New York’ta Yağmurlu Bir Gün: Woody Allen artık romantik tiyatro oyunları yazmalı!

ABD’de sinema sanatının son dönemlerine damgasını vurmuş usta yazar, yönetmen, oyuncu Woody Allen, yeni filmi New York’ta Yağmurlu Bir Gün’ü bundan iki sene önce çekti, ama maalesef film yönetmenin kendi ülkesinde vizyona giremeden beyazperdedeki yerini aldı. Hollywood dedikodusu ile eleştiriye giriş yapmak istemiyorum, fakat olayın neden böyle olduğunu çok kısa anlatayım. Allen’ın üvey kızı 7 yaşında iken babasının tacizine uğradığını iddia etmesi ve Amazon’un filmi vizyona sokmaması kararıyla devam eden hukuki süreç bizleri bugüne getirdi. Sonuçta Allen ABD’de filmini vizyona sokamadı, lakin Avrupa’da Polonya ile başlayan bir vizyon sürecine girdi. İşte bizler de aslına bakarsanız çok şanslı bir kitleyiz, sinemanın mabedi bir ismin filmini kendi ülkesinden önce izliyoruz. ‘Me too’ hareketi taciz skandallarını gündeme taşıyarak, yargısız infazlar da dahil, dünyada çok büyük olaylar çıkardı. Neyse ki Woody Allen’ ın diğer kızı olayın gerçek olmadığını, babasının asla böyle bir şey yapmadığını, babasıyla harika bir çocukluk geçirdiği, üvey kardeşinin annesinin büyüsü altında babasına iftira attığını söyledi ve Allen’ ın sinema mecrası yeniden akmaya başladı. Ayrıca Amazon ile 60 küsür milyon Dolar dava ise devam ediyor.

New York’a yakın bir üniversitede öğrenci olan Ashleigh ve Gatsby ile birlikte yağmurlu hafta sonuna götürüyor bizi yönetmen. Çiftin arasında entellektüel kesişmeler dahil, kültürel anlamda yabancılaşmalar olsa da, Ashliegh, Arizonalı üst sınıf aileye mensup tuhaf bir genç kadın. New York’ta doğup büyümüş olan Gatsby ise sözde aristokrat bağlantıları olan, ama bunu davranışlarıyla yadsıyan bir isim. Ashliegh okul gazetesi için ünlü bir yönetmenle röportaj yapmaya hazırlanıyor ve bu sayede New York’ta romantik bir hafta sonu geçirmeye karar veriyorlar. Allen’ ın kişisel takıntısının doruk noktası olan çiftlerin birbirlerine karşı duygusal, psikolojik ve bedensel ihanetleri filmin içinde savruldukça savruluyor. Fakat buna ihanet dememiz biraz ağır olur, ama hayallerle gerçeğin çatışması olarak durumu adlandırırsak daha doğru tespit yapmış oluruz. Annesiyle sorun yaşayan erkek karakterin duygusal gel gitleri, genç kadının sektörel bağlamda karşılaştığı isimlerle kurduğu diyaloglar filmin kaderini şekillendirmiş.

Filmin romantizm anlamında çok fazla eksiği olmakla beraber, gösterilen ilişki biçimlerinden çıkan yoğun komedi olgusu bizlere filmle ilgili başka pencereleri sunmuş. Genç kadının hayranı olduğu usta yönetmenden yakın ilgi görmesi ve sinema ekibinin kadınla bağ kurmaya çalışması Allen’a uzanan ‘taciz’ suçlamalarına filmin içinde bilerek ya da bilmeyerek cevap vermesi gibi okunabiliyor. Ayrıca yönetmenin yaşadığı şehir New York takıntısını her sekansta görüyoruz. Yağmurun yoğun atmosferi etrafında olayları tek noktada birleştirmek adına uğraşan Allen bu konuda tek kelime ile rezil oluyor. Yaşlandıkça artan melankolisi yönetmenin karşısındaki en büyük handikap! Sinema yazarlığına bir süre veda etmeyi düşünmesi yönetmeni ruhsal anlamda epeyce rahatlatacak gibi gözüküyor. Çünkü sahne geçişlerinde, olayların çatışmalı sunumlarında gözümün önüne romantik komedi konulu tiyatro oyunlarını getirdi. Ki Woody Allen’ ı tanıyanlar bilirler, yazarın teatral alanda çok ses getiren metinleri mevcut.

Timothée Chalamet, Elle Fanning, Selena Gomez, Jude Law, Diego Luna ve Liev Schreiber’ in başarılı ivmesi altında komedide kısmen başarıyı yakalayan takıntılı yönetmen, kendi içsel varlığının dışavurumu diyebileceğimiz New York’ta Yağmurlu Bir Gün’de tek kelime ile kötü bir projeye imza atıyor. Kentin dokusunu, kültürünü, gösterişini kendi bakış açısından karakterlere anlattıran Allen burada öylesine büyük hataya düşüyor ki, bizler filmdeki karakterlerin yönetmenden bir parça olduğunu rahatlıkla algılıyoruz. Tam bu anlatımlar esnasında her bir karaktere karşı yabancılaştığımızı belirtmeliyim. Bizlere sunulan kişilerin söyleyemeyeceği cümleler bol bol konuda boy göstermiş. Sonuç olarak tiyatro sahnelerine yakışan New York’ta Yağmurlu Bir Gün taciz iddiaları altında kendi yolunu bulmaya çalışıyor!

yasam.kaya@gmail.com

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Kadını Anlayan Yönetmenden Harika Bir Film: Frantz (2016)

8 Kadın (2002), Kadın İsterse (2010), Evde (2012), Genç ve Güzel (2013),...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir