Connect with us

Hollywood

Hobbit: Beş Ordunun Savaşı

Yayın tarihi:

-

Yazar: Yağız Ay

The Hobbit’i sinemaya uyarlamanın ötesinde bir üçleme olarak uyarlamanın birçok “huzursuzluğu” var. Her şeyden önce Yüzüklerin Efendisi gibi üç ayrı kitap olmadığı için “macera devam ediyor” hissinden ziyade bir yıl önce okumaya başladığınız ama belli sebeplerden ara verdiğiniz kitaba “madem başladık sonunu getirelim” diye döndüğünüzde yaşadıklarınıza benzer bir his baskın olarak kaplıyor bu seriyi. Bunun en belirgin neticesi de üç filmin -ne kadar bir bütün olarak çekilmelerine karşın- hiçbir zaman “bir” olamaması. The Hobbit filmlerinin üçü de “daha büyük şeyler olacak” vaadiyle bitiyor. Evet, üçü de yani Hobbit: Beş Ordunun Savaşı da bir “son” olmasına rağmen böyle bitiyor. Zira bu “büyük şey” Yüzüklerin Efendisi’nden başka bir şey değil. Bu durumda da The Hobbit üçlemesin varoluş sebebi Yüzüklerin Efendisi’ne “katalizör” olmaktan öteye gidemiyor. Elbette The Hobbit çekilirken bir “prequel” olarak tasarlandı, çekildi ve vaadi basitçe buydu. Ancak yolun sonundaki parlak ışığa ulaşmak için kullanmak zorunda olduğumuz kapkaranlık bir yol The Hobbit üçlemesi. Bu durum, kuşkusuz ilk defa olmuyor. George Lucas, Star Wars’a “prequel”lar yaptığında da oldukça benzer bir durumla karşı karşıyaydık. Yeni filmlerin her karesiyle beraber orijinallerinin ruhu biraz daha çürüyordu. Şimdi, ne kadar anlamsız bir laf olsa da tarihin tekerrür ettiğini söyleyebiliriz. Fakat Marx’ın sözünün aksine “önce trajedi, sonra komedi” olarak değil, ikisinde de trajedi! Hatta Tolkien Estate’in Tolkien kitaplarından bir daha film yapılmamasına dair kararını üzüntüden ziyade sevinçle karşılatıyor.

hobbit-beş-ordunun-savaşı-sinematopya-2

The Hobbit’in Yüzüklerin Efendisi kadar epik, sürükleyici bir macera olmamasının birçok sebebi var. En basitinden Tolkien’ın tasarladığı kitaplar birbirlerinden farklı, biri masalımsı öbürü epik, biri asalak bir Hobbit’in büyüme, olgunlaşma hikâyesi, öbürü Orta Dünya’nın yok olmasını engellemek için zorunlu bir görev. Kaynak kitaplar birbirlerinden bu açıdan çok ayrışmasına rağmen Peter Jackson’ın kafasında The Hobbit, Yüzüklerin Efendisi’nin bir “minyatürü” yalnızca. Belki kitabın mizahı, renkli dünyası gibi kendine özgü yanlarını barındırıyor ancak, bunlar “izin verilmiş” şeyler. Kötü karakter Orta Dünya’nın bütününe henüz dehşet salmadığı için insanlar, hobbitler, cüceler, elfler kendi aralarında şakalaşabiliyorlar; gölge her yere hükmetmediği için dünya o kadar parlak ve ışıltılı. Kötü karakteri küçülttük – ki bu kötü karakter (Sauron) kitapta geçmez bile, Necromancer diye birkaç satırda anılır – kahramanı da küçültmemiz gerekir ki ortada güçlerin çarpışabileceği bir çatışma olabilsin. Aragorn’u, kelime anlamıyla da, küçülterek Thorin kılıfında sunduk. İşte, burada bir problem ortaya çıkar, her şey o kadar küçülmüştür ki film kabaca “dolmamaktadır”. Bu noktada senaristlerin “nerde hata yaptık da hikâye bu kadar önemsiz kaldı” diyerek senaryoyu baştan yazmaları, gözden geçirmeleri gerekir. İkinci bir yol daha var, Peter Jackson ve ekibi bunu tercih etmiş, dolmayan yanlara “yama” yapmak. Bu yüzden ki The Silmarillion’ın neredeyse yarısı diyaloglara yedirilmeye çalışılmış, bir aşk üçgeni eklenmiş, aşk üçgeni yeteri kadar yan hikâye değilmiş gibi o yan hikâyeye bir de Ödipal referanslar serpiştirilmiş, kitapta adı en fazla iki sayfada anılan, 150 yıl önce ölen bir karakter –Azog- kötünün yeteri kadar kötü olamamasından mütevellit bir “nemesis” formunda filme iliştirilmiş, Galadriel ve Gandalf arasına ne olduğu belirsiz bir romans ilişkisi konulmuş.

hobbit-beş-ordunun-savaşı-sinematopya-1

The Hobbit serisinin sorunlu denilebilecek başka bir yanı da teknolojik tercihleri. İlk filmin 2012’de test gösterimleri yapıldığında verilen tepkilerden biri şundan yakınıyordu: “İzlediklerimiz bir film değil de sanki bir Orta Çağ tiyatrosu”. The Battle of Five Armies’e geldiğimizde ise bir nevi bu sorun ortadan kalkıyor. Tabi ufak bir bit yeniği ile. İlk filmdeki “Orta Çağ tiyatrosu” yorumunun kaynağı kamera önündeki kişilerin yaşadıkları dünyaya oturamamalarıydı. Orta Çağ tiyatrosunun terse döndürülmesi mevcuttur aslında, sonuç aynıdır sadece. Orada karakterler doğaüstü olayları oynarlar, yaşadıkları dünya ona uygun değildir. The Hobbit’te ise karakterler oldukça olağandır, dünya fazla doğaüstüdür. Doğaüstü ile kastettiğim ise fazla dijital, yapay olması. Herhangi bir fantastik filmde, söz konusu olan şudur: Kamera ile çektiğiniz normal dünya ve CGI ile eklediğiniz normal olmayan kişiler. Böylece ne olduğunu bilmediğimiz fantastik öğeleri bildiğimiz şekillerde algılayabiliriz. The Hobbit’te son filme vardığımızda ise tam tersi mevcut: Tamamen dijital bir dünya ve kamera ile çekilmiş normal kişiler. Bu yüzden filmin anlattığı hiçbir fantastik öğe bir türlü inandırıcı olamaz. Fantastik oldukları için değil, düzgün anlatılmadıkları için. Dünyanın dijitalliği o kadar baskın ki sanal ve gerçek ayrımı belirsizleşiyor bir yerden sonra. Beş Ordular Muharebesi sahnesi bazı anlarında The Battle for Middle-Earth adlı bilgisayar oyunundan fırlamış gibi duruyor. Çoğu zaman seyirciyi izlediğinin “sinema” olup olmadığı konusunda şüpheye düşürüyor The Hobbit.

hobbit-beş-ordunun-savaşı-sinematopya-3

Hobbit: Beş Ordunun Savaşı, süresinin önceki iki filmden daha kısa olmasından ve bir “son” olduğundan hikâyeye çeki düzen verdiği için serinin en izlenilebilir parçası. Bu yine de onu “iyi bir film” yapmıyor. Epik savaş sahnesi istediği kadar görkemli olabilir, Howard Shore da cennetten melodi ithal edip senfoniler yazabilir, her zaman kendisinden daha iyi bir şeyin dışarıda beklediğini söylediği sürece özgün ve kendinde olamaz The Hobbit serisi. Hiçbir yaratıcılık barındırmayan, safi kar amacıyla yapılan filmlerin piyasayı tamamen doldurduğu ve Orta Dünya’ya ne olursa olsun bir dönüşün bu karanlık piyasa tünelinin ucundaki ışık olduğunu da söylüyorlar. Fakat belki de tünelin ucundaki ışık hızla bize gelmekte olan bir trenden başka bir şey değildir…

Okumaya Devam Edin

Hollywood

TENET 26 AĞUSTOS’ta Türkçe Altyazılı, Türkçe Dublaj ve IMAX® Seçenekleriyle Sinemalarda!

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Christopher Nolan imzalı yeni orijinal bilimkurgu-aksiyon “Tenet”ın başrolünde John David Washington yer alıyor.

Kahramanın sahip olduğu tek silah bir kelimedir: Tenet. Tüm dünyanın ayakta kalabilmesi için mücadele eden Kahraman, uluslararası casusluğun alacakaranlık dünyasında seyahat ederken üstlendiği görev onu gerçek zamanın ötesine götürecektir.

Zaman yolculuğu değildir bu. Evirtmedir.

“Tenet”ın uluslararası kadrosunda John David Washington’a Robert Pattinson, Elizabeth Debicki, Dimple Kapadia, Martin Donovan, Fiona Dourif, Yuri Kolokolnikov, Himesh Patel, Clémence Poésy, Aaron Taylor-Johnson’ın yanı sıra, Michael Caine ve Kenneth Branagh eşlik ediyor.

Nolan yazıp yönettiği filmin hikayesini perdeye taşımak için IMAX® ile 70mm tekniklerinden yararlandı. “Tenet”ın yapımcılığını Emma Thomas ve Nolan; yönetici yapımcılığını ise Thomas Hayslip üstlendi.

Nolan’ın kamera arkası ekibini oluşturan isimler şöyle: Görüntü yönetiminde Hoyte van Hoytema, yapım tasarımında Nathan Crowley, kurguda Jennifer Lame ve kostüm tasarımında Jeffrey Kurland. Görsel efektler amirliğini Andrew Jackson’ın, özel efektler amirliğini ise Scott Fisher’ın gerçekleştirdiği filmin müziği Ludwig Göransson imzasını taşıyor.

“Tenet”ın çekimleri yedi ülkeye yayıldı.

Okumaya Devam Edin

Haberler

Jumanji: The Next Level 13 Aralık’ta Türkçe Dublaj, 3D ve IMAX 3D Seçenekleriyle Sinemalarda!

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Yeni yılın gelmesine sayılı günler kala, Jumanji:Yeni Seviye/Jumanji:The Next Level filminin 13 Aralık 2019 tarihinde sinemalara gösterilecek olmasıyla oyun yeniden başlıyor.

Jumanji:Yeni Seviye/Jumanji:The Next Level bir önceki film olan Jumanji: Vahşi Orman/Jumanji:Welcome to the Jungle filminde geçen maceralarının ardından hayatta kalmayı başarmış dört genci bir araya getiriyor. Bu dört genç tatil döneminde üniversitelerinden New Hampshire Brantford’daki evlerine dönerler. Şimdi artık üniversiteli olan bu gençler kendi hayatlarında da yeni bir döneme girmeye çalışırlar. Spencer’in oyuna tekrar girmek zorunda kalmasının ardından Martha, Fridge ve Bethany yeniden bir araya gelirler ve Spencer’ı eve geri döndürebilmek için bir kurtarma görevi için Jumanji dünyasına girmek zorunda kalırlar.

Oyun artık bozulmuştur ve oyunculara karşı savaşmaktadır. Karakterlerin Jumanji hakkında bildikleri her şey değişmek üzeredir. Artık bu oyun sadece bir ormandan ibaret değildir, oyun daha büyük ve daha tehlikeli bir hale gelmiş ve üstesinden gelinmesi gereken korkunç engeller vardır. Bu filmde herşey olabilir yani bu büyük maceranın, inanılmaz görsel efektlerin ve destansı mekanların yanında hiç umulmadık şeylerle karşılaşmayı da bekleyin.

Filmin avatar (karakterlerin oyundaki görüntüleri) takımında, Dr. Smolder Bravestone rolünde Dwayne Johnson, Dr. Shelley Oberon rolünde Jack Black, Mouse Finbar rolünde Kevin Hart, Ruby Roundhouse rolünde Karen Gillan ve Seaplane rolünde Nick Jonas’ı görüyoruz. Ayrıca Filme yeni katılan oyuncularda, Milo rolünde Danny Glover, Büyükbaba Eddie rolünde Danny DeVito ve yeni avatar Ming rolünde Awkwafina’yı izliyoruz. Ancak hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve kahramanlarımız oyundaki değişiklikler ile baş edebilmek için ve oyundan sağ olarak çıkıp Spencer’ı eve sağ salim getirebilmek için sahip oldukları güçlerinden destek almak zorundadırlar ve bunu da oyun hepsinin sonunu getirmeden önce yapmalıdırlar.

Columbia Pictures bir Matt Tolmach /Seven Bucks /Detective Agency yapımını sunar. Bir Kasdan filmi olan Jumanji: Yeni Seviye/Jumanji:The Next Level’da başrollerde, Dwayne Johnson, Jack Black, Kevin Hart, Karen Gillan, Nick Jonas ,Awkwafina, Alex Wolff, Morgan Turner, Ser’Darius Blain, Madison Iseman, Danny Glover ve Danny DeVito yer alıyorlar. Muzik düzenlemesinde Manis Ravel ve Tom Wolfe bulunuyor. Film müziği ise Henry Jackman tarafından yapıldı. Kostüm tasarımcısı Louise Mingenbach’tır. Editörler; Mark Helfrich ACE, Steve Edwards,Tara Timpone ACE, tarafından yapıldı. Yapım tasarımcısı Bill Brzeski. Filmin görüntü yönetmenliğini Gyula Pados HDC yaptı. Filmin yönetici yapımcılığını David Householter, Melvin Mar, Scott Rosenberg, Jeff Pinker, William Teitler,Ted Field ve Mike Weber üstlendiler. Film, Chris Van Allsburg’un yazdığı Jumanji adlı kitaptan uyarlanmıştır. Senaryosunu Jake Kasdan, Jeff Pinker ve Scott Resenberg yazdı. Matt Tolmach, Jake Kasdan, Dwayne Johnson, Dany Garcia ve Hiram Garcia filmin yapımcılığını üstlendiler. Filmin yönetmeni Jake Kasdan’dır.

Okumaya Devam Edin

Dosyalar

The Irishman’de İzleyeceğimiz Karakterleri Tanıyalım

Yayın tarihi:

-

Goodfellas (1990), Casino (1995), The Departed (2006) ve The Wolf of Wall Street (2013) gibi gangster/suç filmleri ile bu türün en iyi örneklerini vermiş olan usta yönetmen Martin Scorsese’nin yine bu filmleriyle aynı kulvarda olan son filmi The Irishman (2019) 57. New York Film Festivali’nde ilk kez görücüye çıktı. Film seyirciler ve sinema yazarlarından övgü dolu geri dönüşler aldı. Oyuncu kadrosunda Al Pacino, Robert De Niro, Joe Pesci ve Harvey Keitel gibi usta oyuncuların yer aldığı filmde ABD tarihinin çözülememiş en büyük gizemlerinden biri olan efsanevi sendika başkanı Jimmy Hoffa’nın ortadan kaybolma hikayesini izleyeceğiz. 1 Kasım 2019’da belirli sinemalarda gösterime girecek olan film aynı zamanda 27 Kasım’da da Netflix’te yayınlanacak. The Irishman’i izleyeceğimiz günü iple çekerken gelin filmde izleyeceğimiz karakterlere yakından göz atalım.

Jimmy Hoffa (Al Pacino)

ABD’nin en büyük sendikasının (kamyon şoförleri sendikası) lideri. Mafya ile sıkı ilişki içerisinde ve sendikanın parasal gücünü yasadışı yollarda kullanması ile gündemde olan biri. En son 1975 yılında bir otoparkta mafya liderleri ile buluşma öncesi görülmüş ve sonrasında kendisinden bir daha haber alınamamış.

Frank Sheeran (Robert De Niro)

Lakabı ”İrlandalı”. II. Dünya Savaşı sırasında ABD ordusunda, Avrupa’nın pek çok bölgesinde savaşmış bir savaş suçlusu. Ordudan ayrıldıktan sonra Bufalino suç ailesine katılmış ve mafya tetikçisi olmuş. Aynı zamanda da sendika çalışanı. Jimmy Hoffa’nın sendikasındaki piş işlerde başı çekiyor. Jimmy Hoffa cinayetinin (?) de baş aktörü.

Russell Bufalino (Joe Pesci)

Bufalino suç ailesinin lideri. Sicilya doğumlu. Cosa Nostra’nın içinde önemli bir yere sahip. Frank Sheeran ile yakın ilişkide olması ile birlikte Jimmy Hoffa’nın ortadan kaybolması olayının da baş şüphelilerinden.

Angelo Bruno (Harvey Keitel)

Philadelphia suç ailesinin lideri. Sicilya doğumlu. Frank Sheeran ile yakın ilişkileri bulunan Angelo Bruno uzlaşmacı kişiliğinden dolayı mafya içerisinde “Nazik Don” olarak anılırmış.

Chuckie O’Brien (Jesse Plemons)

Jimmy Hoffa’nın üvey oğlu. Hoffa’nın ortadan kaybolması olayının şüphelilerinden biri. Chuckie O’Brien aynı zamanda The Godfather (1972) filmindeki Tom Hagen karakterine de ilham olmuş.

Peggy Sheeran (Anna Paquin)

Frank Sheeran’ın kızı. Aynı zamanda Jimmy Hoffa’nın tutkun olduğu kadın.

Felix DiTullio (Bobby Cannavale)

Lakabı ”Skinny Razor”. Yeni mafya üyelerini yetiştirmek için kurulan “Friendly Lounge” isimli barın işletmecisi. Aynı zamanda mafya suikastçisi.

Bill Bufalino (Ray Romano)

Lakabı ”Mafya Avukatı”. Aynı zamanda Jimmy Hoffa’nın sendikasının da avukatlığını yapmış. Hoffa ile yakın ilişki içerisinde olmasının yanında ayrıca Bufalino suç ailesinin de üyesi.

Anthony Provenzano (Stephen Graham)

Genovese suç ailesinin önemli aktörlerinden. Aynı zamanda Jimmy Hoffa’nın başkanı olduğu sendikanın da başkan yardımcısı.

Anthony Salerno (Domenick Lombardozzi)

Genevose suç ailesinin en önemli isimlerinden biri. Lakabı ”Şişko Tony”.

Joseph Gallo (Sebastian Maniscalco)

Colombo suç ailesinin üyesi. Mafya içerisinde ”Çılgın Joe” olarak ünlenmiş.

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending