Rocketman: Yalnızlığın Şarkısı

Müzik dünyasından efsanelerini hayatlarının teker teker sinemaya uyarlanmaya başlaması çok heyecan verici bir gelişme. Bohemian Rhapsody ve Dirt’ün ardından Elton John’un hayatına odaklanan ve adını en sevilen Elton John şarkılarından birinden alan Rocketman da nihayet gösterime girdi. Muhteşem şarkılarıyla hem müzik dehası,  hem de sıra dışı yaşam tarzı ile tam bir fenomen olan Elton John’un o büyülü görüntünün altında yaşadıklarına odaklanan Rocketman, diğer iki filmin aksine müzikal formatında çekilmiş. Filmin yönetmenliğini Kartal Eddie, Edinburg’da Aşk gibi filmlerden hatırladığımız Dexter Fletcher üstlenirken, Elton John’u en son Robin Hood olarak izlediğimiz Taron Egerton canlandırıyor.

Elton John’un şöhrete kavuşmasının ardından düştüğü alkol ve uyuşturucu batağından kurtulmak adına rehabilitasyona başlaması ile açılan film geri dönüşlerle çocukluk ve ilk gençlik yıllarını, ünlü olma sürecini, ardından gelen düşüşü ve iyileşme sürecini anlatıyor.  Bu açıdan baktığınızda aslında hemen hemen  bütün ünlü müzisyen biyografileri de benzer bir format içeriyor sanırım. Yine de bu durum milyonları peşinden sürükleyen güçlü personalarının ve müziğe adanmış hayatlarını izlemenin cazibesini hiç ama hiç azaltmıyor…

Film Reginald Kenneth Dwight adıyla Londra’da doğan, bencil bir anne ve sevgisiz bir baba ile büyüyen Elton John’un belli ki onu çok yaralamış olan çocukluk dönemine  geniş yer veriyor.  Reginald babasının evi terk etmesiyle yaşadığı hayal kırıklığında, annesinin umursamazlığında hep müziğe sığınıyor ve sonraki yıllarda tesadüf eseri bir araya geldiği söz yazarı Bernie Taupin(Jamie Bell) ile birlikte yavaş yavaş şöhret basamaklarını tırmanıyor. Filmin en etkileyici ve en samimi sahnelerinden birisi kanımca Bernie ile Elton’un tanıştıkları sahne. Birbirlerini söz-müzik olarak mükemmel tamamlasalar da ilk aşkı (hatta belki de hayatının aşkı) Bernie tarafından reddedilmek de Elton’un çocukluk travmasını perçinliyor. Milyonların sevgisine rağmen  çocukluğundan itibaren bir türlü tatmin edemediği sevgi açlığı nedeniyle  bir süre sonra şöhreti bir cezaya, bir trajediye dönüşüyor.

Filmin en büyük artılarından biri Elton John’un hayatına, cinsel tercihine, ebeveynleriyle ve sevgilisiyle olan ilişkisine samimi ve inandırıcı yaklaşımı. Özellikle annesi ve babası ile olan bitmeyen meselesini yansıtan sahneler Taron Egerton’un muazzam performansının da katkısıyla oldukça  incelikli ve etkileyici. Ancak maalesef filmin zaten bu iyi yazılmış ve oynanmış sahneleri izlerken seyirciye geçen duyguyu sündüren ve tempoyu düşürerek  filmi aşağıya çeken kısımları da var. Annesinin, babasının, onu en fazla yıpratan kişilerden biri olan sevgilisi ve menajeri John Reid’in sözlerinin ve görüntülerinin üst üste akarak  bunalımını arttırdıklarına vurgu yapan sahne  mesela hem  oldukça demode hem de gereksiz.  Benzer  sözlerin, aynı kişilerce  psikodrama sahnesinde de tekrarlanması , filmin bize zaten çoktan geçirmiş olduğu duyguları gözümüze sokmaktan başka bir işe yaramıyor. Üstelik ne yazık ki bu işlevsiz sahnenin sonunda gelen, filmin duygusal finali olan ve  büyük anlam taşıyan sarılma, o kalabalık nedeniyle fazla parlayamıyor.

Rocketman Elton John şarkılarını dramatik yapının içerisine aslında büyük  ustalıkla yerleştiriyor , havuz sahnesi, konserde havalanma sahnesi gibi gayet özgün ve göze hoş görünen  fikirlerle sunuyor  ve özenle gayet dinamik kurguluyor. Fakat  nedense bu sahnelerin bazılarını kısa kesiyor, fazla şarkı değiştiriyor  ya da bilmiyorum ateşin altına az  odun atıyor ve sanki bu tercihler filmin en azından müzikal manada potansiyelinin  altında kalmasına neden oluyor.

Buna karşılık, Bryce Dallas Howard’’tan(Shelia), Richard Madden’e(John Reid), Gemma Jones’tan Elton’un çocukluğuna hayat veren Matthew Illesley’e tüm oyuncu kadrosu gayet iyi performanslar sunuyor. Taron Egerton  duygusal kırılma anlarında binbir duyguyu muazzam yansıtmakla kalmıyor, dans ve müzikal sahnelerde de çok başarılı. Jamie Bell’in Bernie performansı ve Taron ile uyumu da filme çok olumlu yansıyor. Umarım her iki genç aktörün de en azından Oscar adaylığı şansı olur.

Son olarak elbette ki  Rocketman’in yönetmeni Fletcher’ın aynı zamanda Brain Singer’dan devraldığı Bohemian Rhapsody’i de tamamlayan kişi olduğu düşünülecek olursa iki filmi kıyaslamamaya imkan yok. Teknik açıdan bakıldığında Rocketman’in ses çalışması Bohemian Rhapsody kadar başarılı değil belki ama Elton John’un özgün kostümlerinden esinlenen kostüm ve makyaj çalışması ve elbette kurgusu çok daha iyi görünüyor. İki filmin de başrol oyuncularının da performansları çok başarılı. En çok ayrıldıkları nokta ise Rocketman’in direkt müzikal olması. Aslında kısaca her iki filmin de anlattığı efsanenin personasına uygun bir tat bıraktığını, farklı şekillerde etkileyici olmayı başardıklarını söylemek sanırım yanlış olmaz. Freddy Mercury yaşamını düzene sokamadan çok genç yaşta ölmüş olsa da vedası tüm kibri ve gözlerinde yanan ateşle perdeye yansırken onun bir zafer kazanarak bu dünyadan ayrıldığına dair en ufak bir şüphe bırakmamıştı. Rocketman o kadar iddialı değil, aksine sanki Elton John gibi daha samimi ve daha mütevazi. Belki de bu yüzden Elton John kendine yepyeni bir hayat kurmayı başarmış  olmasına  rağmen, hikayesindeki hüzün kalbinizi kırıyor ve sanki filmden geriye sadece ona sarılıp teselli etme isteği kalıyor. Biri çoşkulu ve iddialı, diğeri naif ve hüzünlü. Yani birisi  “We Will Rock You’,  diğeri “Sorry Seems to be the hardest Word”.

 

Diğer yazıları Ayşe Başak Uçan

Robin Hood (2018)

Robin Hood’un kahramanlık ve haksızlığa  başkaldırı ile yazılan hikayesi defalarca beyazperdeye uyarlandı...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir