Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi: Sonlarca Kez Bakmak

Cannes Film Festivali’nden “en iyi senaryo” ödülüyle dönen Portrait de la jeune fille en feu, seyirci nezdinde Filmekimi programının en merakla beklenen yapımlarından oldu.

Eril hakimiyetin ağırlığındaki son dönem sinemasında böylesine “kadın” odaklı ve kadın elinden çıkmış işlere tanıklık etmek büyük bir keyif. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaristi  Céline Sciamma, hikaye genişledikçe bir mit ile arka plan oluşturduğu şahane bir resim hayal etmiş. Ressam Marianne(Noémie Merlant) gibi bizi olduğumuz yerde tutmak gayesiyle eserini zaman zaman bulanıklaştırmış ve seyirciyi noktaları, bakışları ve sözleri birleştirerek neticeye hazırlamaya itmiş. Sahneler ilerledikçe gerçekten iyi bir hikayeyi izlediğimizi hissediyoruz fakat başyapıt gibi uzun boylu laflar etmekten imtina etmek lazım.

Ä°lgili resim

Senaryo başarısıyla ödül almış bir yapımı, hikayesi özelinde irdelemek yanlış olmaz. Senaryo yazımı için tavsiye veren pek çok kitapta kerteriz alındığı üzere, çıkış noktasına indirgeyerek filmi özetlemek gerekir. 18.yy sonlarında bir ressam(Marianne), genç bir kadının evliliğiyle nihayetlenecek portresini yapması için işe alınır. Genç kadın Héloise(Adéle Haenel), daha önce işe alınan ressama poz vermeyi reddetmiştir. Hiç tanımadığı bir adamla evlenmek istememesi hasebiyle bu durumdan kaçınan genç bir kadın ve resimlerini babasının adıyla imzalamak zorunda hisseden ressam Marianne… Kontesin(Valeria Golino) ricası üzerine Héloise ile yürüyüşler yaparak onu gözlemlemeye çalışan Marianne, bu yolla onun portresini yapmaya çalışır. İlerleyen sekanslarla beraber gizemli bir hal alan, ayrıldığı tarikatın kıyafetleriyle gezen Héloise’in varlığı özgürlüğe kavuştuğu ilk anda seyirciye de belirginleşiyor. Bu noktada filmin yapıtaşlarından birini çok çabuk kaybediyoruz. Poz vermekten kaçınan ve haliyle yarım bırakılmış tablodaki yüzü seyircide merak unsurunu tetikleyen genç kızın sureti, kameraya çok çabuk sunuyor kendini. Başyapıt nişanından burada uzaklaşmaya başlıyoruz. Bununla beraber, yaşadıkları dönemin olağan hayatını ve değer yargılarını ifadesel ve sözsel olarak ima etse de dönem ruhuna hakim olmamıza dayanak sağlayacak keskin çizgiler aktarmada eksik kalıyor. Dönemin imajına sırtını dayayan filmlerde rast geldiğimiz en sağlam sütunlardan biri olan müzik arka planı son derece silik ve eksik kalmaktan kurtulamıyor. Filme dair zihnimizde yer edecek en heybetli sahneler müzik arka planıyla sunulurken genele bakıldığında 18.yy sonlarında canlanan bir hikayede melodilerin yoksunluğu ve hatta kısırlığı duygularımızı ön plana koymamıza mani oluyor. Tüm bu olumsuzluklar filmi parçalara ayırmak zorunda bırakıyor. Başlangıçta yakalanan ivme, orta sekanslara doğru düşmekle beraber müzikle iç içe olduğumuz ve “alev aldığımız” sahneler sayesinde tekrar yükselmeye başlıyor. Bu noktada sinema tarihinin en yalın ve sert kürtaj sahnelerinden biriyle karşılaşıyoruz. Evin hizmetçisi Sophie(Luana Bajrami), vazgeçtiğinin gözlerine baktırılarak bizim de dikkatle izlememizi talep ediyor adeta. Başından itibaren bakışlara bu denli kıymet yükleyen hikayenin, efsanevi bir bakışma anına atıfta bulunarak biçimlendirilmesi ise büyüleyici oldu.

Orpheus mitini önce Héloise’in ağzından dinlediğimizde Marianne, Orpheus’un seçimine farklı bir yol sunuyor.

orpheus ve eurydice ile ilgili görsel sonucu

Aşık olmaktan ziyade şair olmayı seçmek

Mit, Marianne’in gözünden anlamlandığı anda bu cümleyi duyuyoruz ama bunun ardından yönetmen de kendi bakışını sunuyor. Mite Orpheus’un gözünden bakmayı bırakıp Eurydice’i seçimi yönlendiren itki konumuna sokuyor. Mite göre; Eurydice ve Orpheus’nin düğününde yılan tarafından ısırılan Eurydice ölür. Orpheus lirini eline alır ve ezgileri eşliğinde ölüler diyarına gider. Hades dahi onun müziğinden etkilenir ve Eurydice’in Orpheus’nin arkasından yürümesine izin verir; tek şartı ise arkasına bakmamasıdır. Şüpheyle yoluna devam eden ve kandırılmaktan korkan Orpheus, dayanamaz ve arkasına bakar. Eurydice anında yok olur.

Filmde ise Marianne ve Héloise aşklarını anıya dönüştürmeye mecbur birer hayatın kahramanlarıdır. Héloise, 28 dikişli sayfayla tutunur anısına; Marianne ise sonlarca kez  bakarak. Aşık olamayacakları için şair olmaya mecbur kalan karakterlerimizle  Héloise’in ablasının uçurumdan atlayarak gerçekleştirdiği intihar, bu kez ifadelere indirilir ve yine kimse bağırmaz.

Ä°lgili resim

Olanlar mıdır ölüme iten yoksa olmayanlar mı?

Miti arkasına alarak, anısı sürekli yanıp tutuşacak ama varlığı son bakışla sönecek iki ölü aşık yaratıyor hikaye. Bu ölüler ki anıları birbirlerinde yaşayacak ve fakat bir daha asla yaşanmayacak. Héloise’in gözyaşlarıyla beraber “kalbinden ateş almaya başlayan portre” tamamen tutuşuyor. Vivaldi’nin Dört Mevsim konçertosundan “Yaz” kısmı ile uzaklaşırken hikaye, yeniden bütün bir filmi müzikal olarak özetliyor. Güneşin sıcağıyla yanarken insanlar ve bütün canlılar rüzgarla beraber fırtına da yaklaşır. Son kısımda fırtına kükrer ve son sürat yağmur başlar.

Hikayenin düğüm bölümünde seyirciyi zaman zaman kurak bıraksa da bilhassa son yarım saatini dikkate alırsak gittikçe yeşillenen bir yapım. Özgür bir kadının erkekleri resmetmeden yarattığı dünyada, çok heybetli bir bitirişle bütün bir dünyayı anlatıyor. Böylelikle olanın anısına, olmayanın da acısına bir ağıt yakıyor.

portrait de la jeune fille en feu ile ilgili görsel sonucu

 

 

Diğer yazıları İrem Turhan

Çifte Hayatlar: İki Yüzlülüğün Kabulü

  Bünyesinde çok tanıdık simaları barındıran Doubles vies (Çifte Hayatlar) filmini kabaca...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir