Karakomik Filmler 2: “Cem Yılmaz Sineması’nın Yeniden Doğumu!”

Geçtiğimiz aylarda Karakomik Filmler serisinin birincisini piyasaya sürerek özellikle komedi bağlamında beyazperdede istediğini bulamayan seyirciden haksız eleştiriler aldığını düşündüğüm Cem Yılmaz, serinin ikinci bölümüyle ilk seriden de daha sert iki filmle sinemada yeniden doğuşunu belgeledi. İlk serinin eleştirisini yazdığımda Cem Yılmaz Sineması’ nın Hokkabaz filmi sonrasında hızlı şekilde kan kaybettiğini, salt durum komedisine yönelmiş algısıyla tarz olarak ciddi biçimde hasar aldığını özellikle belirttim. Geçtiğimiz günlerde galasında seyrettiğimiz Deli ve Emanet adlı iki film, bundan önceki 2 Arada ve Kaçamak adlı filmlerden de daha sert bir biçimle Cem Yılmaz’ ın sinema kaygısını net olarak beyinlerimize kazıdı. Cesur kimliğinin yanında toplumsal biçimleri derinlemesine irdeleyen iki film, sıradan insanların hayatlarına eğilip, bu bakış açısından hareketle genel anlamda Türkiye fotoğrafını çekiyor. Senaristliğini ve yönetmenliğini kendisinin üstlendiği Karakomik Filmler 2’ de tiyatrodan gelen sağlam karakter oyuncular Çağlar Çorumlu, Celil Nalçakan, Tansu Biçer göze çarparken; Özkan Uğur, Cem Davran, Büşra Develi, Özge Özpirinçci ve Emin Gürsoy gibi daha çok sinemadan tanıdığımız isimler yer almış. Tabii ki her iki filmin başrol oyuncusu ise Cem Yılmaz!

Deli ve Emanet

Walter Benjamin, tiyatroda sahnede duvarda asılı olan bir saat için ortamın gerilimli geçeceğine işarettir; sinema için ise, oyuncunun nesne ile olan ilişkisi ve nesne üzerine kurulu oyunu, genel olarak yaşamın materyalist betimlemesini oluşturabilir, sinema bu yönüyle devrimci bir nitelik taşıyabilir, der. Sinemanın çağımız dünyasında oyuncu açısından bütünlük taşıdığını düşünürsek, W. Benjamin’in söylediklerini bu filmler için daha iyi yorumlayabiliriz. Walter Benjamin ile ilgili bu yargımı önceki kritiklerimde de kullanmıştım, ama olumsuz biçimde verdiğim örneklerden sonra sıraladığım düşünceyi bu filmde olumlu olarak kullanacağım. Deli filminde sıradan bir taksicinin kısa kesitli hayatını gösterip, gece işinde taksisine binen müşterilerinin işlediği cinayetle hayatı birden değişen karakteri oynayan Cem Yılmaz, filmin içinde kullandığı para ve silah metaforları ile içten içe bizleri gerilimin içine itti. Zaten cinayet olgusu bir gerilimi simgelerken, özellikle aşık olduğu kadın için dileği filmin sonunda acı biçimde gerçeğe dönüyor. Özkan Uğur’un başarılı performansının yanında Cem Yılmaz’ın sıradan bir insan üzerinden yürüttüğü “farkındalık” algısı filmin dikkat çeken noktaları arasında.

*Yazının bundan sonraki bölümü sürpriz bozan spoiler içermektedir.

Emanet ise ilk filmden sonra ağır komedi bekleyen bizlerin yüzüne fena bir tokat indirdi. Dansçı olma hayali peşinde koşan Birol’un yaşamı, sadece televizyona kitlenip kalan, televizyon kültüründe anlatılan hikayelerin tamamını gerçekmiş gibi algılayan yığınları cesur biçimde eleştiriyor. Sahte bir dünyayı topluma anlatan tv yapımcılarını, toplumu geri zekalı yerine koyan aptal yarışma programlarını bu denli eleştirmek başlı başına devrimci bir eylem. Cem Yılmaz Sineması için daha önce yaptığım eleştirilerin tamamının ciddiye alınıp, özellikle Karakomik Filmler serisinin ikincisinde bu eleştirilerin ete kemiğe bürünmesi sinema sanatı adına şahane olmuş. Emanet’te de para ve bıçak metaforları ilk filmde olduğu gibi gerilimi doruk noktaya taşıyor. Fakat iki filmi kıyasladığımızda Emanet’in üzerine yoğun çalışıldığını gördük. Birol’un bıçaklandığı sahneden sonra polisin Birol’u tutuklamaya geldiği bir an var. İşte o sahnede televizyonda kendisini gören Birol bir yandan polise, tv’de kendisini göstermeye çalışıyor bir yandan da tv’de tek kişilik gösterisi ile hayalini kurduğu Michael Jackson hareketini sergiliyor. Sahte dünya ile gerçek yaşamı müthiş biçimde irdeleyen bu bölüm iki filmin toplamına bedel! Özkan Uğur ile Çağlar Çorumlu’nun iki filmde Cem Yılmaz’a sağladığı alan sinemada akıp giden iki iyi konunun olgunlaşmasını kolaylaştırmış. Cem Yılmaz Sineması adına mihenk taşı diyebileceğimiz Karakomik Filmler 2 her açıdan şahane yapımlar olarak sinema tarihindeki yerini alırken; taksici karakteri ile sınıfsal ayrımın aktarımında; dansçı olma hayalindeki insanla Türkiye’de yaşanılan televizyon programı rezaletine harika biçimde ayna tutmuş. Mutlaka her iki filmi izleyin!

yasam.kaya@gmail.com

Tags from the story
,
Diğer yazıları Yaşam Kaya

The Salesman (2016)

Asghar Farhadi, Arthur Miller ve Nuri Bilge Ceylan’a Selam Çakıyor! İranlı Yönetmen...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir