Şiddetin Mitolojisi: Veysel Atayman ve Sinemada Şiddet Üzerine

Mitoloji, sinema ve Veysel Atayman… Bu üç kavram Atayman’ı tanıyanlara çok yabancı gelmeyecektir zira nasıl Foucault, cinselliği ve deliliği ”tarih” kapsamında ele alıp bir felsefesini ortaya koyduysa, Veysel Atayman da sinemadaki cinsellik ve şiddeti bir ”mitos” bağlamında ele almıştır. Hatta aramızdan ayrılmadan önce meslektaşı Tuncer Çetinkaya ile birlikte Popüler Sinemanın Mitolojisi adlı kitabında, sinemadaki mitolojiyi mainstream türler arasında (korku, western, komedi ve melodram) kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Ayrıca şunu da hatırlatmakta fayda var. Atayman’ın sinemaya bu kadar felsefi, onları bir mitolojinin katmanlarıyla değerlendirmesi boşuna değildir. Çünkü kendisi aynı zamanda Schopenhaur, Freud gibi isimlerin eserlerinden bazılarını dilimize kazandıran kişinin de ta kendisidir. (Bir örnek: Aşkın Metafiziği)

Bilimkurgu, fantastik ve korku türlerinde özellikle son yıllarda yerli yayıncılığın bir markası haline gelmiş İthaki Yayınları, bu vizyonunu ”kurgu-dışı” ve ”sinema kitapları” yönünde ilerletmeye devam ediyor. İthaki’nin seçtiği sinema kitaplarının geneli yerli sinema yazarları ya da akademisyenlerin çalışmalarından oluşuyor. Piyasada İthaki’nin yanında Ayrıntı ve Agora yayınlarının başı çektiği sinema kitaplarını da görüyoruz. Ama ortada şöyle bir fark var. İthaki’nin şimdilik bu 5 kitaplık serisi,  sinema tarihini, onun kuramsal açılımlarını ve pratiklerini okuyucuyu fazla yormadan, hatta tıpkı Hitchcock/Truffaut değerlendirmemde bahsettiğim gibi keyifle okunmalarını sağlıyor. Eğer sinemaya yeni yeni ilgi duymaya başlamışsanız, bu özel sanatla ilgilenmek, farklı izdüşümlerini rahat bir şekilde duyumsamak istiyorsanız bu seriyi takip edebilirsiniz.

İşte bu değerli dizinin 5.kitabı olan Şiddetin Mitolojisi, Veysel Atayman’ın Kiel’de yapılan ”sinemada şiddet” çalışmasını temel aldığı bir eser. Daha önce 2002 yılında Don Kişot yayınları tarafından basılmış bu kitabı İthaki, yeniden gözden geçirilmiş bir edisyon ve harika bir A Clockwork Orange grafik tasarım kapağıyla bizlere sunuyor. Kitapta Sergio Leone, David Lynch, Stanley Kubrick, Oliver Stone, Martin Scorsese ve Quentin Tarantino gibi döneminin ve şimdinin usta yönetmenleri ayrı bölümler halinde inceleniyor. Şiddet kavramına ya da Atayman’ın deyişiyle ”mitosuna” bakışları, filmlerinde bunu nasıl yansıttıkları ve kendi geçmişleri çerçevesinde filmlerinin ayrıntılı okumaları anlatılıyor.

Yalnız kitapta şöyle bir farklılık hatta ağır basan (olumsuz anlamda) bir nokta var. Örneğin Leone’nin bölümünde onu ikonik hale getirmiş Dolar üçlemesi, Clint Eastwood, Once Upon a Time in America gibi unsurlar eşliğinde, şiddetin şiddeti doğurduğu bir Amerikan toplumunu, westernlerinin 68 kuşağı üzerindeki özgürlük ve isyankar etkisini ve bir bütün olarak mülkiyet hırsı ve teknolojinin Leone filmlerindeki şiddeti nasıl somut hale getirdiğini Atayman çok nitelikli bir şekilde analiz ediyor. Ya da Scorsese filmleri ve Natural Born Killers (Oliver Stone bölümü sadece bu film üzerinden yazılmış) bölümlerinde medyanın, dinin, geçmişteki baskıcı ve muhafazakar ortamın da şiddet kavramını nasıl şekillendirdiği ve mitosa dönüştürdüğü üzerinde çok iyi tespitler bulabiliyorsunuz. Ama gel gör ki Stanley Kubrick ve David Lynch’e ayrılan bölümler, kitabın kuşkusuz en iyi bölümleri olarak görünse de kapsamı ve alanın dışına çıktığı için, şiddetin mitolojisinden birazcık da olsa ayrı bir şekilde yazıldığını, ister istemez okuyuca sorgulatıyor. Öte yandan bu 2 bölüm o kadar muazzam ki belki de Blue Velvet ya da A Clockwork Orange‘a dair okuduğunuz en iyi eleştiri-inceleme yazısı burada karşınıza çıkacaktır. Bilhassa Blue Velvet‘te ortaya atılan ”şiddetle varolan gerçek dünya ve iyiliğin hüküm sürdüğü rüya” tespitine kim karşı koyabilir ki?

Aslında kitabın önsözünde bu durumun sebebi belirtilmiş. Kısaca özetlemek gerekirse Veysel Atayman’ın, Kiel’de temel aldığı bu çalışma, Atayman’ın 25. Kare adlı sinema dergisine gönderdiği ve kimi kısımlarının kendi bakışı ve yorumuyla revize edildiği ”Şiddet Sineması” adlı bir mini dosyayla şekilleniyor. Daha sonrasında David Lynch filmlerinde anlatılanlarla Reagan dönemi Amerikasında yaşananların bağdaştığını ve bunların ayrı düşünülemeyeceğini öngören Atayman, George SeeBlen’in yazdığı David Lynch filmleriyle ilgili kitaptan çok etkileniyor ve tam manasıyla Lynch filmlerinin leziz bir okumasını kapsayan neredeyse yeni bir metin hazırlıyor. SeeBlen’in etkisi Kubrick ve Tarantino’ya da yansıdığı için Atayman’ın kitabının altı yerine iki farklı bölüme ayrıldığı da bu şekilde kanıtlanmış oluyor. İlk bölümde Leone, Scorsese ve Stone üzerinden gerçek manada bir ”şiddetin mitolojisi” işlenirken; diğer tarafta Kubrick, Lynch ve Tarantino’nun ağır bastığı ”film okumaları” olarak nitelendirebiliriz herhalde. Açıkçası Tarantino bölümünde, Tarantino’nun filmlerindeki şiddet unsurlarına Atayman değiniyor değinmesine ama galiba bu kitabı 2000’li yılların başında yazdığı için kitabın Stone’dan sonraki en kısa parçası olarak kalmış. Sadece Reservoir Dogs ve Pulp Fiction üzerinden, Tarantino filmlerindeki şiddeti, ”kendi kendinin amacı, işlevsiz, eğlenceye dayalı” olarak tanımlamasına kızamayız. Kill Bill ya da Django Unchained döneminde kitabın üzerinden bir daha geçseymiş, belki de ortaya farklı bir kitap çıkabilir hatta şiddet konusunda hiç de yadsınamayacak Lars von Trier, Michael Haneke, Robert Rodriguez gibi isimleri de dahil etmiş olurdu. Yeri gelmişken, ”Bu yönetmenlerden bahsederken vahşetin doruk noktasına ulaştığı filmlerin yönetmeni Sam Peckinpah’dan niye bahsetmiyor?” diye sormayın çünkü tabi ki ondan da satır aralarında bazen bahsediyor.

Veysel Atayman, yine önsözde David Lynch ve Stanley Kubrick’in yukarıda da bahsettiğimiz gibi, bu kitaptaki diğer yönetmenlere göre alanı ve kapsamı dışına çıkmasını inkar etmediği gibi bunun önemli olduğunun da altını çizmiş. Çok zorlayıcı ve yoğun da olsa okuyucunun aklında kalan bir düşüncenin, fikrin bile kıymetli bir birikim yaratacağını düşünüyor. Bir bakıma doğru çünkü her ne kadar ”şiddetin mitolojisi” çalışmasında ayrı gibi dursalar da aslında onun bir parçaları. Bir yönetmenin dünyasını, filmlerindeki kodları ve mesajları bilmeden onun filmlerini okuyabilmek ne kadar  mümkün değilse, onların mitosundaki şiddeti algılamak da o kadar kolay olmayacaktır şüphesiz. Bir de kitabın sonunda, Veysel Atayman’ın kitapta sıkça kullandığı teknik terimlerin anlamları da yer alıyor. Çekim teknikleri, film türleri vs. dair belki de artık çoğunuzun aşina olduğu ama gözünüzden kaçan terimleri de oradan yakalayabilirsiniz. Sinemayı seven ve farklı bakış açılarına, yer yer yoğun sayılabilecek kafa patlatmalara açık olan her okuyucu ve sinemasevere Şiddetin Mitolojisi‘ni yukarıda saydığımız dezavantajlarına rağmen tavsiye ederim. Kitabı yeniden piyasaya sokan İthaki Yayınları’na da bir kez daha teşekkür etmiş olalım.

Diğer yazıları Furkan Erkan

Hitchcock / Truffaut: Film Çekmeyi Eğlenceli ve Edebi Kılma

Sıkı bir sinemasever ya da sinefilin rafında mutlaka birkaç tane de olsa sinema kitabı...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir