Robin Hood (2018)

Robin Hood’un kahramanlık ve haksızlığa  başkaldırı ile yazılan hikayesi defalarca beyazperdeye uyarlandı ve her daim seyirci tarafından çok sevilip benimsenen bir hikaye oldu. Komedisi hatta çocuklar için Robin’in tilki olduğu bir çizgi film versiyonu bile yapıldı. Bu hafta vizyonda olan son uyarlamanın başrolü Kingsman’den hatırlayacağınız Taron Egerton’a verilmiş. Yönetmeni ise birkaç dizi bölümü hariç pek adı sanı duyulmamış Otto Bathurst.

Daha önceki versiyonlardan Kevin Reynolds tarafından yönetilen 1991 tarihli film Robin’in çocukluk aşkı Marian’ın ve hayatını kurtardığı Azim’in yardımıyla şımarık zengin veletten bir halk kahramanına dönüşmesini son derece eğlenceli bir dille anlatırken zamanına göre oldukça iyi ve havalı aksiyon sahneleri de içeriyordu. Evet, Kevin Costner rol için biraz yaşlıydı hatta rol kendisine bir adet razzie ödülü kazandırmıştı ancak filmin eğlencesi, isyanı, aksiyonu ve romantizmi bana sorarsanız tam kıvamındaydı. Bryan Adams tarafından yazılan şarkısı, Alan Rickman’ın tekinsiz ama bir o kadar da eğlenceli Notingam Şerifi  ve Morgan Freeman’ın bilgeliği tartışmasız Azim performanslarını da ekleyince bir başyapıt olduğu söylenemezse de romantik ve eğlenceli bir masal olduğu su götürmez bir gerçekti. Bundan yıllar sonra Ridley Scott öyküyü bambaşka bir yorumla nedendir bilinmez Robin’in kimliğini bile değiştirerek beyazperdeye uyarladı. Scott’un versiyonunda başrol Russel Crowe’un olmuştu ve ona  biraz daha ön plana çıkartılan Marian rolünde Cate Blanchett eşlik ediyordu. Film savaş sahneleri ile göz doldururken dramaya yaklaşan daha karanlık bir atmosferi vardı. 2018 yılındaki versiyona gelirsek film sanki bu iki versiyonu karıştırmış, üzerine biraz Batman’in karizmasından eklemeye çalışmış gibi karmakarışık. Hikaye akışı ilk filmi andırıyor. Haçlı seferinden yanında bir Müslüman Arap (Nedense küçük John)  ile birlikte dönen evini dağılmış, sevgilisi Marian’ı ise Will Scarlet(jamie Dornan) ile evlenmiş bulan Robin sudan çıkmış balığa dönüyor. İntikam peşinde olan Küçük John(Jamie Fox) onu Notingam Şerifinin (Ben Mendelsohn) güvenini kazanarak soymaya ve bu şekilde  Haçlı seferlerini durdurmaya ikna ediyor ve eğitmeye başlıyor. Bu kısacık eğitim seanslarında  Zorro’ya öykünen film, sonrasında da Robin Hood’u Bruce Wayne’e eviriyor. Nereden bulduğunu kimsenin sormadığı para ile hava atarken şerifin güveninin de kolayca kazanan karakterimizin karşısına en son tahlilde bir de politik  hırsı ile House of Cards’tan fırlamış gibi duran Will Scarlett çıkıyor. Filmin bu politik söylem kısmı da enteresan aslında. Bu kalibrede  bir Hollywood filminin kaldıramayacağı kadar  ağır söylemler filmin senaryosuna serpiştirilmiş gibi. Tam bir asi olan  hatta zenginden alıp fakire vermesiyle neredeyse sosyalist bir okuması olan Robin Hood’un öyküsü belki de şu an Amerika’nın siyasal yapısına bir tepki olarak gündeme getirilmiş olabilir diye düşündürse de  film  bunu öyle acemice yapıyor ki pek etkili olamıyor. Yani 2018 yılının Robin Hood’u hangi öyküyü anlatacağına da, nasıl anlatacağına  da bir türlü karar veremiyor. Ne  aşk üçgenini, ne Robin’in davasını, ne haçlı seferlerinin sömürge politikasını eleştirmeyi ne de John ile usta –çırak ilişkisini bu kararsızlık nedeniyle işleyemiyor, bir yere taşıyamıyor. Araya eklenen birkaç espri ile filmi hafifletmeye çalışıyor ama hemen ardından gelen politik söylemler tamamen farklı bir hava estiriyor.

Biraz oradan biraz buradan birbirlerine eklenen olaylar, eski filmden kopyalanan sahnelerle kör topal ilerleyen film kendisine ait bir doku bir tarz yaratacak  bir bütün oluşturmayı  başaramıyor. Bazı sahnelerdeki kopyalama önceki filmlerin hayranları için gözden kaçacak gibi değil. Örneğin kiliseden kaçış sahnesi, kaçış yöntemine kadar, Robin’in halkı ikna etmek için kimliğini açıkladığı  sahne repliklerine kadar 1991 yapımı filmin neredeyse aynısı. Sahneyi izlemiş olduğu anlaşılan  Egerton’un bazı devinimleri bile Costner’ı andırıyor  ama  filmin bunu bir saygı duruşu olarak değerlendirebileceğimiz bir yetkinliği yok ne yazık ki. Diğer filmlerden  referanslar alınmasına da, zenginden alalım fakire verelim söylemine de bir  itirazımız yok  ama  bu referansları öykü içinde birleştirmenin,  işlevsel kullanmanın yaratıcı bir yolu bulunmadıktan sonra  çok fazla anlamı kalmıyor. Yani pek çok farklı  lezzette  malzemeyi öylesine  tencereye  atıp karıştırdığınızda ortaya lezzetli bir  yemek çıkmıyor maalesef. Hadi filmin söylemini, tarzını, tutarlılığını bırakalım,  aksiyona kaptıralım kendimizi deseniz filmin aksiyon sahneleri de  bir iki ağır çekimde havada ok atma sahnesine ve sokak arası dövüş sahnelerine bel bağlarken iki defa aynı numarayı kullanmaktan bile çekinmeyerek kadar yaratıcılıktan uzak. Filme dair olumlu olarak söylenebilecek belki tek şey kostüm ve set tasarımları olabilir. Modern çizgileri nedeniyle öyküye uyumu tartışılır olsa da kostümler oldukça özgün ve havalı. Oyunculuklara gelince Jamie Dornan, Ben Mendelsohn, Jamie Fox hatta Murray Abraham bile inandırıcılıktan uzak, abartılı performanslar sunuyor.  Egerton’a gelince, en azından senaryo, kurgu ve rol arkadaşları kendisine biraz yardımcı olsa fena bir Robin Hood olmayacakmış izlenimi bırakmayı başarıyor.

Aslında bu kadar sevilen, politik malzemesi itibarıyla tam da sırası gelen  bir hikayeden, böyle büyük bir bütçeyle, bu kadar ünlü oyuncuyla tatsız tuzsuz bir film ortaya çıkarmak ta büyük başarı. Guy Ritchie’nin yaratıcılığı ile kendi imzasını atarak defalarca beyazperdeye uyarlanan King Arthur’a getirdiği özgün yorumun bir üçlemeye dönüşemediği bir dünyada klişelerden örülü  eğlenceli bir seyirlik bile olmayı başaramayan bu filmin ilkinden de yavan olacağını ön görebileceğiniz ikinci filme açık kapı bırakarak bitmiş olması ise inanılır gibi değil gerçekten.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Diğer yazıları Ayşe Başak Uçan

Avengers Endgame: Hüzünlü bir Veda

Marvel evreninin on yılı aşkın süredir devam eden sinema macerası 22. film...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir