Connect with us

Gerçekliğe Bir Alternatif: Paprika

Yayın tarihi:

-

“Bugün hava rüyalı.”

Filmden bu alıntı ile başlamak istedim yazıya çünkü Satoshi Kon’un 2006 yapımı Paprika’sını nitelemek için “rüyalı” sözünü kullanmak oldukça uygun görünüyor. Paprika, rüya paylaşımı, kaydedilmesi ve tekrar izlenmesinin mümkün olduğu bir gelecekte geçiyor ve rüya-içinde-rüya kurgusu ile ilerliyor; bu sebeple de izleyiciye içinde kaybolmaya hazır bir ortam sunuyor.

“Bir dahinin vücudunda hapsolmuş çocuk” olarak anılan Dr. Tokita, arkadaşları ile rüyalarını paylaşabilir olsa ne kadar güzel olacağını düşünürken işi DC Mini adlı rüya kaydedicisi olarak tanımlayabileceğimiz aleti icat etmeye vardırır. Tokita’nın çocuksuluğu, sorumluluk alamayışı ve hareketlerinin sonuçlarını düşünememesi gibi sebeplerden ötürü DC Mini çalındığında ise içinde filmin başkarakteri olan Chiba Atsuko’nun da bulunduğu psikoterapi grubu, aleti bulabilmek için rüya ile gerçekliğin arasında bir maceraya atılır.

Paprika-2006

DC Mini, rüya paylaşımı ve izlenmesi ile psikoterapi alanında çığır açacak, hastaların doktorlarca daha iyi anlaşılmasını sağlayacak bir alet olarak görülse de neredeyse her teknolojik alette olduğu gibi “kötü-ellere-düşerse-aman-ne-yaparız” diye düşündürten bir kapasite de barındırıyor. Rüyalarınızın başkaları tarafından izlendiğini, yaratıldığını ve kontrol edildiğini düşünün. Rüya ile gerçek ayrımını yitirebilir, gerçeklikten kopabilirsiniz.

DC Mini’nin taşıdığı tehlikeden haberdar olan ve film boyunca da aleti kurtarabilmek için rüyadan rüyaya koşturan Atsuko karakteri, alet kullanıma henüz açılmamışken bile bu alet ile  insanları tedavi etmeye çalışıyordu. Yalnız bu işi kendi olarak değil, Paprika adında, onun alt benliği olarak görebileceğimiz biri aracılığıyla yapıyordu.

“Rüyalar ve internet birbirine benzemiyor mu? İkisi de bastırılmış bilincin kaçış yeri.”

Hastalarının ona bir internet sitesi aracılığıyla ulaşmasını sağlayan Paprika, rüyalar ve internet arasında böyle bir benzetme yapıyor ve haksız da değil. Gerçek hayattaki bastırılmışlığın internet üzerinde nasıl ortaya çıktığını günümüzde de net bir şekilde gözlemleyebiliriz hepimiz. Atsuko’ya döndüğümüzde ise onun bastırılmışlığının rüyalarında nasıl ortaya çıktığını görmek için Paprika’ya bakmalıyız.

Atsuko, iş arkadaşlarının ona imrenerek ve hatta kıskançlıkla baktığı bir psikoterapist ve alanının en iyisi olarak görülüyor neredeyse. Böyle bir konuma gelebilmesi için elbette çok çalışması gerektiği gibi, kendini bir şekilde kısıtlaması ve bastırması da gerekmiştir şüphesiz. Dış görünüşüne baktığımızda bu durum özellikle belli oluyor. Dümdüz, neredeyse her zaman toplu saçlar, ciddiyetini hep koruyan bakışlar, resmî kıyafetler, döpiyesler… Bunların hepsi düzenin, “her şey benim kontrolümde”nin sembolü. Atsuko, Tokita’ya âşık olmasına rağmen -filmin sonlarında bu durum açıklanana kadar- ona şöyle bir yakınlık göstermek bir kenara dursun, her şeye karşı tamamen hissizmiş gibi bir portre çiziyor. Bu da pek tabii, kadınları sadece hisleriyle erkekleri de beyinleriyle özdeşleştiren zihniyetin sebep olduğu bir tepki onda. Atsuko’nun konumundaki kadınlar genelde erkek gibi davranma, hislerini gizleme, müthiş bir düzen ve ciddiyet içinde bulunma gibi eğilimlerde bulunurlar. Öteki türlü olsa ataerkil zihniyet sebebiyle onu dışarıdan “güçsüz”, “işini bilmeyen”, “işi ile duygularını ayıramayan” olarak niteleyebilir ve ciddiye almayabilirler çünkü. Bu yüzden de Atsuko kendini sınırlama gereği duyuyor.

Paprika’nın görünüşüne baktığımızda ise Atsuko’nun zıddını görüyoruz. Atsuko’nun düz siyah saçlarında onun donukluğunu ve hatta ölülüğünü bulurken Paprika’nın dalgalı kızıl saçlarında hareketliliği, kanın coşkusunu ve hayatı görüyoruz. Paprika spor kıyafet giyiyor ve sıcak, sevecen, rahat bir tutum sergiliyor her zaman. Atsuko’nun bastırdığı ne varsa rüyalar aracılığıyla Paprika’da ortaya çıkmış oluyor.

paprika 1 sinematopya

Paprika’nın benzetmesine dönersek internet ile rüya bağdaştırmasını bir illüzyon ya da alternatif bir gerçeklik oluşturmaları açısından ele alabiliriz. Teknoloji nasıl kullanıldığına bağlı olarak kişiye pek çok yeni alan ve alternatif gerçeklik açabilir. Örneğin siz de bu yazıyı okurken tam olarak dışarıda değilsiniz, başka bir gerçekliktesiniz. Bir internet sitesinde benim adıma oluşturulmuş bir “profil”den yayınlanan, tamamen yalan ile örülmüş olabilecek bir yazı okumaktasınız. Siz de okumayı ve pasifliğinizi kısmen bırakıp buraya, bu gerçekliğe dâhil olarak yazının altına yorum yazabilirsiniz. Peki benim yazdıklarım veya sizin yazdıklarınız bizi tamamen yansıtıyor olur mu yoksa burası bizim Paprika’larımız için de bir özgürlük noktası mı? Bu gereksiz gibi görünen paragrafa girmemin sebebi Satoshi Kon’un filmlerinde teknoloji-modern insan ilişkisi üzerinde çok sık durulması. Reality show’larda, dizilerde, filmlerde bulunan/oynayan insanlar birden değişime uğrayabilir ve gerçeklik algısını yitirebilirler  (Satoshi Kon’un diğer filmleri Perfect Blue ve kısmen de olsa Millennium Actress’te de olduğu gibi) çünkü o dünyaya çekilir, o dünyaca şekillendirilirler; telefonlarına gömülü insanlar karşılarındakilere kendilerinden çok farklı olan profiller sunabilir ve böylece alternatif hayatlar/gerçeklikler oluşturabilirler örneğin. Rüyalardaki gibi.

Rüyalar filmde “insanlık dışı bir gerçeklik dünyasında tek gerçek insani sığınak” olarak tanımlansa da rüyaların ne kadar yıkıcı olabileceğini, ölümlere sebep olabileceğini, kişinin hayatını tamamen değiştirebileceğini görüyoruz. Teknoloji ve internet için de aynı şey geçerli. İnsanlığı ileri götürmek ve geliştirmek için kullanılabilecekleri gibi kişiyi bağımlı hâle getiren, kişiye yapay bir dünya fanusu sunan, yalanlardan ve rol yapmalardan ibaret bir gerçekliğe de dönüşebilirler. Filmde rüya ile gerçeklik birbirine karıştığında suratları cep telefonuna dönüşen insanlar, sokaklarda insan gibi dolaşan beyaz ev eşyaları görüyoruz örneğin. Teknoloji ve bu yapay gerçeklik insanlığa sahip oluyor bir yerden sonra.

Filmin olay örgüsüne geri dönersek DC Mini’nin içeriden biri tarafından çalındığı düşünülüyor ve sonradan öğreniyoruz ki filmde Başkan olarak anılan ve psikoterapi grubunun ve DC Mini’nin geliştirilmesinden sorumlu insanların başında bulunan bir adam çalıyor aleti. Bu adam, Başkan olmasına rağmen düşmüş bir güç imgesi olmaktan öte bir portre çizemiyor çünkü yaşlı biri ve tekerlekli sandalyeye mahkûm yaşıyor. DC Mini’den sorumlu bir insanın onu çalması mantıksız görünebilir ancak bu adam rüyalarda istediği kişi olabileceğinin farkında ve sırf kendi eksikliklerini tamamlayıp mükemmeliyetine ulaşabilmek için bu aleti çalıyor, hem de hırsızları “terörist” olarak nitelemesine rağmen.

Rüyalarda Başkan’ı tekerlekli sandalyede görmüyoruz, önceleri ağaç kökleri gibi bacakları var ve onlar aracılığıyla hareket edebiliyor. Bacak yerine köklerinin olması çok ilginç çünkü kökler-ağaçlar direkt olarak doğa ile ilişkilendirilir fakat Başkan kendi yarattığı bir âlemde bulunuyor dolayısıyla doğallıktan uzak ve zaten insan bedeninin doğallığına karşı köklerinin bulunması yine bir zıtlık oluşturmuş oluyor. Öte yandan kökler, yere tutunmayı sağlamaları açısından kişinin ayakta durma, iktidarı elinde tutma, desteklenme arzusunu da yansıtıyor; ama yine de hareket edememekten yakınan Başkan’ın, ağacı bir yere sabitleyen ve hareket etmesini engelleyen kökleri bacak olarak seçmesi biraz garip. Başkan sonraları ise her şeyi yutan, rüyalardan beslenen, beslendikçe büyüyen ve hatta göğe varan kapkara bir varlığa dönüşüyor.

Bu sırada rüyanın bir parçası olarak dev bir robota dönüşmüş olan Dr. Tokita, Atsuko’yu yutuyor. Paprika da önündeki dev, kapkara Başkan’a baktığında “karanlık-aydınlık, ölüm-yaşam, gerçek-rüya, erkek-kadın” gibi zıtlıkların savaşı zincirinden Başkan’ı yenebilmek için kendisine ihtiyaç olduğunu anlıyor ve Tokita ile Atsuko’yu barındıran rüya yaratısının eksik baharatı paprika olarak onlara katılıyor. (Burada dikkat etmemiz gereken nokta Atsuko’nun bastırılmış kişiliği Paprika olmasa eksik biri sayılması. Güçlü olmak için kişinin kendisi olması gerekiyor.) Bu katılma ile bir yeniden doğuşa tanık oluyoruz ve Atsuko ufak bir kız çocuğu olarak karşımıza çıkıyor, içinde bulunduğu rüyayı yutmaya başladıkça ise büyüyor ve en sonunda Başkan’ı da yutuyor. Başkan’ın kara vücuduna karşılık Atsuko’nunki tabii ki beyaz.

paprika 3 sinematopya

Yaygın kullanıma karşın filmin başkarakterini kadın olarak seçmesi ve Atsuko gibi güçlü ve her şeyin kontrolündeymiş gibi görünen bir kadının bile aslında erkek bakışı sebebiyle kendini nasıl şekillendirmiş ve bastırmış olabileceğini gösterdiği için Satoshi Kon feminist bir yaklaşıma sahip. Atsuko’nun Başkan’ı yendiği sahneyi sadece kadın-erkek savaşı olarak düşünmemek gerekiyor çünkü öyle olunca çok başka yerlere varıyor film. Atsuko, Başkan’ı tek başına değil, Paprika’yı, çocukluğu ve aynı anda bilimi de temsil eden Tokita’yı ve daha nice şeyi içinde barındıran bir rüya varlığının gücüyle yeniyor. Başkan’ın açgözlülüğü, gözünü hırs bürümüşlüğü, tüm dünyayı sırf kendini iyi hissedebilmek için mahvedebilişine karşılık olarak Atsuko’da Paprika’nın varlığı sayesinde kendini bastırmamış özgür bireyin, bilimin, Tokita’nın çocukluğu dolayısıyla kirletilmemişliğin ve saflığın gücü bulunuyor.

Buradan yine filmin alternatif gerçekliğe bakışına geri dönmek istiyorum. Paprika, rüyaları yalnızca internete değil filmlere de benzetiyor. Hepimiz film izlerken hayatımızda bir kere bile olsa “başka bir yerde hissettiğimizi”, “filmin içindeymiş gibi olduğumuzu” söylemişizdir. Filmler izleyeni içine çeken ve onu başka bir yere sürükleyen bir gerçeklik sunabilirler bu açıdan da rüyalara benzerler. Filmde rüya geçiş sahnelerini ara ara sinema perdesinden izliyoruz, Paprika tedavi etmekte olduğu Dedektif Kogawa’nın rüyalarını bir sinemada oturarak izliyor örneğin rüyanın içinde olmasına rağmen. Kogawa’nın rüyalarını da izlediği filmlerden sahneler oluşturuyor genel olarak. Kendisi de gençken bir film çekmiş ve orada bir polisi canlandırıyormuş. Bunu anlatırken de “Rüyam/filmim, gerçeğim oldu,” diyor şu anda dedektif olmasını kastederek. Kişinin rüya-gerçek ilişkisini vurgulayan böyle bir sahne daha var. Atsuko, Paprika’ya “Neden benim sözümü dinlemiyorsun, sen benim parçamsın,” diye soruyor. Paprika ise onu “Senin benim parçam olabileceğin aklına hiç geldi mi,” diyerek yanıtlıyor. Bu alıntılara film boyunca süren gerçeklik-rüya karmaşasını ve hangisinin ne olduğunun kişi tarafından anlaşılamamasını eklediğimizde filmin sonunda internetin/filmin/rüyanın ve gerçeğin ayrımını yapmaya itiliyoruz aslında. Gerçek nedir? Rüya nedir? Bu kavramlar nerede bitip nerede başlar, nerede kesişir, nerede ayrışır?

Son olarak değinmek istediğim şey ise filmin bir anime olması. Film eğer kanlı canlı insanlarla, tanıdık olduğumuz mekânlarda çekilseydi bizim yaşadığımız, içinde bulunduğumuz gerçekliğe benzeyecekti; ancak bize çizim ürünü karakterler ve mekânlar sunarak aktarılanın bize benzerliğini aşıyor ve rüya-film-internet alternatif gerçeklik katmanlarına birini daha eklemiş oluyor.

Melis Baysal

Okumaya Devam Edin
1 Comment

1 Comment

  1. Cal

    24 Temmuz 2020 at 22:10

    çok iyi bir eser hakkında çok iyi bir yazı tebrikler x)

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rüya gibi filmler Kundura Sinema’da!

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Kundura Sinema’nın çevrimiçi izleme platformu Kundurama‘nın yeni seçkisi “Rüyanın Öte Yakası” yayında! 

New York merkezli bağımsız ve deneysel film platformu Kinescope’un kurucusu ve sinema yazarı Pawel Wieszczecinski’nin küratörlüğünde hazırlanan seçkide, izleyicinin hafızasını, zihnini ve duygularını harekete geçirmeye hazır ikisi kısa 3 film gösterilecek.

İngiliz sanatçı ve yönetmen ikili Daniel & Clara’nın 2019 yapımı belgeselleri “Notes From A Journey / Bir Yolculuktan Notlar” yalnızca görsel değil işitsel olarak da duyularımızı açmaya davet ederken; Berlin ve Cannes festivallerinin geleceğin yönetmenleri arasında gösterip desteklediği Hindistanlı genç yönetmen Payal Kapadia’nın rüyalardan ve efsanelerden beslenen ödüllü kısa filmleri de izleyiciyi geçmiş zaman masallarını andıran ruhani bir dünyanın içine çekecek.

“Rüyanın Öte Yakası” seçkisi 19 Temmuz’a dek Kundurama‘da Türkçe altyazılı ve ücretsiz izlenebilecek.

 

Okumaya Devam Edin

“Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” Desteğinizi Bekliyor

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Prodüksiyonunu Kinema Film’in, senaristliğini ve yönetmenliğini Nihan Belgin’in üstlendiği “Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” adlı dokü-dramanın önümüzdeki aylarda çekimlerine başlanması planlanıyor. Ön hazırlık çalışmaları yaklaşık 2 yıldır devam eden proje, Dünya’da çekilen ilk fotoğrafın izini sürerek fotoğrafın icadı ve günümüzdeki fotoğraf çılgınlığını farklı perspektiflerden anlatacak sinematografik bir anlatı olacak. Tarihteki ilk fotoğrafın çekilme anı gibi sahnelerle tarihi atmosferi yeniden canlandıracak belgesel filmde ayrıca İstanbul ve Doğu’ya dair onlarca arşiv fotoğrafı yer alacak. Filmin dış ses anlatımı ise Türkiye’nin en özel seslerinden aktör Metin Belgin yapacak.

Proje ekibi, Fongogo’da oluşturduğu kampanya sayfasıyla da izleyicilerini projenin bir parçası olmaya davet ediyor. Bütçesinin bir kısmını kitlesel fonlama yöntemiyle elde etmeyi planlayan proje, verilen destekler karşılığında destekçilerine çeşitli ödüller de sunuyor. Bağımsız sinemanın yanında olan sanatseverlerin desteğiyle hayat bulacak projenin kampanya sayfası 60 gün boyunca desteklere açık olacak.

Projeyle ilgili tüm detayların yer aldığı Fongogo kampanya sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz:

https://fongogo.com/Project/karanlik-kutunun-dogu-seruveni

KÜNYE
Senarist-Yönetmen: Nihan Belgin
Yapımcı: Umut Beşkırma
Görüntü Yönetmeni: Hakan Körezli
Dış Ses: Metin Belgin

www.kinemafilm.com.tr

Okumaya Devam Edin

53. Siyad Ödülleri Sahiplerini Buldu

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyelerinin oylarıyla belirlenen 2020 yılı Türkiye Sineması’nın ‘En İyileri’, salgın koşullarında çevrimiçi yapılan ve oyuncu Tuğrul Tülek’in sunuculuğunda gerçekleşen ödül töreninde açıklandı. Ercan Kesal’ın yazıp yönettiği Nasipse Adayız, En İyi Film Ödülü dahil toplam beş ödül kazandı. Nasipse Adayız’ı dört ödülle Nuh Tepesi, üç ödülle Bina ve bir ödülle Kronoloji izlediler.

Bu yılki SİYAD Onur Ödülleri’nin sahipleri oyuncu Nur Sürer ve belgesel sinemacı Can Candan, Emek Ödülü’nün sahibi ise emektar sinema makinisti Ali Koçoğlu oldu.

 

53. SİYAD Ödülleri’nin sahiplerinin tam listesi:

En İyi Film: Nasipse Adayız

En İyi İlk Film: Nuh Tepesi

En İyi Yönetim: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Senaryo: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Cemre Ebüzziya / Kronoloji

En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Ali Atay / Nuh Tepesi

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Selin Yeninci / Nasipse Adayız

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: İnanç Konukçu / Nasipse Adayız 

En İyi Görüntü Yönetimi: Federico Cesca / Nuh Tepesi

En İyi Müzik: Can Demirci / Bina

En İyi Kurgu: Yorgos Mavropsaridis / Nuh Tepesi

En İyi Sanat Yönetimi: Ufuk Bildibay / Bina

En İyi Fantastik Film: Bina

En İyi Orta-Uzun Metraj Belgesel: Mimaroğlu

En İyi Kısa Metraj Belgesel: Silivri’den Mektuplar (Letters from Silivri)

En İyi Kısa Film: Büyük İstanbul Depresyonu

Onur Ödülleri: Nur Sürer, Can Candan

Emek Ödülü: Ali Koçoğlu

En İyi Yabancı Film: Boyalı Kuş-The Painted Bird / Bir Film (ithalatçı)

Çevrimiçi En İyi Film: Mank / Netflix (çevrimiçi platform)

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending