Avengers Endgame: Hüzünlü bir Veda

Marvel evreninin on yılı aşkın süredir devam eden sinema macerası 22. film olan Avengers Endgame ile bir anlamda son buluyor. Sinema tarihinde pek çok seri film, üçlemeler mevcut. Hatta film sayısı James Bond gibi 25’e ulaşan kahramanlar bile var. Ancak tüm çizgi roman  evrenini sinemaya taşıyarak, her film ve her bir kahramanın maceralarını  yavaş yavaş örüp bir ana öyküye  bağlayan ve  bir bütün oluşturan bir film serisi sanırım sinema tarihinde bir ilk oluyor. Bunu yapmanın zorluğunu kavrayabilmek adına harcanan milyonları, yapım aşamasında  çalışan on binlerce insanı,  Endgame’in tek  bir sahnesinde bile olsa yer ver alan onlarca ünlü oyuncunun bir araya gelişini düşünmek yeterli.  Elbette ki stüdyo Marvel çizgi romanlarının hayran potansiyelini gayet iyi gördü denebilir ama ortaya konulan iş bu hayranlığı ancak birkaç film sürükleyebilirdi. Stüdyo kesinlikle kolaya kaçmadı, tam 22 film yapıldı, mükemmel filmler değillerdi belki ama hemen hemen hepsi belli bir çizgiyi yakalamayı, anlattığı süperkahramanı inanılır kılmayı, yirmi birinci yüzyılın bakış açısını yansıtarak  gişede fırtınalar estirmeyi başardı. Süperkahraman filmi seversiniz sevmezsiniz ama  bu emeği, doğru stratejileri, bu kadar ünlü oyuncuyu bir araya getirme ve bir arada tutma maharetini görmezden gelmek imkansız. Yani  Marvel sadece bu zor görevi tamamlamayı başardığı için bile  kanımca övgüyü hak ediyor.

Marvel Studios’ AVENGERS: ENDGAME..Nebula (Karen Gillan)..Photo: Film Frame..©Marvel Studios 2019

Gelelim bu seriyi sonlandıran son filme. Öncelikle Endgame’in bu macerayı parlak, kusursuz bir zaferle sonlandıran, kahramanlık  destanları  yazan bir film olmadığını söyleyelim. Daha çok bir hesaplaşma, uzlaşma ve nihayet vedalaşma filmi. Öyle ki film neredeyse son yarım saatine kadar o beklenen aksiyonun yanından bile geçmiyor. Hatta filmin kötü adamı bile yok denebilir ama Thanos’un  bu filmde geride kalıyor oluşu aslında pek sürpriz değil.  Çünkü İnfinity War onun felsefesinin filmiydi. Endgame ise superkahramanların felsefesine, onların iç hesaplaşmalarına  odaklanıyor.

Endgame öncelikle  ‘geride kalan’ superkahranmanların travmalarına, yitirdiklerinin acısıyla baş ederek hayatlarına devam etmeye çalışmalarına tanık ediyor bizi uzun uzun. Ardından  Antman’in ortaya çıkışı ile işin içine  kuantumu sokarak tahmin edildiği gibi zaman yolculuğuna bağlanıyor. Kahramanlarımızın geçmişte taşları bulabilmek adına yine gruplar halinde atıldığı maceralar onların geçmişlerine dönmesi  bizim de yıllar önce izlediğimiz filmlere yapılan göndermelere tanık olmamız demek. Bu anlamda kaptan Amerika’nın asansör sahnesi, Hulk’un geçmişteki kendisine karşıdan bakma imkanı bulması gibi küçük muziplikleri de eksik değil Endgame’in. Filmin tonu genel esprili yaklaşımına uygun olmasa da sadece Thor dokunuşu bile bir Marvel filmi izlediğinizi aklınızda tutmaya yetecek malzemeyi sağlayarak  filme olumlu yansıyor. Buna karşın birkaç filmdir zaten irtifa kaybeden Hulk’un değişimi ise  karizmasını sıfırlamaktan başka bir işe yaramıyor. Infinity War’da ortalarda olmayan Hawkeye bu filmde oldukça ön plana çıkartılmış. Jeremy  Renner’ın da katkısıyla onun çektiği acı da karakter derinliği de karizması da  iyi yansıtılmış. Nebula’nın öyküsü ise Infinity War’da Gomora ile Thanos arasında yakalanan baba-kız ilişkisi naifliğinin yakınından bile geçmediğinden sadece olay örgüsünü tamamlamaya yarıyor ve neredeyse filme zaman kaybettiriyor. Çünkü 22. film itibarıyla  Nebula’nın öyküsünü pek te merak ettiğimiz söylenemez. Aynı şekilde Kaptan Marvel’in filmdeki varlığı da sorgulanabilir. ‘Geçen sefer kaybettiniz çünkü ben yoktum’ dedikten sonra olmasının da pek fark yaratmaması manidar. Endgame’in karakterleri arasında geçen sahnelerin bazıları gerçekten  etkileyici olsa da  senaryosunun ekonomik ve tam anlamıyla işlevsel olamadığını, özellikle diyaloglardaki akıcılık ve yaratıcılık  anlamında bir hayli  aksadığını ve bu aksamanın neredeyse hiç aksiyon içermeyen ilk yarıda çok daha fazla göze battığını söylemek yanlış olmaz.

Buna karşılık sonundaki neredeyse yarım saat süren büyük savaşta filmin yönetmeni olan  Russo kardeşler Marvel hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıyor ve  oldukça tatmin edici bir görsel şölen sunuyorlar. Ama film elbette bu savaşla bitmiyor ve kahramanlarının öykülerinin  sonuna kimi ağlatan, kimi içimizi rahatlatan noktalar da koyarak macerasını tamamlamayı başarıyor.

Yazının bundan sonraki bölümü bu film ve öncesindeki Marvel Filmleri için keyif kaçırıcı ayrıntılar içermektedir.

İnfinity War sonrasındaki kayıplarla her bir kahramanın baş etme şeklinin hatta çektikleri acının natürünün bile birbirinden farklı olduğunu görüyoruz Endgame’de. Bu anlamda Tony Stark en şanslı olanları, Hawkeye’nin kaybı ise diğer hepsinin çok ötesinde. Kaptan Amerika’nın veya Ajan Romanoff’un asker olduklarını düşünürsek yüksek olasılıkla arkadaşlarını savaş alanında  ilk kaybedişleri değil. Onların ve tabii ki Tony Stark’ın  bunalımının arkasında  yenilgiyi kabullenememenin kibri de var ki bunu en açık olarak  yine Thanos görüyor. Filmin  en can alıcı cümlesi de yine ondan geliyor. ‘Hafızanızı da silmeliydim’ diyor, çünkü ancak kim olduğunuzu hatırlamazsanız peşini bırakırsınız. Oysa superkahramanlarımız kim olduklarını gayet iyi biliyor ve büyük güç büyük sorumluluk getiriyor. Ne zaman bir seçim yapsalar her şeyin önüne kahraman personalarını koyuyorlar. Romanoff’un o uçurumdan atlamasının, Tony Stark’ın her şeyini kaybetmeyi göze almasının, Kaptan Amerika’nın hayatının aşkı birkaç metre uzağındayken ona koşmayıp gözünü kırpmadan  geri dönmesinin başka bir açıklaması da olamaz zaten. Özgürleşmeleri, uzlaşmaları için zafer kazanmaya ihtiyaçları var. Zafer fedakarlık  gerektiriyor elbette ama ‘bunu bütün gün yapabilirim’ kibrinden de bağımsız değil  tam olarak. Thor’un kaybettiği hiç kimse geri gelmemişken iyileşmeye başlamasının, Kaptan Amerika’nın nihayet yaşayamadığı aşkına dönebilmesinin, hatta Tony Stark’ın huzur içinde ölebilmesinin tek yolu kazandıklarına inanmaları. Hiçbirisi, Stark bile karısına, kızına, mutlu hayatına rağmen kendisini superkahraman personasından ayırmayı başaramıyor. Çünkü vazgeçmek kendinden vazgeçmeyi de gerektiriyor. Geride kalanların kayıpları sevdikleriyle sınırlı değil yani kendilerini de kaybolmuş hissediyorlar ve  asıl bununla yaşayamıyorlar.

Marvel Studios’ AVENGERS: ENDGAME..L to R: Nebula (Karen Gillan) and War Machine/James Rhodey (Don Cheadle)..Photo: Film Frame..©Marvel Studios 2019

Oysa şunu da akılda tutmak gerekir ki aslında diğer bütün ihtimaller kaybetmeleri ile sonlanıyor. Biz Endgame’de tek kazanabildikleri öyküyü(olasılığı)izliyoruz. Yani  ne yazık ki pek çok kahramanın öyküsü pek çok kereler İnfinity War’un sonunda bitiyor. Üstelik  Endgame’in sonunda da herkes kazanamıyor ne yazık ki. Yine de gerçek hayatta telafisi olmayan, her insanın her an  yaşayabileceği kayıpların en azından bu fantastik evrende geri döndürülebileceğini görmeye, düşünmeye  ihtiyacımız var. Yani kanmaya gönüllü olduğumuz bir illüzyon karşımızdaki.

Kahramanların sayısı ve ilişki karmaşası düşünüldüğünde bu anlaşılabilir belki ancak Endgame’in her karakter için çok fazla derine inebildiğini söylemek zor ve senaryo aşamasında epey önemli bir kaç mesele  de gözden kaçmış doğrusu. Örneğin Hulk ile Natasha’nın ilişkisi, kaybının onun üzerindeki etkisi tamamen es geçiliyor ve Kaptan Amerika ile Tony Stark’ın hesaplaşması biraz hızlı ve yüzeysel olarak çözülüyor. Yine de senaryodaki bu aksamalara rağmen, önceki filmlerdeki yatırımları sayesinde filmin en çok vurgu yaptığı vedalaşma ve hesaplaşma kısımlarında özellikle  bir kaç sahnede oldukça etkileyici olmayı başardığına da hiç şüphe yok. Clint ile Natasha arasındaki veda, Tony’nin babasıyla karşılaştığı ve  Ironman maskına mesaj bıraktığı  sahneler, kaptan Amerika’nın yaşlı bir adam olarak geri dönüşü bunlardan ilk akla gelenler. Filmin ayrıca sondaki savaş sırasında portallardan saldıran ordular, herkesin geri dönüşüyle şenlenen savaş meydanında özellikle Thanos ile Kaptan Amerika’nın verdiği savaş ve eldiven üzerinden dönen kovalamacalar  ile son derece keyifli bir seyirlik oluşturduğunu, bunun yanında  filmin kızlar çetesi, savaş alanı kavuşmaları ile bir takım hassasiyetleri gözetmeyi de ihmal etmediğini belirtmekte fayda var.

Endgame son düzlükte artık macerasını tamamlamış olsa da aslında bana göre tüm süperkahramanlar içinde açık ara en ilginç karakter olan ve Robert Downey Jr tarafından yıllardır başarıyla canlandırılan Tony Stark’ın cenazesinde kameranın  geride kalan tam 22 filme güzelleme yaparcasına bu filmlerde yer almış neredeyse tüm ünlü oyuncuların üzerinden yavaşça kayarak onları selamlamasıyla hem çok şık hem de son derece duygusal bir hamle yaparak  bırakın oyuncuları, neredeyse biz seyircilerin bile bu yolculuğa katıldığı için adeta gururlanmasını sağlıyor. Yani diyeceğim o ki; çizgi roman hayranları olarak gönülden bağlandığımız bu süperkahramanlar evrenini ufak tefek aksamalarla da olsa tamamlamayı başaran, bazı kahramanların hayat döngüsünü saygı duruşu ile sonlandırıp yenilere yer açan, bu 22 filmlik devasa macerayı  hem epik savaş sahneleri ve  dişe dokunur alt metinlerle süsleyip hem de eğlenceli kılarak  sinema tarihine armağan eden ve böylelikle  bir neslin popüler kültürü üzerinde  tartışmasız bir etki  yaratan Marvel stüdyolarına teşekkürü borç biliriz.

 

Diğer yazıları Ayşe Başak Uçan

Glass (2019)

1999 yılında Hint asıllı yönetmen M. Night Shyamalan’ın filmi 6. His vizyona...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir