The Upside – Olacak İş Değil

Zengin adam, fakir adam ya da beyaz adam, siyah adam. Yüz yirmi beş dakikaya sığan bir dostluğun ilk adımları ve Hollywood tarzı bir dostluğun şiirsel anlatımı. The Upside – Olacak İş Değil, Fransız milyarder ve Fransız-Cezayirli bekçinin gerçek öyküsüne dayanan oldukça başarılı 2011 filmi Intouchables’ten ilham alıyor. Bu ilham alış filmi kendi tarzının yanında, 2017’de çekilmiş, ama nedense şimdiye bırakılmış vizyon yolculuğunda bizlerin akıllarına kazınan maceraya sürüklüyor. Yönetmen Neil Burger 2006 yılında Edward Norton’ ın başrolünde oynadığı Sihirbaz filmini yöneterek sektöre giriş yapmış, 2011 yılında Limit Yok filminde Bradley Cooper ile Robert De Niro’yu zirveye çıkarmış bir isim. Yeni projesi Olacak İş Değil’de ise Bryan Craston, Kevin Hart ve Nicole Kidman başrolleri paylaşıyor. Kendisi Hollywood piyasasında paralayan yeni kuşak yönetmenlerden!

Konuda Bryan Cranston, garip bir kayma kazasından sonra felç kalan zengin bir işadamı olan Phillip Lacasse; Kevin Hart’ın Dell Scott’ı, şartlı tahliye memurunun imzası ile henüz ismini bilmediği fakat bir üniversite işi için çağrıldığını varsayarak, Phillip’in Manhattan’daki saray dairesine girdiğinde ne halt edemeyeceğini bilmeyen eski bir mahkum. Konu burada başlıyor. İki ayrı dünyanın insanı hayatın kendilerine attığı kazıktan sıyrılmak için zorunlu birlikteliğin içine giriyor. Peki iki kişinin sorunlu dünyası önemli bir dostluğu doğuruyor mu? Kısmen doğruyor, ama çok fazla spoiler vermekten yana değilim.

Hayat yardımcısı için en ağır başvuru sahiplerinin arasından seçilmiş, sıkılmış ve bunalımlı olan Phillip, Dell’in soğuk kız arkadaşı Yvonne’ un (Nicole Kidman’ın nezaketsiz rolüyle) açık dileklerine karşı meydan okur. Dell ikna olmuş değildir (“plantasyonunun iş değil, bakıcı olduğunu düşünüyorum, ancak bu işin maaşını duyana kadar kimsenin hizmetçisi olmayı istemiyorum”) der, ama yine de eli mahkum olduğu için bu işe adım atmak zorunda kalır.

Yönetmen Neil Burger (Divergent, Limitless) filmlerinden farklı olarak, ortadaki pariteyi anlatının güzellikleriyle bizlere sunuyor: Phillip, Dell’i tiyatro-opera ve modern sanat gezilerine maruz bırakacak; Dell, Yabani Ot, Dolar Sosisli Sandviç ve Ruh Kraliçesi ile birlikte birçok sanat yapıtına tanık olacak. Hayatının hiçbir noktasında sanatın adını bilmeyen, aristokratlar arasına girmeyen birisi için ortada oluşan dostluk, işten öte kavramın analizini bizlere göstermiş. Burada zıtlık algısından yaratılan bir bakış açısı var. Yönetmenin eslinlendiği Fransız filminden de öte, siyahi ırkın banliyöden gelen kültürel etkisini konunun tamamında görebiliyoruz. Tabiki psikolojik olarak elde edilmesi güç kazanımlarla dolu bu yapıt. Zıtlık algısından hareket eden Neil Burger, gerçek anlamda akıllara kazınacak olağanüstü bir işe imzasını atmış. Bundan önce izlediğim ve eleştirisini yazdığım Green Book filminde olduğu gibi, ırksal değil, birbirinden uzak insanların yakınlaşmaları insanların dikkatini çekiyor.

Irk siyaseti kavramı film içinde kendisini neredeyse kasıtlı olarak retro hissediyor, ancak Bryan Craston ve Kevin Hart’ ın karizması bu algının önünü kesiyor. Sıkı sıkıya titizlikle rolünü çalışan Cranston, konu içinde doğru miktarda huysuz; Hart, çok gereksiz bir kateter sahnesinin yanı sıra, memnuniyet verici derecede şahane ve hassas bir performans sergiliyor. Oyuncuların karakter yaratmadaki ustalığı ile The Upside’ın içinde bir yerde, ikisi için de daha iyi ve daha net bir film var. Ve bu netlik oyuncuların olağanüstü enerjileri ile muhteşem pekişmiş. Klasik Hollywood yapıtlarından sıyrılan film kendisini önemli bir noktaya oturtuyor!

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Filmekimi Kritikleri: İnatçılar (Rams) & Dheepan

İnatçılar (Rams / Hrutar) İzlandalı Yönetmen Grímur Hakonarson tarafından çekilen İnatçılar (Rams...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir