Connect with us

Knight of Cups’ı Gerçekten Anladık mı?

Yayın tarihi:

-

Knight of Cups bize yeni hiçbir şey söylemiyor!

Tersine söyledikleri o kadar eski ki, unutulmuşlukları içerisinde bize ziyadesiyle yeni görünüyorlar.

O halde filmi izlemek için halihazırda var olan alışveriş listesi:

  1. Filmi yarısına kadar izler, sıkıcı ve saçma bulursunuz. İlk fırsatta kapayıp işinizin başına dönersiniz.
  2. Filmi fazlasıyla kopuk ve anlamsız bulursunuz. Al eline kamerayı arkada da aforizma kas, ne var bunu yapmakta?
  3. Filmi çok aşırı beğenir ve her bir sahnesindeki sembolik anlatımları deşifre ederek nihayetinde büyük bir anlama ulaşırsınız.

İlk olarak eğer sıkıcı olan bir şey varsa o da filmi sıkıcı bulmaktır. Filmi kapattınız diye hayatınız değişmez, kapatıp geri döndüğünüz şey vasıtasıyla da değişmez, sonuç olarak değişmez. En aklı başında yol aslında ikinci olandır. Çünkü film gerçekten de kopuk ve anlamsızdır! Tabii parçadan bütüne ulaşmaya çalışan biriyseniz. Peki ya bütün zaten her bir parçanın içerisindeyse, her parça bir bütünse? Üçüncü yol içlerinden en acıklı olanı; uçsuz bucaksız kumsalda bir kum tanesi… Filmin sembolik dilini deşifre etmek keyifli gelebilir ama, ancak bir sonuç elde ettiğiniz sürece. Sonuç elde etmekse zorunlu olarak sizi sembollerin metaforik olarak işaret ettikleri sonsuz olasılık dahilindeki anlamlardan tek birini kabul etmeniz anlamına gelir. Bir başka deyişle, filmin sembolik okumasını yapmak için ölümsüz olmak gerekir şayet felsefe taşınız yoksa beyhudeliklerden beyhudelik beğenin.

Knight of Cups hiçbir şekilde postmodern bir film değildir!

Lynch, Cronenberg o işi pek güzel yaptılar ve kendi mezarlıklarında hoş bir edayla salınıyorlar şimdi.

Peki o halde filmle ilgili ne söylemek gerek? Postmodern değilse bundan bize ne? Yeni bir şey söylemiyorsa söylediği şey nerede?

O halde filmle ilgili konuşmak için ikinci bir alışveriş listesi:

  1. Öncelikle hayatımıza biraz renk katıp sonuna kadar izleyelim. (Defalarca izleyip izlememek size kalmış, bunun filmi anlamakla herhangi bir ilişkisi yok)
  2. Film kopuk ve anlamsız geliyorsa üzülmeyelim, dünyanın bin bir türlü hali var hele bir bekleyelim.
  3. Sembolleri deşifre etmeyelim ama tersine tam da her bir sembolün metaforik olarak işaret ettiği sonsuzluğu da içine alacak bir, sembol kullanımının anlamı noktasına doğru bakalım.
  4. Eğer hala belli bir anlama ulaşamadıysak, tarihin tozlu sayfalarına girmenin mübahlığını kabullenelim…

Alman Romantizmi’nin en ünlü dergilerinden Athenaeum’da, 1798’de “Fragmanlar” isimli ortak bir metin yazılır:

Fragman no: 168

… Hangi felsefenin sanata daha uygun olduğu sorulabilir. Kalbin ve aklın buyruklarıyla çelişen; veya gerçeği görünür kılan; ya da bütün kararlardan sakınan; coşkunun duyumlar üstüne doğru ilerleyişini engelleyen; ya da insanlığı dış nesnelere dilenmeye başlayan hiçbir sistem uygun değildir şüphesiz… Bu durumda hangi felsefe sanatçı için uygundur? [Tüm bunların] Sonrasında nasıl insan ruhunun her şeye kendi kanununu ilettiğini ve dünyanın nasıl onun sanat eseri olduğunu göstermek için özgürlükten ve özgürlüğe olan inançtan doğan yaratıcı felsefe kalır.

Peki bu ne demek?

Mutlağa sistematik bir şekilde değil, sistem içinde mutlağı aramak gerekir – sistem fragmanter parçaların bir bütünü olarak değil ama onların bütünselliğinin bir anlamı olarak sistemdir – eser kendisinin eserliğini ortadan kaldırdığından ancak bir eser olmaya başlar – fragmanter parça yaşayan bir organizmadır, kendi içine kapanmış bir kirpidir, onun organikliği bir eser olarak esasen bir eser olmamasından, sanatçının kendi hayatının bizzat eseri olmasından gelir – eserin analizi eseri öldürür, bize gerekli olan tıpkı çakan bir şimşek gibi bütünü anında kavrayan bir dehanın bakışıdır…

Aynı zamanda Athenaeum’un kurucularından olan Friedrick Schlegel 1800’de “İdealar” başlık bir metin kaleme alır:

İdealar no. 1

Felsefenin pratik parçasından daha fazlası olan bir ahlakın gerekleri ve izleri günden güne daha açık ve anlaşılabilir oluyor. Hatta çoktan, dinden söz edilmektedir. İsis’in peçesini kaldırmanın ve sırrı ortaya çıkarmanın zamanıdır. Tanrıça’yı görmeye dayanamayan kaçsın ya da ölsün!

Evet yanlış okumuyoruz, açıkça ahlaktan bahsediliyor, dinden bahsediliyor ama nasıl?

Bir eyleme kudreti olarak ahlak gerekir bize – çılgınlarca sevişebilmenin, ketamin partilerinde grup seks yapabilmenin, hamilelik söz konusu olduğunda yavaştan sıvışmanın ahlakı – hayatımızı şekillendirmek için bir din gerekir bize – ama bu din arkamızda değil önümüzdedir, henüz yapılmamıştır onu yapmak gerekir – bu yeni din için gereken ahlakı ortaya çıkaracak olan kadınlardır – içinizdeki felsefenin onlardaki aşkla birleşmesine izin verin…

Burada herhangi bir cinsiyetçi yan yoktur, filmimizin baş karakterine uygun olarak kadın, aslında tam da başka olandır. Paul Ricoeur, en ünlü ve cüsseli felsefi çalışmasının adını tam olarak şu koymamış mıydı: “Başkası olarak kendisi”

İyi de neden başkası? Kendiyse bizim meselemiz, neden başkasına ihtiyacımız var?

İnci…

İdealar no. 45

Sanatçı kişi, merkezini kendi içinde taşıyan kişidir… [Lakin] kimse kendi benliğine sadece ruhuyla, dolaysız aracı olamaz…

O halde karşımızda dörtlü bir basamak var:

  1. Kendini bul!
  2. Eğer bu öylece gerçekleşebilecek bir şey değilse kendini görmeni sağlayacak bir başkasını bul!
  3. Ama inci senin içinde!
  4. Ve cevap arkanda değil önünde!

Knight of Cups anlamsız bir filmdir!

Çünkü onun anlamı tam da bu anlamsızlığındadır. Goethe 1788’de şu cümlesi karalıyordu: “Varmak için değil, yolda olmak için…”

P. Lacoue-Labarthe ve J. L. Nancy – Edebi Mutlak

Eylem halindeki Romantizm asla burada değildir, ve aynı şekilde henüz fragmanter hiçbir şey yoktur: Fakat Romantizm ve fragman burada olmayarak, henüz hiç burada olmamış olarak vardırlar, saltık olarak. Gelişme çabası bundan böyle eserin sonsuz gerçekliğini dile getirir.

O halde her şeyden önce sonsuzu kavramak gerekir – ölümsüz olmamak ama ölümün anlamını bulmak gerekir – var olanın karşımızdalığından vazgeçmek, onu neyse o olmayan olarak, tam da olmakta olan olarak ama hiç bitmeyen bir olan olarak düşünmek gerekir – Yolda olmak ama bunun için her şeyden önce başlamak gerekir – Sonsuzluk içindeki hareket, öyle hayali bir şey değildir, hele aforizma hiç değildir – Burası, eğer hala anlamayanlar için eleştirel bir mistikliğin olduğu yerdir…

Mitik olan, hiçbir zaman var olmayan olarak var olmuş bir mutlaktır. Tarot kartlarıdır, dini ilahilerdir, şiirsel bir ahenge sahip özdeyişlerdir. Ama doğru veya yanlış olarak değil, bir bütün olmak olarak mutlaktır. Mitik olan, parçadaki bütün olandır, aslen hiçbir zaman parçalanmamış olandır, eğer parçalanmışsa da tekrar bir araya toplanabilecek şekilde değil, her birine kendi siluetini aktaracak şekilde parçalanmıştır.

Schelling’in 1801’de verdiği “Sanat Felsefesi” dersinin giriş bölümü:

“… Bölünmez bir bütün olarak, varlık çeşitli determinasyonlar altında yer aldığı kadarıyla mümkündür… Örneğin sanatta ve tarihte tanıdığımız şey, doğada bulunan şeyle özünde aynıdır: Zira her durumda total mutlaklık doğuştandır; fakat doğada, tarihte ve sanatta bu mutlaklık çeşitli güçler içinde bulunur. Eğer salt varlığı çırılçıplak görmek için onları yok edebilirsek, Bütünlük her şeyde bulunur.”

Fragmanlar, bütünler, mutlaklar, sistemler, eserler, kadınlar, ahlaklar, dinler, mitikler… Bize bu kadar yöntemsellik yeter, hele sen bir de anlamdan söz et…

Schelling 1802’de takma isimle bir şiir yayınlar, “Heins Widerporst’un Epikürcü İnancı”:

          …………….
Metalleri doğuran,
İlkbaharda ağaçları filizlendiren kuvveti,
Ruh şişirir ve nesnelerde etkenleştirir.
Her köşede, her sınırda,
Işığı elde etmeye çalışır,
Esirgemeden zahmetini hiçbir şeyden,
Şimdi yükselmeye çalışır,
Uzuvlarını ve organlarını uzatmaya,
Sonra kısaltmaya ve daraltmaya,
Dönerek ve kıvrılarak,
Çalışır doğru biçimi ve figürü bulmaya.
Elleriyle ayaklarıyla,
İsyankar öğeye karşı böyle savaşır,
Sonunda bilince ulaştığı,
Ufak bir alana öğrenir hakim olmayı.
Güzel yüzlü ve düzgün boylu,
Bir cüce yerleşmiş,
Dilde adı insanın çocuğu,
Devasa ruh sonunda kendisini buldu.
Çok uzun bir rüyadan ve derin bir uykudan uyanır,
Kendisini ancak tanır,
Kendisine hayran kalır,
Gözlerini diker, kendisini selamlar ve kendisine üzülür,
O anda tüm duyularıyla,
Dönmek ister doğayla kaynaşmaya,
Fakat bu oldu, o koparıldı,
Geri dönmek yasak ona,
Dar ve küçük, bütün yaşamı boyunca,
Yapayalnız o, engin dünyada.
Kaygılı rüyalar korkutur onu,
Devin şahlanmasından ve kendisini toparlamasından,
Eski tanrı, Satürn gibi,
Öfke içinde çocuklarını yutmasından.
Düşünmez onun kendisi olduğunu,
Kendi kökeninin unutkanlığında,
Tedirgin olur hayaletlerden,
Ve diyebilir kendisine oysa,
Ben onları bağrında taşıyan tanrıyım,
Her şeyde çalışan devingen ruhum.
             …………………

Yazar: Kerem Duymuş

Okumaya Devam Edin
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rüya gibi filmler Kundura Sinema’da!

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Kundura Sinema’nın çevrimiçi izleme platformu Kundurama‘nın yeni seçkisi “Rüyanın Öte Yakası” yayında! 

New York merkezli bağımsız ve deneysel film platformu Kinescope’un kurucusu ve sinema yazarı Pawel Wieszczecinski’nin küratörlüğünde hazırlanan seçkide, izleyicinin hafızasını, zihnini ve duygularını harekete geçirmeye hazır ikisi kısa 3 film gösterilecek.

İngiliz sanatçı ve yönetmen ikili Daniel & Clara’nın 2019 yapımı belgeselleri “Notes From A Journey / Bir Yolculuktan Notlar” yalnızca görsel değil işitsel olarak da duyularımızı açmaya davet ederken; Berlin ve Cannes festivallerinin geleceğin yönetmenleri arasında gösterip desteklediği Hindistanlı genç yönetmen Payal Kapadia’nın rüyalardan ve efsanelerden beslenen ödüllü kısa filmleri de izleyiciyi geçmiş zaman masallarını andıran ruhani bir dünyanın içine çekecek.

“Rüyanın Öte Yakası” seçkisi 19 Temmuz’a dek Kundurama‘da Türkçe altyazılı ve ücretsiz izlenebilecek.

 

Okumaya Devam Edin

“Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” Desteğinizi Bekliyor

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Prodüksiyonunu Kinema Film’in, senaristliğini ve yönetmenliğini Nihan Belgin’in üstlendiği “Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” adlı dokü-dramanın önümüzdeki aylarda çekimlerine başlanması planlanıyor. Ön hazırlık çalışmaları yaklaşık 2 yıldır devam eden proje, Dünya’da çekilen ilk fotoğrafın izini sürerek fotoğrafın icadı ve günümüzdeki fotoğraf çılgınlığını farklı perspektiflerden anlatacak sinematografik bir anlatı olacak. Tarihteki ilk fotoğrafın çekilme anı gibi sahnelerle tarihi atmosferi yeniden canlandıracak belgesel filmde ayrıca İstanbul ve Doğu’ya dair onlarca arşiv fotoğrafı yer alacak. Filmin dış ses anlatımı ise Türkiye’nin en özel seslerinden aktör Metin Belgin yapacak.

Proje ekibi, Fongogo’da oluşturduğu kampanya sayfasıyla da izleyicilerini projenin bir parçası olmaya davet ediyor. Bütçesinin bir kısmını kitlesel fonlama yöntemiyle elde etmeyi planlayan proje, verilen destekler karşılığında destekçilerine çeşitli ödüller de sunuyor. Bağımsız sinemanın yanında olan sanatseverlerin desteğiyle hayat bulacak projenin kampanya sayfası 60 gün boyunca desteklere açık olacak.

Projeyle ilgili tüm detayların yer aldığı Fongogo kampanya sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz:

https://fongogo.com/Project/karanlik-kutunun-dogu-seruveni

KÜNYE
Senarist-Yönetmen: Nihan Belgin
Yapımcı: Umut Beşkırma
Görüntü Yönetmeni: Hakan Körezli
Dış Ses: Metin Belgin

www.kinemafilm.com.tr

Okumaya Devam Edin

53. Siyad Ödülleri Sahiplerini Buldu

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyelerinin oylarıyla belirlenen 2020 yılı Türkiye Sineması’nın ‘En İyileri’, salgın koşullarında çevrimiçi yapılan ve oyuncu Tuğrul Tülek’in sunuculuğunda gerçekleşen ödül töreninde açıklandı. Ercan Kesal’ın yazıp yönettiği Nasipse Adayız, En İyi Film Ödülü dahil toplam beş ödül kazandı. Nasipse Adayız’ı dört ödülle Nuh Tepesi, üç ödülle Bina ve bir ödülle Kronoloji izlediler.

Bu yılki SİYAD Onur Ödülleri’nin sahipleri oyuncu Nur Sürer ve belgesel sinemacı Can Candan, Emek Ödülü’nün sahibi ise emektar sinema makinisti Ali Koçoğlu oldu.

 

53. SİYAD Ödülleri’nin sahiplerinin tam listesi:

En İyi Film: Nasipse Adayız

En İyi İlk Film: Nuh Tepesi

En İyi Yönetim: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Senaryo: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Cemre Ebüzziya / Kronoloji

En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Ali Atay / Nuh Tepesi

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Selin Yeninci / Nasipse Adayız

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: İnanç Konukçu / Nasipse Adayız 

En İyi Görüntü Yönetimi: Federico Cesca / Nuh Tepesi

En İyi Müzik: Can Demirci / Bina

En İyi Kurgu: Yorgos Mavropsaridis / Nuh Tepesi

En İyi Sanat Yönetimi: Ufuk Bildibay / Bina

En İyi Fantastik Film: Bina

En İyi Orta-Uzun Metraj Belgesel: Mimaroğlu

En İyi Kısa Metraj Belgesel: Silivri’den Mektuplar (Letters from Silivri)

En İyi Kısa Film: Büyük İstanbul Depresyonu

Onur Ödülleri: Nur Sürer, Can Candan

Emek Ödülü: Ali Koçoğlu

En İyi Yabancı Film: Boyalı Kuş-The Painted Bird / Bir Film (ithalatçı)

Çevrimiçi En İyi Film: Mank / Netflix (çevrimiçi platform)

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending