Connect with us

Genel

İnanılmaz Aile 2 Bir Çocuk Filmi mi?

Yayın tarihi:

-

“İnanılmaz Aile 2” 22 Ağustos’ta ülkemizde vizyona girdi. Serinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük hayranları var. Fakat bu hayranlar İnanılmaz ailesiz büyüdü.

İlk filmi 10 yaşında izleyen bir çocuk şimdi 24-25 yaşında. Zaman geçti, devir değişti, teknoloji inanılmaz gelişti ve İnanılmazlar üç boyutlu oldu… Filmin hayranları büyürken İnanılmaz Aile evreninde sanki zaman durmuş gibi kimse yaşlanmadı.

İnanılmaz Aile 2’nin bilindik bir Hollywood ticari ürünü olduğu aşikar. Peki ticari kaygılara bunca gencin çocukluk anılarını yıkmaya değer miydi?

Filmin üç boyut teknolojisini kullanmasındaki başarısızlığından başlamak istiyorum. Sinemada ne kadar üç boyuta karşı olsam da bu filmi üç boyutlu izledim. Sinema sanatının temeldeki amacı zaten iki boyutta derinliği vermektir. Ama bu filmin bir animasyon olmasını da göz önünde bulundurarak, gelişen teknolojiye ve geçen zamana tanık olmak istedim. Fakat filmde çok başarısız bir üç boyut kullanımı vardı. Üç boyut nimetlerinden yararlanarak tasarlanmış bir aksiyon yoktu. Üç boyutlu sinemanın yeni yeni yaygınlaştığı dönemlerde koca filmde bir ya da iki sahne bu teknoloji düşünülerek tasarlanırdı. Maalesef üç boyutun yaygın olduğu günümüzde filmlerin nerdeyse tamamı öyleyken İnanılmaz Aile 2’yi üç boyutlu izlemek yersiz bir baş ağrısından fazlası değil. Bu hayal kırıklığının birinci aşaması.

Ne kadar beğenmesem de iyi ki filmi üç boyutlu izledim. Çünkü filmin ana mesajını fark etmem daha kolay oldu. Filmin başarısız giriş ve düşük gelişme kısmını spolier vermeden geçersek İnanılmazların düşmanı “Ekran Yok Edici” diye bir kötü karakter. Bu karakter ekranları ele geçirip ona bakanları hipnotize edip yönetiyor. Daha sonra eline geçirmek istediklerine bir gözlük takıp istediği gibi yönetiyor ve kötü amaçlarına alet ediyor. Gözünde 3D gözlük ve perdeye dikkat kesilmiş çocuklar için ne kadar sağlıklı bir içerik? Ayrıca Lastik Kız’ın Ekran Yok Edici’nin yerini tespit ettiği sahnede belirlediği koordinata giderken alttan kötü karakterin ürkütücü bir ses tonuyla filmin alt metninin açıklaması ise gayet cüretkâr. O sahnede alttan gelen ürkütücü ses tüm halka televizyon aracılığıyla sesleniyor ve ciddi bir kapitalizm eleştirisi yapıyor. Tam olarak ne söylediğini anımsayamıyorum ama yıllarca ekranları izlediğimizden, ekrana boş boş baktığımızdan, başkaları için çalıştığımızdan, başkalarına kazandırdığımızdan, bu dünyada katılımcı değil izleyici olduğumuzdan ve ekranların artık bizi ele geçirdiğinden bahsediyordu. Bu uzun monoloğun olduğu sahnede ben de adeta hipnoz olmuş gibi kilitlendim. Söyledikleri doğruydu ama bu mesajı bu filmde vermek doğru muydu? Üstelik İnanılmaz Aile evrenindeki bütün süper kahramanlar birleşip doğruları söyleyen, gerçekçi, kapitalizm düşmanı “kötü karakter”; olarak nitelendiren kişiyle savaşıyordu. Yani gerçekleri söyleyenler cezalandırılıyor ve salonların yüzde doksanını oluşturan çocuklar buna şahit oluyor. Çizgi filmlerin, masalların hep bir gizemli alt metin üzerine kurulduğu söylenir. Çeşitli bağımlılıklar, hastalıklar, eleştiriler gizlice yapılır. Çoğu da sonradan açıklanmış ya da okunarak ortaya çıkarılmıştır. Fakat bir filmin bağıra bağıra alt metnini vermesini ben ilginç buldum.

Filmin girişini başarısız bulduğumdan bahsettim. Onu da biraz açarsam iyi olur. Film çok hızlı başlıyor ve biz 14 yıl sonra yeniden izleyen insanlar olarak karakterleri tanıyamıyoruz. Hatırlatıcı hiçbir öğe yok. Filmin ilk dakikaları kim kimdi, aralarında nasıl bir bağ vardı, güçleri nelerdi gibi sorulara cevap aramakla geçiyor. Filmin yapımcıları aradan geçen zamanı çok da önemsememişler anlaşılan.

Filmin en iyi yanı dramatik yapısı. Bir animasyon filme göre aralarında bağ çok iyi kurulmuş ve hikaye akışı dinamik ilerliyor. Kahramanlıktan çok süper güçleri olan bir ailenin gündelik sorunlarını izliyoruz. Bu da filmin hikayesini daha gerçekçi ve savaşçı kılıyor. Bir görev için evden uzaklaşan anne İnanılmaz’ın yerini doldurmaya çalışan Bay İnanılmaz’ı süper kahraman kostümüyle çok az görüyoruz. Babanın ailesi için fedakarlık etmesi, ailesi ve tüm süper kahramanlar için hiç de yapmayacağı şekilde geri plana çekilmesiyle duygusal bir durum oluşuyor. Bay İnanılmaz, süper güçlerini keşfeden bebeği, ilk aşkını yaşayan ergen kızının sorunları ve yaramaz oğlu ile baş etmeye çalışırken anne İnanılmaz Ekran Yok Edici ile savaşıyor. Bu dramatik yapı fantastik bir hikayeyi çok bizden hale getiriyor. Fakat şunu belirtmem gerek ki film bizi alıştığımız Pixar animasyonlarının evrensel komedisinden yoksun bırakıyor.

Hikayeye, alt metne, işleyişe bakarsak, bana kalırsa, bu film günümüz çocuklarına değil zamanın çocukları, şimdinin gençlerine yapılmış bir filmdir. Tabi ki animasyon film gören çocuklar gitmek istiyor ve çocuklarına sinema kültürünü aşılamak isteyen aileler onları bu filme götürüyor. Filmin ilk üç gün izleyicisi, ilk filmin neredeyse 3 katından fazla. Demek ki bu film gençlerden daha fazla çocuğa ulaşmış. Bu filmi sınıflandıracak yetkinlikte değilim ama bir animasyon filminin de 13+ ibaresi alması büyük sansasyon yaratırdı. Ben filmin mümkün olduğunca çocukların ulaşamayacağı
yerlerde saklanmasından yanayım.

NOT: Filmden önce yayınlanan, yine Pixar’ın yapımcılığını yaptığı ve Pixar’ın genç ustalarından Domee Shi’nin yönettiği, 8 dakikalık kısa animasyon filmi “Bao” için sinemaya gitmeye değer.

Ozan Sertdemir

 

Okumaya Devam Edin

39. İstanbul Film Festivali

İstanbul Film Festivali Çevrimiçi Film Gösterimlerine Haziran Seçkisi İle Devam Ediyor

Yayın tarihi:

-

Yazar:

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenecek İstanbul Film Festivali, yeni bir seçkiyle 12-26 Haziran tarihlerinde dijital ortamda izleyiciyle buluşuyor. Festivalin haziran ayı çevrimiçi seçkisi, yine festival programından, Venedik, Toronto, Cannes, Tallinn, SXSW film festivallerinde ilk gösterimlerini yapmış 15 filmi içeriyor.

1984’ten bu yana her yıl nisan ayında gerçekleştirilen İstanbul Film Festivali, COVID-19 salgınından dolayı yıl içerisinde ileri bir tarihe ertelenmişti. Festival mayıs ayında bu yılki programından derlediği 15 filmlik bir seçki ile ilk kez izleyicisiyle çevrimiçi ortamda buluşmuştu.

İstanbul Film Festivali gördüğü yoğun ilgi üzerine çevrimiçi film gösterimlerine haziran ayında da devam ediyor. Türkiye’de ilk kez gösterilecek 15 filmlik haziran seçkisi dünya prömiyerlerini Venedik, Toronto, Cannes, Tallinn, SXSW film festivallerinde ilk gösterimlerini yapmış filmlerden oluşuyor ve filmonline.iksv.org adresinden çevrimiçi olarak gerçekleştiriliyor.

filmonline.iksv.org adresinden erişilebilen filmleri izlemek için biletler yine aynı site üzerinden alınabiliyor. Bilet alınan filmler, gösterime açık kaldıkları 5 gün boyunca izlenebilecek. Her gün 21.00’de bir film gösterime açılacak ve 5 gün sonra 21.01’de gösterimden ve sistemden kalkacak. Festivalde olduğu gibi her seansın bilet kapasitesi sınırlı. Filmlere teker teker bilet alınabiliyor veya Kombine Film Paketi satın alarak 15 filmin tamamı daha avantajlı bir fiyatla izlenebiliyor. Türkçe altyazılı olarak yapılacak gösterimlere yalnızca Türkiye’den erişilebiliyor. Biletler 10 Haziran Çarşamba saat 10.30’da filmonline.iksv.org adresinden satışa sunuluyor.

İstanbul Film Festivali Çevrimiçi Gösterimleri Haziran seçkisi filmleri:

Parlak Günlerim / Mes jours de gloire / My Days of Glory / Antoine de Bary

Çingene Kraliçe / Gipsy Queen / Hüseyin Tabak

Sütliman / Pacificado / Pacified / Paxton Winters

Kestane Ormanından Hikâyeler / Zgodbe iz kostanjevih gozdov / Stories from the Chestnut Woods / Grego Bozic

İkimiz / Deux / Two of Us / Filippo Meneghetti

Mutlu Günler / Happy Times / Michael Mayer

Kızım Zoe / My Zoe / Julie Delpy

Mükemmel Aday / The Perfect Candidate / Haifaa Al Mansour

Günah / Il Peccato / Sin / Andrei Konchalovsky

Beyaz Üstüne Beyaz / Blanco en Blanco / White on White / Théo Court

Azize Frances / Saint Frances / Alex Thompson

Baumbacher Sendromu / Baumbacher Syndrome / Gregory Kirchhoff

Rüyaların Dağları / La cordillera de los sueños / The Cordillera of Dreams / Patricio Guzmán

Dolaşık / Entwined / Minos Nikolakakis

Rialto / Peter Mackie Burns

Detaylı bilgi için; https://filmonline.iksv.org/

 

Okumaya Devam Edin

39. İstanbul Film Festivali

39. İstanbul Film Festivali: Berlin Alexanderplatz (2020)

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Koronavirüs salgını yüzünden yapılamayan 39. İstanbul Film Festivali’nin en önemli filmi olan Berlin Alexanderplatz, geçtiğimiz gün online olarak festival yönetimi tarafından izleyiciye sunuldu. Yönetmen Burhan Qurbani, Alfred Doblin’in klasik romanı Berlin Alexanderplatz’ı modern bir gangster hikayesi olarak güncelliyor. 1980’lerde dizi film şekilde piyasaya sürülen roman, günümüz dünyasının tam da merkezine oturmuş biçimde mülteci hikayesinde karşımıza çıkıyor.

Alfred Doblin’in 1929 Weimar Cumhuriyeti klasiği olan Berlin Alexanderplatz’ı tekrar ziyaret eden cesur genç yönetmen Burhan Qurbani; Piel Jutzi’nin yönettiği 1931 film versiyonunu, Rainer W. Fassbinder’in 1980’de Alman televizyonuna uyarladığı 15 saatlik mini diziyi adeta sil baştan inşa etmiş. Fassbinder’in dokunuşundan bu yana 40 yıl geçtiği göz önüne alındığında, belki de şu anki neslin romanın bazı asil çekiciliğini çağdaş bir deyimde deneyimleme zamanı olduğunu anlarız. Afgan doğumlu, Alman vatandaşı yönetmen Burhan Qurbani’yi (We Are Young. We Are Strong / Biz Gençiz. Biz Güçlüyüz) filminden sonra Berlin’de yarışan en yeni projesinde – çok karışık sonuçlarla – bir son beklyor gibi.

Qurbani ve Martin Behnke tarafından yazılan ve üç saat süren yeniden aktarımda büyük yenilikler mevcut. Yönetmen bugünkü hikayeyi Berlin’deki Afrikalı göçmenler arasında öncekilere göre çok farklı bir arenaya çeviriyor. Yine de, kitabın iyiliğin ve kötülüğün doğası kavramları altında, Almanya’da yaşayan insanların anlayacağı dilden insanın hayatta kalma kavramına görkemli fikirler sunmuş. Göçmen probleminin doğası ışığında karşımızda bambaşka bir gangster hikayesi dönüyor.

Hasenheide parkında işleyen bir suçlu uyuşturucu çetesi, mülayim, eski tarz Alman gangster Pums (Joachim Król) tarafından yönetiliyor. İnsanları nerede sokacağı belli olmayan, yılan benzeri bir hayalet olan psikopat Reinhold (Albrecht Schuch), Afrika’dan gelen vatansız insanların yaşadığı gettoları ziyaret ediyor ve yasal olarak çalışmak isteyen ancak tüm kapıları kapalı olan genç erkeklere zengin hayat yaşamaları için teklifler sunuyor.

Portekizli-Gine tiyatro oyuncusu Welket Bungué’nin oynadığı Francis karakteri, hem fiziksel hem de gururlu yapısıyla Batı Afrika’dan, arkadaşı Ida’nın trajik bir şekilde öldüğü bir tekne yolculuğunda zar zor hayatta kalır ve kurtulmanın suçluluğu içinde, Almanya’da kendisi için yeni bir hayat kurma gayretinde işkence görür.

Francis İlk başta Reinhold’un uyuşturucu kullanarak büyük para kazanmak için sunduğu (bir daire ve araba alma) sinsice teklifine direniyor, ancak kendi kaderine boyun eğmekten başka çaresi olmadığını anlıyor. Francis iyi bir hayat sürmek istiyor, ancak ona izin vermiyorlar. Kendine acıma ile belirginleşen bu tür kadercilik, özellikle Francis’in kör edici öfkesi ve inanılmaz saflığı arasında oynadığı rolü görmezden geldiğinden, Reinhold’un beyninde önemli bir pozisyona dönüşür.

Göçmenlerin (Francis mülteci olarak adlandırılmadan nefret eder) sırtlarını suç çetesine dayadıktan sonra süresiz olarak hiçbir şey yapmadan oturamadıkları kesinlikle doğrudur. Konuda onu bir şantiyede kötü bir olaydan sonra Reinhold’un kapısını çaldığını görüyoruz. Reinhold, tıpkı Doblin’in kahramanı Franz Biberkopf gibi Franz’ı yeniden adlandırdığı bu yükselen Afrikalıda özel bir şey keşfeder. Başlangıçta kız arkadaşına yardım etmek için ona oda ve silah verir. Reinhold’un kadınlara karşı tutumu zehirlidir: onları kolayca baştan çıkarır, ancak kısa sürede kendi emelleri için kullanır…

Qurbani’nin filmi, Shakespeare’in Fırtınası gibi, Akdeniz sığınmacılarını dahil ettiği bir batık ve boğulma ile başlıyor. Terrence Malick’in tonlarıyla (en azından rüya gibi bir seslendirmede değil) bu izlenimci prologdan sonra, yönetmen filmin beş bölümünün 1.bölümüne ilerler ve Francis, Berlin banliyölerinde bir yerde bir genelev olarak çalışan iki katlı harap bir yasadışı göçmen barınağında yaşar.

Reinhold, Francis’in potansiyelini belirleken suç patronu Pums’un (Joachim Krol) uyuşturucu ticareti yapan yarımcısı olarak çalışır. Daha sonra, Francis ile Reinhold arasındaki uyuşturucu ilişkisi kötü gider. Alman ‘Franz ‘ adını alan göçmen, iyi kalpli melek ruhlu fahişe Mieze’ nin (Jella Haase) kollarına atılır.

Berlin Alexanderplatz filminde ‘kahramanın yolculuğu ‘ konusunda Qurbani’nin bu karakterizasyonla neyi hedeflediği belli değil; fakat Blaxploitation türü politik versiyonu yapıyla film, bir Alman vatandaşı olarak yönetmenin ağır sorumluluklar üstlenmesine neden oluyor. Eğer öyleyse, ki doğru, bunu başardığı anlar var. Mieze orta noktadan ana resme geldiğinde, altın kalpli bir klişe olan fahişeye dönüşüyor. Haase, temelde metafizik iddialarla dolu olan bir filmin tonunu tam olarak anlayan birkaç yönetmenden biri gibi görünüyor. Bu iddialar, gösterişli vinç çekimlerine, uyuşturucu anlaşmaları ve mücevher dükkanı soygunlarının ortasında, kurtuluş ve lanetlemenin içinde bir sürü konuşmada karşımıza çıkıyor. Kieslowski’nin ’üç renk’ üçlemesinin Qurbani’nin beğeni listesinde olduğunu öğrenmek hiç de şaşırtıcı değil.

Franz ile sarışın fahişe Mieze’ın (Jella Haase) aşk finalinin Yunan trajedisinden farkı yok. Franz, geleceğe yönelik mutlu planlarını, saf gençliğini yok eden şeytani Reinhold ile akıllıca paylaşıyor. Son sahneler, filmin en başarılısı noktası! Yaşanılan mülteci hikayesi korkunç sonucuyla gerçek bir kader gibi suratımıza tokat indiriyor! Yönetmen Burhan Qurbani Almanya’ya ‘zenginlik’ içinde gelen, belki de kendi kaderini düşünerek bunu kurguladı, mülteciler üzerinden gerçek dünyanın acımasız fotoğrafını çekmiş. Her açıdan üç saat boyunca insanı ekrana bağlayan film, günümüz sinema seyirci kitlesini derinden sarsıyor!

yasam.kaya@gmail.com

Okumaya Devam Edin

Genel

Altın Ayı için 18 film yarışacak

Yayın tarihi:

-

Yazar:

“70. Uluslararası Berlin Film Festivali’nin açılışı, 20 Şubat’ta Kanadalı yönetmen Philippe Falardeau’nun “My Salinger Year” adlı filminin gösterimiyle yapılacak.

Almanya’nın başkenti Berlin’de yapılacak 70. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde (Berlinale) 18 film “Altın Ayı” ödülü için yarışacak.

Festivalin yöneticileri Carlo Chatrian ve Mariette Rissenbeek, Berlin’de Basın ve Enformasyon Dairesi salonunda düzenledikleri basın toplantısında, 20 Şubat-1 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek festival programı hakkında bilgi verdi.

Buna göre, festivalde bu yıl 71 ülkeden yaklaşık 340 film gösterilecek. Yarışma bölümünde de 18 ülkeden 18 film “Altın Ayı” için yarışacak.

Bu filmlerin 16’sının dünya prömiyeri Berlinale’de olacak.

Festivalin açılışı ise, 20 Şubat’ta Kanadalı yönetmen Philippe Falardeau’nun “My Salinger Year” adlı filminin gösterimiyle yapılacak.

“Altın Ayı” ve “Gümüş Ayı” alacak filmleri belirleyecek uluslararası jürinin başkanlığını, İngiliz aktör Jeremy Irons yürütecek. Jürinin üyeleri gelecek hafta açıklanacak.

Çok sayıda ünlü ismin katılması beklenen festivalde ödüller 29 Şubat’ta verilecek.”

18 ÜLKEDEN 18 FİLM

Berlinale’de “Altın Ayı” için yarışacak filmler ve yönetmenleri ise şöyle:

>> “Berlin Alexanderpltaz” (Burhan Qurbani),

>> “DAU. Natasha” (Ilya Khrzhanovskiy/Jekaterina Oertel),

>> “Domogchin yeoja” (Hong Sangsoo),

>> “Effacer l’historique” (Benoit Delepine/ Gustave Kervern),

>> “El profugo” (Natalia Meta),

>> “Favolacce” (Damiano D’innozenco/ Fabio D’innozenco),

>> “Fist Cow” (Kelley Reichardt),

>> “Irradies” (Rithy Panh),

>> “Le sel des larmes” (Philippe Garrel),

>> “Never Rarely Sometimes Always” (Eliza Hittman),

>> “Rizi” (Tsai Ming-Liang),

>> “The Roads Not Taken” (Sally Potter),

>> “Schwesterlein” (Stephanie Chuat/ Vernonique Reymond),

>> “Sheytan vojud nadarad” (Mohammad Rasoulof),

>> “Sibiria” (Abel Ferrara),

>> “Thodos os mortos” (Caetano Gotardo/Marco Dutra),

>> “Undine” (Christian Petzold)

>> “Volevo nascondermi” (Giorgio Diritti)

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending