Çifte Hayatlar: İki Yüzlülüğün Kabulü

 

Bünyesinde çok tanıdık simaları barındıran Doubles vies (Çifte Hayatlar) filmini kabaca anlatmak gerekirse günümüz dünyasına hakim olan sosyal medya hakimiyetinin ve basılı yayıncılığın geçirmek zorunda kaldığı evrime odaklanılıyor diyebiliriz. Kadrosunda Fransız sineması denilince akla gelen Juliette Binoche ve Guillaume Canet gibi iki bilindik ismi  barındırmakla birlikte yeni yeni ün kazanan Vincent Macaigne kadroda yer alıyor. Senaristliğini ve yönetmenliğini, Clouds of Sils Maria(2014) ve Personal Shopper(2016) gibi yapımlardan aşina olacağımız Olivier Assayas üstleniyor.

Alain(Guillaume Canet), bir yayınevi yöneticisidir. Léonard(Vincent Macaigne) ile uzun yıllara dayanan bir iş ilişkileri vardır ve onun kitaplarının da yayıncısıdır. Filmde tartışmaya açılan konu, seyirciye çift yönlü bir bakış açısıyla hiç gecikmeden veriliyor. Değişimin süregeldiği yayıncılık sektöründe, artık basılı yayınlar sesli kitapların, blogların ve hatta sosyal medya ağlarının içine girmiştir. Alain bu noktada nerede duracağına karar veremeyen bir karakter haline dönüşür fakat eşi Selena(Juliette Binoche), bu değişime direnmeye çalışan ve hatta küçük cihazlar içinden kitap okumanın saçmalığından bahsederek eski usullere bağlılığını koruyan biridir. Selena, polisiye bir dizide “kriz yönetimi uzmanını” canlandırmaktadır. Pek çok kez kendisine oynadığı polis karakteri sorulduğunda polisi oynamadığının altını çizer ki oynamayı bırakana kadar. Diziden ayrılmaya karar verince “sadece polistim” demekle yetinmeye başlar. Filmin odak noktasını göründüğünden çok da uzağa götürmeden dijital dünya düzenine evrilme ve endüstriyel edebiyata bir eleştiri olarak irdelemek mümkün fakat bundan daha fazlası mevcut.

Karakterlerin hepsi orta yaşlarında ve  hem iş dünyasında hem de aile içlerinde düzenlerini ve rutinlerini oturtmuş insanlardır. Bu noktada filmin adıyla da bağlantı kurduğumuzda hepsinin çifte hayatlarına şahit olmak kaçınılmazdır. Alain eşini, yayınevini dijital sektöre adapte etmek için işe aldığı Laure(Christa Theret) ile aldatmaktadır. Üstelik Selena bu durumun farkındadır fakat bunu bilmek artık hayatlarında bir şey değiştirmez. Bu “ikiyüzlü” yaşamın kabulünü kendi içinde yapmıştır. Aynı şekilde Selena’nın da yazar Léonard ile bir birlikteliği vardır. Açıkça belli etmese de Alain’in de bu durumun farkında olduğunu hissetmemek işten bile değildir. Léonard ise eşiyle çok farklı tarzlara sahip olduklarının farkındadır ve ona Selena’dan bahseder. Bu itiraf da umduğumuz kadar yüksek bir tepki almaz. Filmin içinde birçok çarpık ilişki karşımıza çıksa da hiçbirisi yüksek frekanslarda bir tepki görmez. Tam burada günümüz ilişkileri ve dijital dünya ile bir bağlantı kurmak mümkündür.

Sosyal medyanın, hayatımızın genel rutini içine dahil olmasıyla beraber herkesin her durum için sesini duyurması fırsatı doğmuş olurken amiyane tabirle herkes de her işe burnunu sokmuş oluyor. Bireylerin kendilerini ifade etmelerinin, siyasi meselelere dair öz fikirlerini zaman zaman pervasızca dile getirmelerinin de kapısı açılıyor. Filmin içinde tıpkı bunun benzeri bir siyasi tartışma realiteye yansıdığında karşılıklı rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Şu bağlantıyı kurmak mümkün ki, edebiyatla beraber insan ilişkileri de endüstriyelleşiyor. Selena gibi, eski usullere bağlı kalmaya çalışan bir karakter dahi bu aldatmacadan payını alıyor ve buna pay veriyorken yeni dünyanın iki yüzlülüğünü son derece de normal karşılıyor. Léonard ise kişisel ilişkilerini tüm detaylarıyla kitaplarına aktarmaktan çekinmeyen ve hayatlarını şeffaflaştırdığı kişilere karşı suçluluk hissetmediği ikiyüzlülüğüyle barışık bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

doubles vies ile ilgili görsel sonucu

Aslında odaklanmamız gereken nokta şu ki, bahsi geçen dijital evrimin doğruluğu ve eski usullerle olan bağı sağlam tutmak sorunsalından ziyade bu değişimin reel dünyada yarattığı etkileri incelemek gerekiyor. Tıpkı Léonard’ın kitabının görece  kolay okunan bir kitaplar yazan bir başka yazarın eserinden daha az satmasındaki ana sebebin basitliğini ele almak gerekiyor. Alain aradaki tek farkın fiyat olduğunu belirtiyor. Edebi alandaki tercihler de artık maddeselleşmiş oluyor. Evrilen sisteme ayak uydurmalı mıyız, sunduğu kolaylıklar yanında bizden neleri götürür gibi sorulardan ziyade bu değişimlerin insan hayatı eksenindeki sapmaları ne kadar etkilediğini görüyoruz. Filmin sonuna doğru, basılı yayın satışlarının iyiye gitmesinden bahsedilirken bunun bir öngörü ya da temenniden ziyade insan hayatına olan yansımasına bir temel koyduğu aşikardır. Yukarıda da bahsettiğim aldatma, dijital dünyanın insana sunduğu bir fırsattır. Bu dünya içerisinde de herkesin ikinci bir yaşamı başlar. Toplum zaten bu olagelen duruma uyum sağlamışsa ikinci bir gerçeklikle buluşmuş oluruz. Dijital dünya, kişinin kendini sunması için ikinci bir gerçeklik sağlar. Blog sayfasını günde kaç kişinin ziyaret ettiği ya da Twitter’da kaç takipçin olduğu da bu durumun endüstriyel yansımasıdır. Doubles vies,  bu bütün değişimlerin doğru veya yanlışlığından ziyade gündelik hayata adaptasyonuyla değişen bireyleri mercek altına alıyor.

Bu bağlamda sunduğu yaklaşımı dikkate değer bulsam da bunu aktarmada diyaloglarla kurduğu düzenin yeterli gelmediği pek çok sahneye şahit oluyoruz. Paralel bir değişimi gözler önüne sererken diyaloglara tutunması mantıklı olsa da bu akışın çoğu zaman yetersiz kalması seyirciyi filmin fikrini aramaya zorluyor. İrdelediği konu gereği daha sağlam açıklamalarla izleyiciyi bir ikirciğe sürüklemesi ve savları üzerinde düşünmeye itmesi beklenirken bu noktada eksik kalıyor.

 

Diğer yazıları İrem Turhan

Kuşaktan Kuşağa Taşınan Bir Kist: Taxidermia (Tahnitçilik)

Yönetmen György Pálfi’nin 2006 yapımı Taxidermia filminde, temeline aldığı içerik fikri ve...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir