde, ”kurgu-dışı olma” gibi bir dezavantajı da taşıyorlar. Bu yönlerinden dolayı da bazen o koca kitaplar raflarda çok uzun süre, hatta ambalajı açılmamış bir şekilde durabiliyorlar. Zira boş bir vakitte, keyif almak istendiğinde okunmak için o kadar da ideal durmuyorlar. Sinema da böyle değil midir çoğu zaman? Alınan estetik hazdan çok filmin sürükleyiciliğinin ve akıcılığının verdiği ”keyif” daha ön plandadır değil mi?

Ünlü Fransız Yeni Dalga yönetmeni François Truffaut’nun, ”şüphenin ustası” Alfred Hitchcock’la gerçekleştirdiği uzun söyleşiyi içeren Hitchcock/ Truffaut sinema kitapları içerisindeki bu eksiği bir anlamda kapatıyor. Hitchcock /Truffaut, iki yönetmenin 3 gün süren, gerek sinemaya dair görüşleri gerekse de Hitchcock’un filmlerini sahne sahne, çekim çekim analizlerine dair eşi benzeri zor bulunan bir kitap. Çünkü kitap, Yaşar Kemal’in ”bal gibi edebiyat” dediği stile ve gerçekten de okuması çok keyifli bir seviyeye ulaşıyor. Ya da şöyle diyelim: Bu kitap sinema kitabı olmasına rağmen uzanarak bile okunabiliyor!

Truffaut, bu ünlü gerilim üstadını tüm dünyanın sinemacılarına ve sinemaseverlerine tanıtmak için böyle bir çalışma izlemiş. Hani günümüzde röportajların çoğu ”Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?” sorusuyla başlıyor ya işte bu kitap sadece bu soru üzerine şekilleniyor ve Hitchcock sinema yönünü tanıtırken kendisini de anlatıyor. İlk dönem filmlerinden başlıyor, Hırsız Kız’a kadar (Marnie) yani 40 yıllık koca sinema kariyerini önümüze sunuyor Hitchcock. Üstelik bunları anlatırken de son derece sakin ve esprili…

Kitapta François Truffaut, hepimizin bildiği o klasik mülakat (röportaj) formatından biraz daha esnek bir yapıda konuşuyor. Elbette soru-cevap faslı var ama bu daha çok Hitchcock’un bir filmini izledikten sonra onu yakalayıp söyleşide merak ettiklerini soran bir seyirci gibi gelişiyor. Dahası Truffaut, Cahieurs du Cinema kimliğini yani sinema eleştirmeni tarafıyla, filmleri birer birer analiz edip eksik kalan yerleri sormak yerine, ulaştığı varsayımları Hitchcock’la paylaşmayı tercih ediyor. Zaman zaman filmlerinden bazı detayları beğenmediğini de açık açık ama nazik bir dille itiraf ediyor. Hitchcock da bazen Truffaut’ya katılmadığını yine aynı seviye ve nezaketle belirtiyor. Bu bile Hitch amcanın, filmleri kadar ikili arasındaki  sohbeti de yer yer daha gerilimli bir hale getiriyor. Çünkü bilirsiniz mülakatta pek öyle ”Ya filminizin şurasını beğenmedim” ya da ”Ben bu konuda size katılmıyorum” diyen birilerini bulamazsınız. Ne hikmetse bu eserde böylesine bir şeffaflık ve tam anlamıyla ”keyifli” bir sohbete tanık olmak hem sinema açısından hem de edebi açıdan oldukça verimli geçirtiyor zamanı.

Tabi bu keyifli sohbetin yanı sıra Hitchcock’un mühendislikten gelen pratik zekasını kullanması, işin sanatsal yönünden ziyade tekniğini kafaya takarak sahne düzenlemesini (mizansen), kamerayı ve hatta oyuncuları ona göre ayarlamasını daha net görebiliyoruz. Zaten Hitchcock’un sinemasal dehasının altında yatan birincil faktör de bu aslında: ”Ben filmlerimde hayattan bir dilim anlatmam, pastadan bir dilim anlatırım.” Yani anlatmaktan çok göstermek istediğini söylüyor üstat. Bunun dışında çok önemli 2 görüşü daha var ki gerçekten sinemanın diğer sanatlardan ayrılan yönüne selam çakıyor gibi:

  1. ”Mantıklı olalım. Eğer her şeyi akla yakınlık ve inanırlık terimleriyle tahlil edecekseniz, kurmaca hiçbir senaryo bu yaklaşımla başa çıkamaz, ancak belgesel yapabilirsiniz.”
  2. ”Bence bir senaryo yazarının en büyük ayıplarından birisi, herhangi bir güçlükle karşılaştığı zaman, ‘Bunu bir dizi diyalogla hallederiz diye düşünmesidir.’ diye düşünmesidir. Diyalog, aslında öyküyü gözleriyle anlatan insanların ağzından döküleni diğer tüm seslerin arasında herhangi bir ses olmalıdır.”

Pekala, sinema böyledir böyle yapılmadır gibi bir sonuç çıkmasın buradan ancak Hitchcock’un bu 2 özel görüşü, sinemanın bizleri dış dünyadan nasıl soyutladığına ve dinlediğimiz hikayelerin sinema olması için görsel anlatıma ne denli ihtiyaç duyulduğunu kanıtlar nitelikte. Ve bunun gibi ”Kötü adam ne kadar başarılıysa film de o kadar başarılıdır.”, ”Seyirciyi ne kadar eğlendirmişseniz, mutsuz sonu da kabul edecektir.” gibi kendisiyle özdeşleşmiş ve günümüz sinema tekniğine bile yerleştiğini hissettiren sözlerine rastlamak mümkün.

Daha pek çok metafor, pek çok bakış açısı ve sadece Hitchcock’un değil, Truffaut’nun da sinema ve hayata bakışına dair pek çok anekdot bu kitapta mevcut. Öyle ki kitabı bitirdiğiniz zaman keşke Truffaut, Godard, Fellini ve Bunuel gibi yönetmenlerle de böyle ‘kitaplık’ söyleşiler gerçekleştirseymiş diye hayıflanabilirsiniz. Neyse başta da dediğimiz gibi, raflarımızda o kalın ve zengin bir enformasyona sahip sinema kitapların, orada olmasından büyük bir haz alarız ve bununla iftihar ederiz. Ancak ortada ciddi bir çalışma ya da araştırma yoksa onlardan birini alıp incelemek de maalesef biraz zaman alır. Soluksuz bir şekilde bitirilemez. Ancak Hitchcock/ Truffaut, tüm bunlardan farklı olarak hem size sinema sanatı ve tekniğine dair pratik bilgileri, hem Hitchcock’un hem de Truffaut’yu önünüze serme açısından ve rahatça hatta uzanarak okunması açısından büyük bir avantaj sağlıyor. Ha sırf bu avantajı elde ettiniz diye sıfırdan girmek yok tabi mevzuya. En azından 5-6 tane Hitchcock filmini izledikten sonra bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Zira bir olayı, bir manzarayı hatta bir kişiliği betimleyip, karşı tarafa aktarmak o kadar zor değildir. Fakat ne zaman ki bu anlattıklarınız, bir film çekimine bir set deneyimine dönüşmüştür o zaman bir ön hazırlık gereklidir. Son olarak Kent Jones, 2015 yılında bu kitabı 80 dakikalık bir belgesel haline de getirmişti. Kitaptan çarpıcı kısımların yanı sıra özel ses kayıtları ve video görüntüler de yer alıyor belgeselde.

Dipnot: Ülkemizde bu güzel eseri, 1987 yılında ilk kez Afa Yayınları basıp çevirmişti. 2018 yılında bizlerle yeniden buluşturan Hayek Kitap’a da sonsuz teşekkürlerimizi sunalım. 

 

Diğer yazıları Furkan Erkan

Talk Radio: Konuşan Radyolar, Konuşan Toplumlar

Howard Beale. Sidney Lumet imzalı Network filminden tanırsınız onu. Senaryo itibarıyla TV...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir