The Favourite: Bir Saray Alegorisi

Haftanın filmlerinden Sarayın Gözdesi (The Favourite) seyirciyi sarsmayı, doğru bilineni, alışık olunanı yerden yere vurmayı seven,  özgün bakış açısı ile günümüzün en sıradışı yönetmenlerinden biri olan Yorgos Lanthimos’un imzasını taşıyor. En iyi film ve yönetmen dahil olmak üzere  tam on dalda Oscar adaylığı kazanan film,  18. Yüzyıl başlarında, Kraliçe Anne dönemi İngilteresini mercek altına alıyor. Oyuncu kadrosu ise; Olivia Colman, Rachel Weisz, Nicholas Hoult ve Emma Stone gibi yıldızlardan oluşuyor.

Sağlığı bozuk, ruh halleri çalkantılı Kraliçe Anne(Colman) çocukluk arkadaşı ve sevgilisi Marlborough Düşesi Sarah Churchill’in(Weisz) etkisi altındadır. Devlet işleri bile Lady Sarah tarafından yürütülürken Kraliçe odasında kendine acımakta ve tavşanları ile oyalanmaktadır. Lady Sarah sert mizaçlı, acımasız biridir ve Kraliçeye bile bundan zaman zaman nasibini alır. Lady Sarah’ın ailesi gözden düşmüş olan kuzeni Abigail(Stone) sarayda hizmetçi olarak çalışmaya başlar. Film bizi kuzu kuzu mutfağa adımını atan melek yüzlü, yumuşak huylu, mağdur  Abigail’in bir kurda dönüşmesine ve iflah olmaz hırsının hayatındaki herşeyin önüne geçmesine, ele geçirilmeye çalışılan ama aslında mutlak iktidara sahip Anne’in zayıflığı ve ikiyüzlülüğüne, Sarah’ın kibrinin ve hatta dürüstlüğünün kurbanı oluşuna tanık ediyor. Üç kadının birbirleriyle olan karmaşık ilişkisine  odaklanırken  daha ilk sahneden  çılgın bir tempoyla akan diyalogları ile seyirciyi sarsıyor. Buna filmin ruhuna çok iyi uyum sağlayan ve karakterler arasındaki gerilimi tırmandıran müzikleri de eklendiğinde  olaylara kaptırıp bu tempoya da alışıyorsunuz, hatta bu akış filmin en önemli kozlarından biri haline geliyor. Bir dönem filmi çekmesini sürpriz sayabileceğimiz Lanthimos,  ilk  kez bir filminin senaryosunu da kendisi yazmamış. Tabii senaryosunu yazmamış olması filmin yönetmenin özgün dokunuşundan yoksun olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü The Favourite her şeyiyle bir Lanthimos filmi. Yönetmen iktidar mücadelesi ana başlığı altında elbette yine insan doğasını masaya  yatırıyor ve bunu  yine kimsenin bakmak istemediği yerlere ısrarla bakarak, ne kadar toz varsa kaldırarak yapıyor.

The Favourite aksamayan senaryo ve  kurgusunun uyumu ile karakterler arasındaki dinamikleri hem çok iyi kuruyor hem de  gücün sahne sahne el değiştirmesini gayet keyifli bir seyirlik haline getiriyor. Karakterleri arasında pek ayrım yapmayarak her üçüne de davranışlarını temellendirebilecekleri mazeretler, zayıflıklar  veriyor ama yine de hiç kimseyi tamamen haklı bulmamıza da izin vermeyerek  hastalıklı, güvenilmez olanın insan  olduğunu vurguluyor.  Üstelik bunu yaparken kadın erkek rolleri ile de oynuyor. Filmdeki erkekler fazla zeki olmayan, manipüle edilebilir, can sıkıntısından birbirlerine bir şeyler fırlatan, salon danslarına partner olmaktan veya savaşta ölmekten başka işe yaramayan  aciz yaratıklar. Erkekler bunları yaparken kadınlar ülkeyi yönetiyor, ata biniyor ve atış talimi yapıyor. Lanthimos  kendi mizahı ile yoğurduğu, erkekleri denklemden neredeyse tamamen çıkarıp figüranlaştıran ve gücü sorgusuz sualsiz kadınlara bahşeden bakış açısıyla, iş gücü kullanmaya geldiğinde kadının entrikaya yatkın zihni ve cüretkarlığı ile en az erkek kadar  tutkulu ve acımasız olabildiğine işaret ediyor.  Ancak hınzırca değiştirdiği  erkek kadın rollerini kadınların aleyhine  çalıştırmaktan ziyade  kadını erkekten ayırmadan, yine insan doğasına  varmayı amaçlıyor.

Bir dönem filmi olarak kostüm, saç ve makyaj çalışmaları, ve görüntü yönetimi son derece özenli olan The Favourite’ın  en önemli kozlarından biri de kuşkusuz  oyunculukları. Zaten akademi her üç başrol oyuncusunu da Oscar adaylığı ile ödüllendirmiş bulunuyor. Tabii taktik olarak Weisz ve Stone yardımcı kadın oyuncuk adaylıkları aldılar. Her üç oyuncunun da  gayet başarılı oldukları bir gerçek ve Colman fiziksel olarak da zorlayıcı  olan Kraliçe Anne, yorumuyla Oscar’a uzanacak gibi görünüyor. Ancak  çevresine kurduğu çelikten duvarlar bir bir yıkılırken, rakibinin cüretkarlığına karşı olan şaşkınlığını ve kırılganlığını gizlemekte zorlanan Leydi Sarah performansı ile Rachel Weisz bana göre çok daha etkileyici.

The Favourite’ın yönetmenin diğer filmlerine oranla belki biraz daha hafif olduğu söylenebilirse de kapkara mizah anlayışı ve yüzleştirmeleri, balık gözü kamera gibi ilginç biçimsel tercihleri ile oluşturduğu rahatsızlık hissi yine yerli yerinde duruyor. Atış talimi sahnelerinde Stone ve Weisz’in karşılıklı döktürdüğü, kocaman gülümseten  dans sahnesi, ormanda geçen oynaşma sahnesi  ve meyve atmalı  saray eğlencesi ile  Lanthimos’un  her zamanki  absürdlüğünden nasibini alan, yönetmenin  bıkmadan usanmadan cinsiyetinden bile arındırarak insan doğasını acımasızca deşelemeye devam ettiği gayet özgün dönem  filmi olarak niteleyebileceğimiz film aldığı ödülleri ve adaylıkları da sonuna kadar hak ediyor…

 

 

 

 

 

Diğer yazıları Ayşe Başak Uçan

Bird Box (2018)

Yönetmenliğini Susanne Bier’ın yaptığı Josh Malerman’ın kitabından uyarlanan Netflix’in yeni filmi Bird...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir