Parasite (2019): Yoksulları Şeytanlaştırma Salvosu

Dünyada özellikle 16. yüzyılda ortaya çıkan serbest piyasa ekonomisi ve buna bağlı olarak gelişen kapitalizmin tüm dünyada yarattığı adaletsiz gelir dağılımı beraberinde yoksulların yaşadığı büyük trajedileri de ortaya çıkardı. Bu trajediler kaçınılmaz olarak 1940’lı yıllardan bu yana sinemanın da ele aldığı temalara dönüştü. İşçi sınıfıyla, sınıflar arasındaki uçurumla, yoksullukla ilgili birçok film çekildi. Bu filmlerin son halkasına şimdi de Parasite filmi eklenmiş oldu. Parazit filminin yönetmeni Bong Joon-ho daha önce Cinayet Günlüğü, Ana, Kar Küreyici gibi hatırı sayılır filmlerden hatırlıyoruz. Bong Joon-ho’nun filmografisine baktığımızda bireysel sorunların yanında toplumsal sorunların daha çok işlendiğini görürüz. Bu sorunlardan sınıf hiyerarşisini sert ve karanlık bir distopyayla anlattığı Kar Kureyici, kendisine büyük bir beğeni ve görünürlük kazandırmıştı.

Bong Joon-ho yeni filmi Parazit’le de Güney Kore toplumu üzerinden kapitalizmin yarattığı yıkımları, ahlaki çöküşleri trajikomik bir biçimde ele alıyor. Film iki saat olmasına rağmen sürükleyiciliğini kaybetmiyor. Parazit’in akıcı ve sürükleyici olmasında Joon-ho Bong’un daha önce de beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Kyung-Pyo Hong büyüleyici sinematografisinin büyük payı var. Özellikle de filmin ikinci yarısında sağanak yağmurdan dolayı su altında kalan gecekondu evlerindeki insanların boğazlarına kadar yükselen yağmur ve kanalizasyon suları içinde eşyalarını canhıraş biçimde çıkarmaya çalıştıkları sekans sinema tarihinin unutulmazları arasına girecektir. Bu sekansta evleri sular altında kalan insanların çaresizliğini, kimsesizliğini iliklerinize kadar hissedersiniz.

Film boyunca Kim ve Park ailelerinin evleri üzerinden de yoksul ve zengin sınıfa dair birçok okuma yapmak da mümkün. Kim ailesi penceresi sokağa bakan küçük, yarı bodrum bir dairede otururken Park ailesi ise etrafı duvarlarla çevrili, büyük ve yemyeşil bir bahçesi olan çok lüks bir evde oturur. İki ev arasındaki keskin zıtlıklarla sürekli karşılaşırız. Bu zıtlıklar kapitalizmin yarattığı gelir dağılımındaki eşitsizliğin en somut halleri olarak olarak ortaya konur. Parazit filmi gittikçe büyüyen sosyal adaletsizliği usta yönetmenin kamera kullanımının yarattığı derinlikle, görüntü yönetmeninin dikkatinizi daima canlı tutan sinematografisiyle ve hiç sırıtmayan oyunculuklarla anlatan bir film. Oyunculuk demişken Kim ailesinin reisi Ki-taek’in (Kang-Ho Song), evin eski hizmetçisi Moon Gwag’ın (Jeong-eun Lee ) ve kocasının ön plana çıktığını görürüz. Eski hizmetçinin Kuzey Kore haber spikerlerinin taklidini yaptığı bir sahne var ki gerçekten alkışı hakediyor.

Parazit filminin senaryosuna baktığımızda yer yer mantık hataları ya da inandırılıcılığı mümkün olmayan noktalar (Büyük bir şirketin ceo’su olan Bay Park’ın bu kadar saf olması, evde çalışan hizmetçinin ve şoförün sorgusuz sualsiz işten atılması, Park’ların kamptan döndüklerinde Kim ailesinin yakalanmadan evden çıkması, evin mutfağında Chung –Sook’un evin sahibesinin yanında eski hizmetçiye tekme atması ve eski hizmetçinin merdivenlerden yuvarlanırken Park’ının karısının bunu hiç duymaması …) olsa da genel anlamda kurgunun tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.

Parazit filminde ortaya konan muazzam sinema işçiliğine elbette diyeceğim bir şey yok ve Cannes’da aldığı ödülü da hakkettiği de inkar edilemez fakat Parazit filminin yoksulları ya da emekçi sınıfını ele alış biçiminde, yansıtmasında büyük kusurlar ya da sıkıntılar olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Filmin başında kadraja giren Kim ailesinin oturduğu evin ve aile bireylerinin içler acısı durumunu gördüğünüzde o insanlarla ister istemez empati kuruyorsunuz. Fakat daha ilk dakikalardan itibaren Kim ailesinin çocuklarının pizza şirketinin bir çalışanını işten attırmaya yönelik çabaları onlara duyduğunuz sempatiyi antipatiye hatta tiksintiye dönüştürüyor. Filmin devamında da Bay Park’ın evindeki işçileri gözlerini dahi kırpmadan işten attırmaları ve bu yetmezmiş gibi sırf sahtekarlıkları ortaya çıkmasın diye eski hizmetçiyi zalimce öldürmeleri onlara karşı içimizdeki tüm merhameti yok etmeye sebep oluyor.

Parazit filminden sınıflar arası eşitsizliğe dair bir anlatı ya da zenginler ve yoksullar arasındaki derin uçurumları yansıtmasını beklerken filmde emekçi sınıfın birbiriyle mücadelesine tanıklık ediyorsunuz. Özellikle de Kim ailesinin insanlık erdeminden, ahlaktan, vicdandan zerre kadar nasibini almamış yoksullar olarak kısaca filmdeki tüm kötülüklerin yegane kaynağı olarak şeytanlaştırılması filmin asıl mesajından sapmasına hatta tam tersi bir yola girmesine sebep oluyor. Yani kapitalist sisteminin temsilcisi olarak karşımıza çıkan Bay Park’tan ve ailesinden Kim ailesi kadar utanç duymuyorsunuz. Kim ailesi olmasa Bay Park’ı çalışanlarını işten çıkarmayan hatta onlara mesai dışından çalıştıklarında bile mesai ücreti veren iyi bir işveren olarak düşünürsünüz. Bay Park’ın zaman zaman yoksulların ya da metrodaki insanların kokularıyla ilgili yaptığı konuşmaların dışında olumsuzlandığı bir şey de bulamazsınız. Demek istediğim filmin finalinden önce yaşananlar Bay Park’a reva görülen sonu haklı çıkarmıyor aksine Park ailesini Kim ailesinden daha masum görmenize sebep oluyor. Kapitalizm Kim ailesini bu hale getirdi, aslında onlar çok masum insanlar ya da tüm yoksullar, emekçiler ahlaklı değil diye düşünebilirsiniz ama
bu, bin bir cefa çekerek evine ekmek götüren, bu sıkıntılara rağmen zerre kadar vicdansızlığa düşmeyen, insan olmanın erdemini yitirmeyen milyonlarca emekçi insanın varlığının yanında hiçbir anlam ifade etmiyor. Kısacası emekçilerin bu şekilde tasvir edilmesini büyük bir talihsizlik ve bundan dolayı da filmin bir şahseser olduğunu düşünmüyorum. Kapitalizmin en büyük, en sinsi parazit olduğunu anlatmanın yolu, sanatta tüm sınıfları doğru bir şekilde işlemekten geçiyor ve maalesef film bu gerçeği ıskalıyor.

Sonuç olarak sınıflar arasındaki adaletsizliği, yoksulluğu tüm çıplaklığıyla ve vahşetiyle sarsıcı bir şekilde anlatan Umut (Yılmaz Güney ) ve Günahın Dokunuşu (Jia Zhangke ) filmlerini düşündüğünüzde bile Parazit filminin sizi ciddi anlamda kapitalist sistemin sorgulamasına götürmeyeceği gerçeğine de tanıklık etmiş olursunuz.

Tags from the story
Diğer yazıları Mahmut Yavuz

En Saf Beyaza Dönmek İçin Daha Ne Kadar Yanmalıyız?

Yazan: Mahmut Yavuz   Günahın Dokunuşu (2013) ve Dağlar Uzaklaştığında (2015) filmleriyle...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir