Acıların Jokeri Arthur Fleck

“Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.” Carl Gustav Jung

The Dark Knight hariç süper kahraman filmlerini pek sevemedim. İnsanın kötüye giden düzene karşı bir kurtarıcı bekleme algısını ve bunu alışkanlık hâline getirmesini sorunlu buluyorum. Sanırım bu sıkıntım da insanın toplumsal gücünün farkında olamayışıyla alâkalı. Özgürlükçü toplumsal hareketin sağlanması sonucunda hiçbir süper güce, kahramana ihtiyaç duyulmayacağına inananlardanım. Bunun üzerine sistemin kurduğu yasalara mutlak doğruymuş gibi uyan süper kahramanların kötüleri (gerçek kötü?) alt etmesi ve beraberinde gelişen iyilik bulma/getirme serüvenleri bana hep şımarıkça gelmiştir… Nolan, The Dark Knight’ın Joker’inde bir süper kötüyle özdeşleşmemizi sağlamış ve klasik süper kahraman filmlerinde dayatılan “iyinin tarafında olmalısın” algısını sarsmıştı. The Dark Night’daki Gotham şehrine bağlı bu anti kahraman yaratımı, Joker’in üst akılcı karşıtlık dengesi kurmasıyla filmi yükseltmiş, tabiri caizse Joker’in durduğu yeri mükemmel bir şekilde işlemişti. Şimdi ise hikayesinde bir süper kahramana karşı anti kahramanı oynamayan bir “karakter” filmi “Joker” karşımızda. Joker’in neden ve nasıl süper kötü olduğuna yoğunlaşan film, Joker’i Gotham dünyasından alıyor ve sanki New York sokaklarında Martin Scorsese ya da Sidney Lumet filmlerinden çıkmış; silik, örselenmiş ve bundan sebep öfkeli, sonuca ulaşırken şiddete başvuran karakterler gibi yansıtıyor. Ben neden Gotham şehrinde yaşayan bir karakteri Taxi Driver’ın karakter gelişimini takip eder gibi izledim? Bunun için Joker olmaya gerek var mıydı? gibi birtakım sorular dönüyor kafamda. Hikayesine bakıyorum, klişelerle işlenmiş, hani o yakından bildiğimiz hikaye… Görselliğine bakıyorum, evet özlediğimiz bir sinema. Bir filmin kritiği sadece özlenen sinema ve iyi bir oyunculuk performansıyla mı değerlendirilmeli? İşte bundan emin olamadığım için Joker filmini tartışmaya açıyorum…

Joaquin Phoenix in Joker (2019)

Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü alan ilk süper kahraman film tanımıyla sinema tarihine geçen Joker, bu ödülün de etkisiyle son zamanların en iyi vizyon açılışına ulaşarak popülerlik sağladı. Todd Phillips yönetmenliğinde Gotham şehrinin olmazsa olmazlarından Joker’in özel hayatına uzanıp, Arthur Fleck (Joaquin Phoenix) ismiyle nasıl Joker’e evrildiğini izliyoruz. Yönetmen Todd Phillips, Joker hakkında şöyle diyor: “Joker’in karmaşıklığını seviyorum. Bu başlangıç hikayesinin irdelemeye değer olduğunu hissettim çünkü daha önce yapılmamıştı ve çizgi romanda bile resmi olarak bir başlangıcı yoktu. Bu yüzden, Scott Silver’la birlikte karmaşık ve girift bir Joker versiyon yazdık; nasıl evrildiğini ve sonra nasıl kötüleştiğini işledik. Benim ilgimi çeken de buydu: Bir Joker hikayesi değil de Joker olmanın hikayesini anlatmak. Filmde işlemek istediğimiz temalardan biri empati, daha doğrusu Arthur’ın dünyasında fazlasıyla tanık olduğumuz empati eksikliğiydi. Örneğin, filmde küçük çocuklar ile yetişkinlerin Arthur’a tepkileri arasındaki farkı görebiliyorsunuz çünkü çocuklar dünyayı merceksiz görürler; zengin ile fakir olarak görmez, ya da marjinalleşmiş bir bireyi yetişkinlerin anladığı şekilde anlamazlar. Onlar Arthur’ı sadece onları gülümsetmeye çalışan biri olarak görüyorlar. Başkalarını kabul etmemek doğuştan gelen değil, sonradan öğrenilen bir şey ve ne yazık ki bunu genellikle öğreniyoruz.”

Öncelikle belirtelim; Joker, çizgi romandan uyarlanmış bir süper kahraman filmi değil. Arthur Fleck isminde hayatını palyaçoluk yaparak sürdürmeye çalışan bir şizofrenin nedenleri doğrultusunda iyilikten kötülüğe evrilme süreci… Eleştirimin çıkış noktası da buradan gelişiyor. Özünde Gotham şehrinin karanlığında Batman ile birbirini tamamlayan Joker’in iki zıt kutup arasındaki dengesi her zaman heyecan yaratmıştır. Seyirci ilk defa ana karakterin Joker olduğu bir film izledi. Bunun bilincinde işleyen ve merak duygusunu iyice arşa çıkaran bu riskli girişim, Batman’siz bir Joker’i nasıl izlenebilir kılabiliyorsa, ki bu mümkündür, yani Joker’in geçmişini bilmeye hakkımızdır vardır. Ama diğer taraftan da adını çizgi romandan alan bir karakterin çizgi romanın ana hatlarından uzaklaşması elbette ki tartışmaya yol açacaktı.

*Yazının bundan sonraki bölümü spoiler içermektedir.

“Annem daima bana gülümsememi ve mutlu bir ifade takınmamı söyler…”

Joaquin Phoenix in Joker (2019)

Masumiyetin kötülüğe evrilen tarafı trajiktir. Arthur, bağımsızlığını tesadüfen keşfettiği öldürme eylemiyle geliştiriyor. Metroda sarhoş üç zengini kendisine sataştıkları için öldüren Arthur, Gotham’da bir halk kahramanı olarak görünür. Şehirde işsizlik hakimdir ve insanların yaşama telaşı suçları meşru kılmaya olanak sağlamıştır. Zenginlerden nefret edilir. Çünkü sadece zenginlerin ölümleri haber niteliği taşıyordur. Yoksulların varlıklarıyla yoklukları arasında kırmızı bir çizgi yoktur. Evet, bu durum öfkelenmek için mükemmel bir sebep. Arthur da bu durumun farkına varıyor ve kendini küllerinden yeniden yaratıyor. The Dark Knight filminde Nolan, iyiyle kötü arasındaki çizgini net bir şekilde gösteriyordu. Todd Phillips bu çizgiyi bulanıklaştıyor… Nolan’ın Joker’i zekasıyla öne çıkarken, Phillips’in Joker’i hisleriyle hareket eden trajik bir halk kahramanına dönüşüyor. Bir çizgi roman karakterinden yola çıkarak kotarılan film, durduğu yerde çizgi roman filmlerine karşı bir anti-tez oluşturuyor. Yönetmen, filmi çizgi roman karakteri haricinde özel bir karakter çalışması olarak ele alarak nihayetinde 70’lerin suç filmlerine göndermeler yapıyor. Ama o kadar çok göndermeler yapıyor ki; filmin hikayesi oradan buradan (etkilenilen filmler) alınmış eklemelerle oluşturuluyor. Filmin ismi bir süper kahraman çizgi romanından alınmış fakat Arthur Fleck’in hikayesinde Taxi Driver, King of Comedy, yer yer; V for Vendetta, Dog Day Afternoon, Serpico, Blow-Up ve daha nice etkilenilmiş filmler görüyoruz…

Joker bir risk. Bu riske girmeye değer bir cesareti var kabul ediyorum fakat bu riskin arkasında duramayacak kadar da orta yolcu buluyorum. Kararlarında net görünse de finalinde anti kahramandan bir kahraman yaratan çelişki göze çarpıyor ve bundan sonrası için belki de Batman’i anti kahraman konumuna sokuyor. Bu hikayeye göre bundan sonra olacakları düşünelim biraz. Joker’in nasıl acılardan, nasıl psikolojik buhranlardan geldiğini biliyoruz artık. O zaman Batman’i de anti kahraman olarak görelim olup bitsin. Ne de olsa Batman zengin, kibirli ve adaletin temsili bünyesinde sistemle ilişkili… Yıllar boyunca yazılan çizilen bir süper kahraman kavramı var. Bu süper kahraman kavramında iyi ile kötünün çizgisi net olarak belirtilir. The Dark Knight’da Nolan bizlere sanki -bir dakika Joker’in durduğu yer sadece kötülük değil, aynı zamanda Batman’in (sistemin) açıklarını bulup onlarla alay etmesi- demişti. Joker karakterini yaratanlar, Joker’i dünyayı ele geçirsin, iktidar olsun ya da kahraman olsun vb. gibi medetler sunarak yaratmamışlardı. Yıllardan beri Joker’in varlık sebebi Batman’in varlığıyla ölçüldü. Batman’i bir sistem olarak düşündüğümüzde Joker’i de bu sisteme kafa tutan, dalgacı ve yer yer anarşist bir karakter olarak tanımladı. Joker bir akıl eylemcisi. Kuvvetinden çok aklıyla Batman’i afallatan bir manyak. Joker’in bir anti kahraman olarak resmedilmesi Gotham şehrinde bir gelenek. Hikayeler tersyüz edebilir, burada değilim. Ama hikayeyi tersyüz ederken fazlasıyla Martin Scorsese, biraz Sidney Lumet ve diğerleri derken… Ana akım filmi olmanın getirdiği klişeler ve arkada Joker markasından gücünü alan, hesap kitap işini iyi bilen bir Warner Bros varken, elbette ki sermaye, filmin herkese hitap etmesini, herkese ulaşmasını isteyecektir. Joker gibi marka değeri büyük olan bir karakter filminin karışık olmamasını ön görmüştür. Belki de film bu yüzden hikayesinde bu kadar klişe barındırıyor… Filmde Joker’in iş arkadaşını acımasız bir şekilde öldürürken yanında bulunan cüceye bir şey yapmaması ve üstelik o gerilim dozu yüksek cinayet sahnesinin akabinde cüceyle yaşanan komik anları hatırlayalım… Nasıl da sırıtıyordu ama. Çünkü film üzerinde ciddi bir baskı var. The Dark Knight’dan kalan (ABD’de filmden etkilenen biri, bir sinema salonunda insanları öldürmüştü) bir endişe devreye giriyor ve filmin o zamandan sonraki karanlık evresine bir nefes, bir güldürü sunarak iyice yükselen duyguları tekrar aşağı çekebiliyor. Yani filmdeki cüce karakteri -kendinize gelin, bu bir film- uyarısı olarak kodlanıyor.

Hadi birlikte klasik Hollywood sınırları içinde bir hikaye oluşturalım… Başlıyorum: Karakter özünde iyidir. Dürüsttür ve bir hayali vardır: o da komedyen olmak. O sevdiği televizyon programına katılmak, o televizyon programını sunan komedyen ile yüzyüze gelmek hayattaki gayesi olsun. Bunun için özel bir çaba içindedir. Fakat hayat kötü yüzünü sürekli gösterir… Karakterimiz ağır bir depresyonun eşiğinde bir kadından hoşlanıyordur ama kadınla iletişime geçecek özgüveni yoktur. Karakterimiz çocuklardan dayak yiyen, iş arkadaşları tarafınca alay edilen bir ucubeden başkası değildir. Hasta ve bakıma muhtaç annesiyle yaşıyor, daha sonra evlatlık olduğunu öğreniyordur. Babasının kim olduğunu bulmaya çalışırken bla bla bla… Satılması en kolay hikaye örneği. Anlayabiliyorum…. Filmin ismi “Arthur Fleck’in İnanılmaz Acıları” olsaydı bu kadar konuşmazdım. Ama filmin ismi Joker olunca konuşulacak çok şeyi var…

Öncelikle yıllardır bildiğimiz ettiğimiz Joker karakterinin acınmaya ihtiyacı var mı diye sormak gerekiyor. Bence yok. Bilinir ki Joker’in Gotham şehrindeki amacı Batman’e karşı koymak. Kara Şövalye’nin adalet duygusunu tiye almak… Batman’in açıklarını yakalayıp onu mat etmek… Kuvvetiyle değil, zekasıyla Batman’in karşısında durabilen bir karakter Joker. Bu zekanın gelişimi Arthur Fleck’in kıt zekasına uyum sağlamıyor. Bir süper kötüye ulaşabilecek ve Batman’e kafa tutacak bir zekası yok. Joker olacak bir zekası yok. Bir yaştan sonra zekanın sonradan gelişen bir kavram olduğunu düşünmüyorum. Soruyorlar Arthur’a bu yaptıklarının politik bir sebebi var mı diye. Hayır diyor, yok. İsyan etmenin ne demek olduğunu bilmiyor çünkü sınıf bilincinin farkında değil. Başkaldırının politik bir eylem olduğunu bilmiyor. Filmde sisteme karşı politik bir tavır değil duygusal bir refleks var. Dayanışmalı, örgütlü bir hareket olmasına izin verilmiyor. O yüzden onu halk kahramanı ilan edenler apolitik bireyler. Çünkü Arthur Fleck apolitik bir karakter. Bilinen Joker’in zekası böylesine -hiçbir şeyden haberim yok- kafasıyla mı oluşturuldu? Hayır, son derece uyanıktı. Süper kahraman filmlerine bir yenilik, farklı bir bakış getirmek için Joker’in adından faydalanıp Joker’i tersyüz eden bir filmden bahsediyorum. Yoksa filmin 70’ler sinemasına yakınlığı, iyi sanatı, iyi sinematografisi, estetiği, mükemmel oyunculuğu vs. sonraki aşamada konuşulması gereken unsurlar bence. Bir filmin temelini, ele aldığı noktayı, çıkışını okumak için filmin görselliğiyle hikayesini amaç doğrultusunda ayırmak gerekiyor. Bu sebeplerden ötürü hikayesini son derece sorunlu buluyorum. Hem iyiyi, hem kötüyü kendi içinde barındıran bir karakter neden Joker olsun? Arthur Fleck olabilir ama.

Bu hikayeye göre tüm Joker külliyatını, DC evrenini ve Gotham şehrini düşünelim… Joker’in de bir zamanlar iyi bir karakter olduğunu, komedyen olma hayalinin peşinden giderken hayatın ona çelme takması ve ilk kurşunu sıkmasıyla bildiğimiz Joker’e evrilme sürecini biliyoruz artık. Tersten okuyup devam edelim… Bu dönüşüm Batman’li hikayelerde nasıl kahraman ile anti-kahraman karşıtlığını doğuracak? Çizgi romanın yaratıcıları Bob Kane ve Bill Finger, Bruce Wayn’in (Batman) karakter özelliklerine değinirken cesaretini fiziğinden alan, yetenekli ve saplantılı bir zengin olduğunu söylerler. Bu yüzden de itici duran bir kibir vardır Bruce Wayne (Batman) karakterinde. Bu durumu da şöyle açıklıyorlar: “ailesi gözleri önünde öldürüldüğü için travmatik bir geçmişi var.” Bruce Wayne, ailesinin ölümü üzerine Gotham’da arşa çıkan suçları ve kötülükleri durdurmak için adaletin koruyucusu oluyor. Çizgi romanı sonradan şekillendiren yaratıcıların hiçbiri bu hikayeden uzaklaşmadı. Bilinen bir hikaye (yaratıcıları anlatıyor) işlenirken çizgi romandan birebir isimler alıp, hatta Joker ismini filmin merkezine taşıdıktan sonra bu bir Joker filmi değil, Joker’e evrilme hikayesi demek tutarlı gelmiyor.

Joaquin Phoenix kolay kolay unutulmayacak bir performansa imza atarken bana göre filmin üstünde bir yere ulaşıyor. Film genel itibariyle onu takip ediyor… Sadece mimikleriyle değil vücudunun her bölgesiyle oynayan, rolüne inanmış bir oyunculuk… Filmin görsel gücü, sanatı ve ritmi evet filmi izlenmeye değer kılabiliyor. Arthur Fleck’in kendinden geçercesine ritmini tutturduğu danslarını izlemek keyifli. Bana kalırsa filmin etkileyici yerleri de burada gizli. Bir ritm halinde gelişen estetik dönüşler, danslar… Bunlarla uyum içinde olan mimikler, hâl ve davranışlar… Zaten görsel gücü gayet iyi, renkleri yaşanan hikayeye kontrast sağlayabilen, sanatı üzerine ince ince çalışılmış bir film. Bunlara sözümüz yok…

Velhasıl Todd Phillips’in Joker filminin hikayesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Filmin ismi jokerin hikayesinden bağımsız bir Arthur Fleck hikayesi olsaydı düşüncelerim değişebilirdi. Bu film bence süper kahraman sineması külliyatında bir devrim niteli taşımıyor. Lenin’in “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz” diye bir sözü var. Bu sözü de bilinir ki sınıf bilinci üzerine söylemiştir. Eğer filmin amacı süper kahraman filmlerinde bir devrim yaratmaksa, teoriden bihaber olduğu apaçık ortada. Sistem tüm işçi sınıfına kötü davranıyor, tüm işçi sınıfı Joker olmuyor. Ezilenler, bu durumun psikolojik olmasından çok sınıfsal olduğunun farkına vardıkları için başkaldırır. Sınıf bilincinin farkında olmayan bir Arthur Fleck, sistem tarafınca elbette ki akıl hastanesine kapatılır. Sistem onu alaşağı etmesini bilir. Çünkü durduğu yer tutarlı değil.

 

Diğer yazıları Güney Birtek

!f İstanbul 2018 İçin Başvurular Başladı!

Gelecek yıl 17. kez düzenlenecek !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’ne başvurular başladı. Türkiye...
Devamı

2 Comments

  • Kahraman filmlerine olan bakis acinizla benzer noktadayim. Tam da bu sebepten joker karakterinin bu hali degerli. Net kotu veya iyi diyemeyecegimiz, toplumun zamanin ortaya cikardigi sistemin kendi yarattigi virusu… V for Vendatta’daki V gibi okuyan entellektuel bir karekterin uzun soluklu planlarinin bir sonucu degil, sehrin isyani da. Toplumsal gelisen bir harekette bir simge. Iyi veya kotu diye tanimladan soyluyorum.
    Bununla beraber simdiye kadar cizilen jokerin tersi durumlarin oldugunu ben de kabul ediyorum . Daha afilli laflari olan daha zeki bir karekterdi. Belki de zaman tipki V deki gibi onu oyle yapacaktir. Sonucta batmanimiz hala bir cocuk. Buarada Bruce Wayne ailesi oldurulurken hikayenin orjinalinde oldugu gibi yanlarinda. Orada bir tutarsizlik yok.
    Filmin ozeli disinda, tum toplumsal hareketlerin sosyalist okumayla cozumlenemeyecegini de dusunuyorum. Tarih ,katil olabilecekken kahraman olan veya tam tersi bir cok kisi barindiriyor ve bu kisiler toplumlarin tarihini degistirebiliyor. Yani zaman planlanamayacak kadar karisik ilerliyor ve ben jokerin bu tesadufi cikisini begendim. Filmde begenmedigim sey ise acikli hikayesinin sundurulmesi. Dramatik dozunu dusurmus. Daha kisa daha etkili olabilirdi. Bir de amator standupinin tv showuna cikmasi gunumuz isi gibi. Eski tarihli bir hikayede fazla geldi.

  • “Todd Phillips’in kurduğu hikayede ise Bruce Wayne, ailesi öldürülürken orada değil” demişsiniz ama oradaydı. Karmaşa içinde bir ara sokağa babası ve annesi ile giren Bruce Wayne’in gözü önünde anne babası vuruldu. Hatta Dark Knight serisinde de sıkça flashback ile vurgulanan dağılan inci kolye detayı dahi mevcuttu. Bir yanlışlık var gibi görünüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir