Connect with us

Foxtrot: Savaşın Getirip Götürdükleri Üzerine

Yayın tarihi:

-

Afrin Harekatı başladığından bu yana gelen şehit haberleri, Kim Jong Un’un füze denemeleri, ABD’nin zaten ortada olan militarist politikaları, Hollywood’un yığınla önümüze serdiği vatanperver dramlar, son yıllarda başlayan Mehmetçik dizileri (Alper Mestçi’den prodüksiyon kalitesi yüksek benzer temalı bir dizi de yolda) ve fazlası… Gündemi takip ettikçe, gerçekleri gördükçe, onları kendi bakış açılarımızla yorumladıkça savaş olgusuna dair fikirlerimiz ne kadar değişkenlik gösteriyor değil mi? Kimimiz yaşanan acılardan ve kapanmayan yaralardan dolayı bu olgunun gerekliliğine inanırken kimimiz de bu olgunun vicdani ve evrensel bir şekilde değerlendirerek barışçıl çözümler arıyor. Ama ne yaparsak yapalım savaşı devam ettirmek ya da onu durdurmak üzerine ne kadar kafa yorarsak yoralım bu olgu maalesef hem tarihin hem de yaşadığımız hayatın acı bir gerçeği olarak var olmaya devam edecek. Samuel Maoz’un yönetmenliğindeki Foxtrot, bu kabullenmesi zor gerçeğin üzerine etkileyici bir aile dramı inşa ediyor esasında.

Her şey Michael ve Daphna çiftinin askerde olan oğulları Jonathan’ın vazife başındayken hayatını kaybetmesiyle başlar. Acı haberi alan aile, yas sürecini henüz atlatamamışken bir de bürokratik sorunlarla uğraşmak zorunda kalırlar. Ancak mühim bir mesele daha var. Michael ve Daphna ateistler. Bilindiği üzere savaş filmlerinde askerler birbirinden farklı karakterlere sahip olsalar da inancını kaybetmemişlerdir. Aralarında tereddüt yaşayan bir karakter bile olsa  filmin sonunda edindiği tecrübelerle razı gelir ve Tanrısına inanmaya başlar. Savaşa giderken kiminin boynunda haç da olur. Bizde de Allah Allah nidalarıyla gidilir savaşa mesela. Savaştan önce de ‘’Gazamız mübarek olsun’’ ya da ‘’Tanrı bizimle gibi’’ temennilerde bulunulur. Hal böyleyken film, seyircilerine şunları sorar:  ‘’Oğulları şehit olsa da onların Tanrı’ya inanmaması Jonathan’ın şehit olmadığını mı gösterir? ‘’Bu dünyadan göç eden bir insanın, hayatta olduğu sırada belki de ulaşması tahmin bile edilemeyen başçavuş mertebesine yükseltilmesi neye ironidir?’’

‘’Ailenin tercihine mi Jonathan’ın ölümüne mi?’’

Deve ve savaş algısı

Şu sıralar çok popüler bir söz var. Sadece iki kelime. İbn Haldun’a ait. Ve hangi duruma uyarlarsanız uyarlayın cuk oturuyor: ‘’Coğrafya kaderdir.’’  Üç farklı anlatı üzerinden bir dramatik yapı oluşturan filmin ikinci kısmında savaşın asıl vuku bulduğu atmosferden birkaç kilometre uzakta, sınır bölgesini koruyan Jonathan ve diğer birkaç askerin yaşadıkları ve yaşayacakları hadiseleri izleriz. Yoldan geçen bir deveye bariyeri açtıkları plan, tesadüf ya da arthouse etkisi uyandırsın diye yaratılmış absürt bir mizansen olarak tasarlanmamıştır. Deve, o filmde ”savaş” ve ”kader” olgularına dair önemli bir imgedir aslında.

İlk sahnede deve, bariyerin altından yavaş yavaş geçerken bile, bölgeyi koruyan üç asker tedirginlik içerisindedir. Devenin bir bomba ya da tehdit unsuru olarak görünmesi o psikolojide olan bir insan için gayet doğaldır. Devenin ardından başka yolculara da açılır o bariyer. Kimi zaman nakliyeye kimi zaman da düğüne yetişmeye çalışan başka bir çift…  Hemen onların ardından başka bir araba daha yaklaşır bariyere.  Arabanın içerisindeki gençlerin keyfi gayet yerindedir. Kız-erkek karışık belki de sınırı hemen geçip bir gece kulübünde takılmak için yola çıktılar. Yeni bir sayfa açmak için ülkelerini terk ediyorlardır belki de kim bilir… Pasaportlar, kimlikler, herhangi bir sorun teşkil edecek unsur bulunmamıştır. Ancak içlerinden birinin sınırdan geçmelerine ramak kala boş kutu birayı, kapıyı açıp atmasının ardından askerlerden biri feryatlar içerisinde bağırır. Sözde ‘’el bombası’’ paniği diğer askerleri de şaşkına çevirmiştir.  Gençlerin olduğu araba aniden taranmaya başlanır. Giderek batmakta olan bir konteynerda kalan askerler soluğu  albayın yanında alır. Albay gelir gelmez hiddetli bir ses tonuyla ‘’Siz bir savaştasınız, bu yolda başınıza her an bir şey gelebilir ama bu gerçeği unutmamalısınız. Nerede olduğunuzu unutmamalısınız!’’ gibisinden cümleler sarf eder. Arabadaki gençler hiçbir şey olmamış gibi soğukkanlı bir şekilde boş bir arazinin oraya gömülür.

Filmin üçüncü kısmına gelindiğinde ise bir haber daha gelir Michael ve Daphna çiftine. Jonathan’ın hala hayatta olduğu,  isim benzerliğinden kaynaklanan bir tesadüf dolayısıyla hata yapıldığı ortaya çıkar. Ailenin yaşadığı sarsıcı yas süreci henüz geçmemiş, acı taze ve bürokrasinin işbilmez tavırları bilhassa Michael tarafından onaylanmış ya da affedilmiş değildir. Son çare olarak telefonuna sarılan Michael, Jonathan’ın albayını tanıyan bir arkadaşını arayıp oğlunu eve geri getirmesi üzerine ondan rica eder. Elindeki torpil sayesinde Jonathan’ı o bölgeden çekip kurtaracağını sanan baba, ”savaş” olgusunun yaratacağı asıl darbenin henüz farkında değil. Çünkü ilk kısımda bariyerin altından yavaş yavaş geçen devenin mevcudiyeti bu son kısımda bir kez daha vuku buluyor. Jonathan’ı evine doğru götüren cip, önlerine çıkan devenin ardından şoförün direksiyon hakimiyetini kaybetmesiyle birlikte şarampole doğru yuvarlanır. Sanki önlerine deve değil de yukarıda bahsi geçen kocaman bir ‘’Coğrafya kaderdir’’ sözü çıkmış gibi. Böylece Michael’ın endişesi başka bir yıkıcı süreci beraberinde getirir: Vicdan azabı!

Filme ismini veren dansın sarkastikliği

Filme ismini veren dansın, savaş kavramıyla doğrudan bir bağlantısı var mı? Hem de deveden çok daha fazla var. Mantalitesi itibariyle bir adım öne sonra sağa sonra geriye ve sola doğru adım atıldıktan sonra dans eden kişinin başladığı yere geri dönmesi tekniğine bağlı bir dans Foxtrot. Diğer deyişle ”savaş” olgusunun başka bir alaycı tasviridir. Jonathan, sınır bölgesinde nöbetteyken; Michael da hem kendi geçmişini hem de oğlunun acısını unutmak için ediyor bu dansı. Filmdeki tüm olaylar ve unsurlar da Foxtrot dansı gibi başladığı yere geri dönüyor. Jonathan atmosferden fersah fersah uzakta olmasına rağmen hep savaştaydı zaten. O kaldıkları ve gün geçtikçe batmakta olan konteyner gibi dibe vurmanın eşiğindeydi hep.  Michael… Onun yarası hiç kapanmamıştı ki zaten. Geçmişinde kendi evladı için başka bir arkadaşını ölüme gönderen Michael’ın içindeki o vicdan azabı hiç kaybolmamıştı ki şimdi de aynısını yaşıyor. Coğrafya kader. Savaş da bunun bir gerçeği ama en acısı da sürekli başa döndürmesi.

Neticede, savaş dediğimiz kavramın, olgunun ya da algının bir tarafı yok. Bir düşman grubu yok. Bir amacı yok. Kazananı da kaybedeni de… Yok. Getirdikleri var ama. Yıkım gibi… Travma gibi… Korku gibi… Acı gibi… Bir de götürdükleri… Yaşamlar, yaşanmışlıklar ya da yaşanmamışlıklar… Hayaller, umutlar, hayata dair yaşanacak ne varsa… Foxtrot,  bu feci tablonun getirip götürdükleri üzerine işte…

Okumaya Devam Edin
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rüya gibi filmler Kundura Sinema’da!

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Kundura Sinema’nın çevrimiçi izleme platformu Kundurama‘nın yeni seçkisi “Rüyanın Öte Yakası” yayında! 

New York merkezli bağımsız ve deneysel film platformu Kinescope’un kurucusu ve sinema yazarı Pawel Wieszczecinski’nin küratörlüğünde hazırlanan seçkide, izleyicinin hafızasını, zihnini ve duygularını harekete geçirmeye hazır ikisi kısa 3 film gösterilecek.

İngiliz sanatçı ve yönetmen ikili Daniel & Clara’nın 2019 yapımı belgeselleri “Notes From A Journey / Bir Yolculuktan Notlar” yalnızca görsel değil işitsel olarak da duyularımızı açmaya davet ederken; Berlin ve Cannes festivallerinin geleceğin yönetmenleri arasında gösterip desteklediği Hindistanlı genç yönetmen Payal Kapadia’nın rüyalardan ve efsanelerden beslenen ödüllü kısa filmleri de izleyiciyi geçmiş zaman masallarını andıran ruhani bir dünyanın içine çekecek.

“Rüyanın Öte Yakası” seçkisi 19 Temmuz’a dek Kundurama‘da Türkçe altyazılı ve ücretsiz izlenebilecek.

 

Okumaya Devam Edin

“Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” Desteğinizi Bekliyor

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Prodüksiyonunu Kinema Film’in, senaristliğini ve yönetmenliğini Nihan Belgin’in üstlendiği “Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” adlı dokü-dramanın önümüzdeki aylarda çekimlerine başlanması planlanıyor. Ön hazırlık çalışmaları yaklaşık 2 yıldır devam eden proje, Dünya’da çekilen ilk fotoğrafın izini sürerek fotoğrafın icadı ve günümüzdeki fotoğraf çılgınlığını farklı perspektiflerden anlatacak sinematografik bir anlatı olacak. Tarihteki ilk fotoğrafın çekilme anı gibi sahnelerle tarihi atmosferi yeniden canlandıracak belgesel filmde ayrıca İstanbul ve Doğu’ya dair onlarca arşiv fotoğrafı yer alacak. Filmin dış ses anlatımı ise Türkiye’nin en özel seslerinden aktör Metin Belgin yapacak.

Proje ekibi, Fongogo’da oluşturduğu kampanya sayfasıyla da izleyicilerini projenin bir parçası olmaya davet ediyor. Bütçesinin bir kısmını kitlesel fonlama yöntemiyle elde etmeyi planlayan proje, verilen destekler karşılığında destekçilerine çeşitli ödüller de sunuyor. Bağımsız sinemanın yanında olan sanatseverlerin desteğiyle hayat bulacak projenin kampanya sayfası 60 gün boyunca desteklere açık olacak.

Projeyle ilgili tüm detayların yer aldığı Fongogo kampanya sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz:

https://fongogo.com/Project/karanlik-kutunun-dogu-seruveni

KÜNYE
Senarist-Yönetmen: Nihan Belgin
Yapımcı: Umut Beşkırma
Görüntü Yönetmeni: Hakan Körezli
Dış Ses: Metin Belgin

www.kinemafilm.com.tr

Okumaya Devam Edin

53. Siyad Ödülleri Sahiplerini Buldu

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyelerinin oylarıyla belirlenen 2020 yılı Türkiye Sineması’nın ‘En İyileri’, salgın koşullarında çevrimiçi yapılan ve oyuncu Tuğrul Tülek’in sunuculuğunda gerçekleşen ödül töreninde açıklandı. Ercan Kesal’ın yazıp yönettiği Nasipse Adayız, En İyi Film Ödülü dahil toplam beş ödül kazandı. Nasipse Adayız’ı dört ödülle Nuh Tepesi, üç ödülle Bina ve bir ödülle Kronoloji izlediler.

Bu yılki SİYAD Onur Ödülleri’nin sahipleri oyuncu Nur Sürer ve belgesel sinemacı Can Candan, Emek Ödülü’nün sahibi ise emektar sinema makinisti Ali Koçoğlu oldu.

 

53. SİYAD Ödülleri’nin sahiplerinin tam listesi:

En İyi Film: Nasipse Adayız

En İyi İlk Film: Nuh Tepesi

En İyi Yönetim: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Senaryo: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Cemre Ebüzziya / Kronoloji

En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Ali Atay / Nuh Tepesi

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Selin Yeninci / Nasipse Adayız

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: İnanç Konukçu / Nasipse Adayız 

En İyi Görüntü Yönetimi: Federico Cesca / Nuh Tepesi

En İyi Müzik: Can Demirci / Bina

En İyi Kurgu: Yorgos Mavropsaridis / Nuh Tepesi

En İyi Sanat Yönetimi: Ufuk Bildibay / Bina

En İyi Fantastik Film: Bina

En İyi Orta-Uzun Metraj Belgesel: Mimaroğlu

En İyi Kısa Metraj Belgesel: Silivri’den Mektuplar (Letters from Silivri)

En İyi Kısa Film: Büyük İstanbul Depresyonu

Onur Ödülleri: Nur Sürer, Can Candan

Emek Ödülü: Ali Koçoğlu

En İyi Yabancı Film: Boyalı Kuş-The Painted Bird / Bir Film (ithalatçı)

Çevrimiçi En İyi Film: Mank / Netflix (çevrimiçi platform)

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending