Tanrım Beni Baştan Yaşat: Bir Zamanlar… Hollywood’da

 

NOT: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

Biraz gerçek, biraz kurmaca, şiddet, kan ve Tarantino’nun tanrıcılık oyunu…

Bir evren yaratmak, adı üstünde yaratmak, biraz tanrıcılık oynamaktır. Tarantino son filminde bunu bir tık ileri taşıyarak tarihi baştan yazıyor ve bir cinayete kurban giden Shoran Tale’e yaşanmış  bir ömür hediye ediyor. Bu Tarantino’nun ilk kez yaptığı bir şey değil. Aslında Soysuzlar Çetesi filminde de Adolf Hitler’i sinemada bir suikaste kurban etmişti. Gerçekten beslenmeyi bir tık ileriye taşıyan yönetmen onu kurmaca bir düzlemde yeniden yorumluyor.

Tarantino filmi için ; “Pulp Fiction’ın türüne en yakın filmim” diye bir yorumda bulunmuş. Bu doğru olabilir. Filmde karşımıza  birbirinden bağımsız, yolları kesişmeyen karakterler ve hikayeler bizi karşılıyor. Filmin bu kadar dağınık olması izlenebilirliği düşürüyor. Tarantino genel olarak klasik hikaye anlatımı kurallarına uymayan bir yönetmen. Fakat bir izleyici bilinçli de olsa bilinçsiz de olsa bir filmin başına hikaye izlemek için oturuyor. Tarantino’nun filmografisine baktığımızda “Biz Zamanlar… Hollywood’da” hikaye anlatımı olarak en zayıf filmi olduğunu söyleyebiliriz.

Film muhteşem bir açılışla başlıyor. Ünlü aktör Rick Dalton ve dublörü Cliff Booth ile bir röportaj yapılıyor. Aman tanrım! Ünlü bir aktör ve dublörü Tarantino’nun ellerinde. Bu hikayeden neler çıkar diyoruz. Muazzam reji ve bir o kadar estetik kamera hareketleriyle bu ikilinin hayatına dahil oluyoruz. DiCaprio’nun canlandırdığı Rick Dalton karakterinin artık eski ününü kaybettiğini Al Pacino’nun ustaca oyunculuğuyla öğreniyoruz. Film buradan sonra kopuyor. Ne Rick Dalton’un kariyer mücadelesini görüyoruz ne de dublörü Cliff Booth’un dublörü olmasının bir artısını. Oysa bu bir Tarantino filmi! Bu ikili gerçek tarihin içinde iki kurgusal karakter. Ünlü oyuncu bunalımdan birini öldürebilir, dublör bunu üstlenebilir. Dönüşümlü cinayetler işleyebilirler. Birbirlerinin yerlerine geçebilirler. Biz hangisi gerçek hangisi dublör karıştırırız ve adrenalin dolu bir film izlemiş oluruz. Filmde maalesef böyle şeyler olmuyor. Brad Pitt’in canlandırdığı Cliff Booth karakteri ana karakterimizin dublörü değil şoförü olsa da film aynı film olacaktı. Brad Pitt’in oyunculuk performansı üst seviye fakat filmde konuk oyuncu olsa Al Pacino etkisi yaratabilirdi. Hikayenin işlevsizliği Brad Pitt’i maalesef filmde yok etmiş.

Öte yandan filmde kaybolan bir isim de Margot Robbie. Bu oyuncunun talihinden mi talihsizliğinden mi bilinmez ama hep usta yönetmenlerle çalıştı ve hepsinde de geri planda kaldı. “Bir Zamanlar… Hollywood’da” filminde ise merkezde olması gereken bir karakter iken tamamen süre uzatmak namına hayatından kesitler gördüğümüz biri. Oysa gerçek hikayeyi bilenler için cinayete kurban gidecek olan o ve bizim onun ölümünü beklerken onunla özdeşleşmemiz hatta katharsis yaşamamız gerekiyor. Biz filmde kimseyle özdeşleşemiyoruz. Belki de yönetmenin tercihi bu olabilir, bunu başarmış olduğu için tebrik ederim. Fakat bizim izleyici olarak duygularımız havada kalıyor.

Asıl tanımamız gereken, Sharon Tate cinayetinin faili olan Manson tarikatını film boyunca tanımıyoruz. Hatta filmle ilgili tüm dünyada tartışılan en büyük konu; neden bu tarikatın hippiler olarak gösterildiği. Belki de yönetmen tarihi baştan yazarken bazı noktaları değiştirmek istemiştir. Bu da olabilir. Fakat dağınık geçen filmde başına buyruk karakterler ve filme hizmet etmeyen olaylar izleyeceğimize gerçekten beslenen bir hikaye izleyebilirdik. Filmin hatırı sayılacak uzunlukta bir kısmı Rick Dalton’un film çekimleri sırasında geçiyor. Bu onun kariyerinin kötü gittiğine ikna olacağımız süreden epey bir fazlası. Bu tarz sahneler alışılageldiği gibi uzun bir Tarantino filmi ortaya koyuyor.

Tarantino son filmiyle bizlere güzel bir Hollywood nostaljisi yaşattı. Bu filmin bizdeki karşılığı da Arif V 216 olabilir. İki film de nostaljiye kapılıp kendi hikaye ekseninden oldukça uzaklaşmış. Şiddeti estetize eden yönetmen son ana kadar bunu saklamış ve ciddi bir patlamayla sanatını konuşturmuş. Her ne kadar filmden umduğumu bulamasam da Tarantino’nun imzasını taşıyan kareleri görmek paha biçilemez. Her sahneye olan ustaca dokunuşun filmin rejisiyle kendini göstermiş. Belki bugün biz sevmedik ama kim bilir belki ileride kült yapımlar arasına girer. Bu filmden yola çıkarak insanlar Sharon Tate cinayetini ve Manson tarikatını araştırır.

Tarantino bu yapımında bize tarihin tekerrürden ibaret olmadığını da göstermiştir. Belki bu olay yeniden yaşansa filmdeki gibi olacaktı. Belki biz de tekrar filmi izlesek başka yorumlar yapacağız. Tarantino film evreninde de olsa Sharon Tate’i baştan yaşattı.

Tanrım beni baştan yaşat.

Diğer yazıları Ozan Sertdemir

Climax (2018): Ben Düşerken Yükseklerden Uçurumlara

Durmadan dans, bolca alkol ve bir tutam LSD. Bu yıl Film Ekimi’nin...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir