Jerry Maguire (1996): Mutluluğu Arayan Adamın Hikayesi

Cameron Crowe’un yazıp yönettiği, 1996 yapımı Jerry Maguire, bir misyon bildirgesi sonucu prestijli statüsünü kaybeden ve sonraki macerasında ona sadece bir müşterisi ve çalışanının destek olduğu, hırslı bir spor menajerinin öyküsünü anlatır.

Jerry Maguire, çalıştığı şirkette yani Uluslararası Spor İdaresi’nde kelimenin tam anlamıyla, parmakla gösterilen, herkesin sevdiği bir spor menajeridir. Üstelik sadece çalışanları değil müşterileri de ondan oldukça memnundur ve hatta kimileri onunla dost gibidir. Ama öte yandan Maguire’daki tüm bu cevherler, pazarlama sektörü ve rekabet ortamının getirdiği ‘’yalan söyleme” ve ‘’sömürme’’ eğilimleri üzerinden gelişmiştir. Ancak bir gün, kaza geçiren bir müşterisinin küçük oğlunun sert çıkışı, Maguire’ın başarılı kariyerini kökten değiştirecek bir yaklaşımı onun kafasına dank ettirir. Kişisel ilgi kavramı çerçevesinde az müşteri, az para düsturuyla yola çıkılmış bir misyon bildirgesi hazırlayıp onu sunar. Sunum etkileyici olsa da tüm çalışma arkadaşları şu konuda hemfikirdir: ‘’Jerry burada taş çatlasa 1 hafta durur!’’

İşte hikayenin kırılma noktası burada başlıyor. Yaptığı sunumdan ötürü işinden kovulan Jerry Maguire, kendi şirketini açma niyetiyle, sıfırdan bir hayata başlamaya karar verdiğinde ona bu yolda, hali hazırda sunumunu oldukça beğenmiş ve ondan hoşlanmış Dorothy eşlik eder. Maguire’ı mentoru olarak gören ama rekabet ortamında ustasını bile ezmekten çekinmeyen bir diğer spor menajeri Bob Sugar, onun eski müşterilerini havada kaparken de, sadece Rod Tidwell, Jery Maguire’ı yarı yolda bırakmayan bir diğer isim olacaktır. Ancak Rod Tidwell gerek tavırlarıyla gerek Amerikan futbolundaki performansıyla da bir anlamda çaptan düşmüştür.

Filmin bundan sonraki kısımlarını tahmin etmek o kadar zor olmasa gerek. Parçaları birleştirdiğimiz zaman Maguire’ın da Dorothy’e aşık olacağını ve Rod Tidwell’i bir şekilde yeniden düzlüğe çıkaracağını kestirebiliriz. Fakat filmin başlarında Jerry Maguire için hazırlanan bir video kolajda kadınlardan birinin onun için söylediği ‘’Çok iyi dosttur ama sevgisini gösteremez.’’ cümlesi göze çarpar. Dolayısıyla Cameron Crowe, bilhassa bu detaydan hareketle senaryosundaki çatışma noktalarında sadece spor ve aşk temalarını harmanlamakla kalmaz aynı zamanda müthiş bir karakter draması da ortaya çıkartmış olur. O bilindik, kariyeri ve aşkı arasında seçim yapmak zorunda kalan adamın hikayesi değildir bu. Hırstan, paradan, yalan söylemekten, birilerini sömürmekten dolayı sevgiyi, şefkati hatta kendi mutluluğunu unutmuş ve onları tekrar geri kazanmak isteyen bir adamın öyküsüdür Jerry Maguire’ınki.

Hep Maguire’den bahsediyoruz ama 2 buçuk saate yakın bu uzun filmde Dorothy sadece aşık olan kadın değil elbette. Kocasını kaybettikten sonra küçük oğlu Ray’le bir bunalım geçiren Dorothy, en başta oğlunun baba yerine koyacağı bir adamı da aramaktadır. Ve nasıl Maguire, zamanında müşterilerinden faydalandıysa bir benzerini de Dorothy, Jerry’e uygular. Böylece Dorothy’i, Jerry’den bile daha zor duruma düşüren durum, aşk ve vicdan azabı arasında kaldığı ikilemdir. Keza Rod’un iyice kötüye giden ve komik sayılı kontratlara talim olmak durumunda bırakıldığı spor kariyerinde, eşi Marce de biricik menajeriyle bağlarını koparıp kendi ayakları üstünde durmasını isterken, Jerry de yegane müşterisini kaybetmemenin mücadelesini verir. Üç kanattan ilerleyen filmde Crowe’un senaryosunun yanında, Joe Hutshing’in tüm bu dramatik yapıyı akıcı ve seyri keyifli hale getiren, sürükleyici kurgusunun da hakkını teslim etmek lazım.

Oyunculuklara geldiğimizde, yekten söylemek gerekirse Tom Cruise, kariyerinin en iyi oyunculuğunu sergilemiş. Şu sıralar Jack Reacher ve Mission Impossible gibi aksiyon filmlerinde boy göstermesinde her ne kadar dramatik olsa da bu filmin önünü açtığını söylemek mümkün. Arada bir abartıya kaçan overacting anlara ev sahipliği yaptığı sahneler de yok değil ama genel anlamda gerçekten çok başarılı. Özellikle telefonla Rod’u ikna etmeye çalıştığı sahne unutulacak gibi değil. Cuba Gooding Jr. de keza yardımcı rolde enerjisi inanılmaz yüksek bir performans sergilemiş birçok filminde olduğu gibi. Hatta bu rolü 96 Oscarlarında kendisine ‘’Yardımcı Dalda En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü getirmiş. Oscar demişken filmin ‘’En İyi Film”, ‘’En İyi Kurgu”, ‘’En İyi Özgün Senaryo” ve ‘’En İyi Erkek Oyuncu” kategorilerinde 4 adaylığı bulunmakta. Şu sıralar HBO yapımı Watchmen dizisinde gönülleri fetheden Regina King de, Marcee rolünde döktürmüş. Ancak özellikle sona sakladığım ve ödül anlamında hakkını yendiğini düşündüğüm Renee Zellweger, Dorothy’i oynarken hiç konuşmasa bile bakışlarıyla, mimikleriyle o an karakterin yaşadığı hisleri öyle güzel veriyor ki, etkilenmemek mümkün değil. Üstelik diğer oyunculara nazaran yükselme anları (patlama noktaları) çok az olmasına rağmen bana kalırsa daha dengeli ve akılda kalıcı bir performans sergilemiş.

Genel anlamda harika bir filmografisi olduğunu söyleyemesek de, Almost Famous, Jerry Maguire, Vanilla Sky ve Say Anything’i kapsayan 4 özel film ile aşk filmleri konusunda, Cameron Crowe çok başarılı ve filmini izletmesini bilen yönetmenlerden. Kendi adıma rock müzik üzerine yapılmış en iyi filmlerden hatta en iyisi olarak gördüğüm Almost Famous’ından sonra Jerry Maguire da çok iyi geldi. Son derece klişe ve tahmin edilir gibi gözüken bir senaryoyu, bu denli duygusal, motive edici, ilham verici yapmak ve de uzun süresine rağmen bir an bile ilgiyi kaybettirmemek, her yönetmenin harcı değil.

Maguire’ın filmin bazı sahnelerinde karşımıza çıkan akıl hocası Dicky Fox, kapitalizmin hüküm sürdüğü rekabet ortamında hayatta kalabilmek adına birtakım altın tavsiyelerde bulunur. Yazıyı da bu öğütlerinden en can alıcı ve filmi özetler nitelikte olanlarıyla sonlandıralım:

”Aklını kullansan da buran yoksa (kalbini göstererek) yaptığın hiçbir işe yaramaz.’’

’Ben hayatta kazandığım gibi kaybettiğim zamanlarım da oldu. Ama ne olursa olsun her zaman eşimi sevdim. Hayatı sevdim.’’

Diğer yazıları Furkan Erkan

Talk Radio: Konuşan Radyolar, Konuşan Toplumlar

Howard Beale. Sidney Lumet imzalı Network filminden tanırsınız onu. Senaryo itibarıyla TV...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir