Connect with us

Kurallar Altında Ezilmek: These Are The Rules

Yayın tarihi:

-

Sinema, kuşkusuz ki bir ifade aracıdır. Kimi zaman duyguları, düşünceleri anlatırken kimi zaman da eleştirir, dikkat çeker. Ognjen Svilicic’in Takva su pravila’sı (These Are The Rules) ise eleştiren ve dikkat çekmeye çalışan yapımlar arasında yer alıyor. Çocuklarının sokakta dövülüp deyim yerindeyse hastanelik olmasıyla birlikte önlerinde buldukları prosedür ve bürokrasi karşısında yaşadıkları ülkenin sosyal devlet anlayışındaki çarpıkları sorgulayan orta halli bir anne baba etrafında dönen film, gelişmeler ışığında hayatlarını yeniden oluşturdukları ve geçmişi geride bıraktıkları bir süreci anlatıyor.

Aksiyonu olmayan, kısa diyaloglarla ilerleyen filmin ilk dikkat çeken yanı aile yapısı. Annenin bir ev kadını, babanın ise belediyede çalışan bir otobüs şoförü olduğu ailenin durumu evde baş gösteren sorunlar ve yaşam tarzlarıyla kendini belli ediyor. Tasarruflu olmaya çalışan, eskiyle idare eden, gereksiz masraftan kaçınan bir aile görüntüsünün içi ise Türk kültürüne olan benzerliği ile bizlere tanıdık geliyor. Evdeki dantellerden çekecek kullanımına, ayakkabılardan terliklere, hatta kapı ağzındaki ortak para kâsesine kadar birçok yönden andırıyor. Televizyondaki programlardan beklentileri de yine bizlere rahatsız edici ölçüde tanıdık geliyor. Birçok orta halli ailede olduğu üzere filmdeki Hırvat ailede de baba ile annenin arasındaki ilişki “evde patron babadır” anlayışından uzak duruyor. Yine de bu durum, günümüz gençleri ile ailelerinin yaşadığı anlaşmazlığa haliyle engel teşkil etmiyor.

these are the rules sinematopya 2

Adından da anlaşıldığı üzere filmin temelindeki konu, kurallar. Oğullarının başına gelenlerle birlikte kendilerini uzun bir süreç bekliyor. Hastanedeki ilgisizlik ve umursamazlıkla başlayan sorunlar, hastanenin kusurları ve eksikliklerini atlamaksızın sağlık sektörünü eleştiriyor. Olayın polise ihbarı ve kanıtlara rağmen memurların tavrı ve yine hastanedekine benzer umursamazlıkları da belirtilerek emniyetin sağlık kadar önemli olmadığı, önceliğin sağlıkta olduğunu hissettiriliyor. Fakat bu noktada önemle vurgulamak gerekli ki filmi izlerken bizlerin sahip olduğu imkân(sızlık)ları göz ardı etmek gerek. Zira Hırvatların kendilerini kıyasladıkları sistem Avrupa’nın daha batısında kalan sistemler, yani onlar için de Batı’nın örnek alınmasından söz edilebilir. Eğer filmi Türkiye’deki sağlık ve emniyet sistemleriyle kıyaslayacak olursak zaten filmin elle tutulur hiçbir yanı kalmaz. Hatta daha en başında, burada kıt kanaat geçinen aile ile filmdeki aile arasında bile imrenilecek bir farklılık var ki yönetmen (aynı zaman da filmin senaristi) Hırvatistan ekonomisini de eleştiriyor.

Filmin konudan bağımsız olarak zorunlu olarak gelişen bir diğer boyutu da ailenin olaya verdiği tepki. Oğullarının başına gelen talihsiz olaydan sonraki şoku fazlasıyla veren ve abartan Svilicic, kuralların insanları nasıl duygusuzlaştırdığı, umursamazlaştırdığını gösterirken tam anlamıyla suyunu çıkarıyor. Babanın içinde bulunduğu durumu, bir eş olarak sağlam durması gerektiğine kendimizi inandırsak bile şokun etkisinden çıkışında duygusal bir sarsıntı olmaması fazla gelirken, oğluna böylesi düşkün bir annenin nasıl olur da ayakta durabildiğini anlamak mümkün değil. Hele ki kültürler arasındaki benzerlik, aile yapısındaki benzer durum, tutum ve davranışlar böylesine belirginken, ailenin yaşamadığı duygusal bunalımı anlamanın imkânı yok. Fakat bütün bu imkansızlıklara rağmen senaryo dahilindeki oyunculuklarıyla da özellikle Ivo karakterine hayat veren Emir Hadzihafizbegovic’in hakkını yememek gerekiyor.

Film, Türkiye’deki sistemi ve de sorunları bilen, daha kötü koşulları ve durumları görmüş, duymuş biri olarak beni fazlasıyla etkiledi diyemem. Fakat farklılık ve benzerliklerine rağmen Hırvat ve Türk kültürlerinin yakındıkları konuların bir derecede aynı olması dikkatimi çekmedi değil. Öte yandan hem kendi gerçekliğinden bakıldığında hem de anlatımdaki akıcılık ve duruluk yönünden hoş bir film. Ama daha kötülerini yaşayanları tatmin edip etmeyeceğine ilişkini yorumu size bırakıyorum.

Okumaya Devam Edin
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rüya gibi filmler Kundura Sinema’da!

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Kundura Sinema’nın çevrimiçi izleme platformu Kundurama‘nın yeni seçkisi “Rüyanın Öte Yakası” yayında! 

New York merkezli bağımsız ve deneysel film platformu Kinescope’un kurucusu ve sinema yazarı Pawel Wieszczecinski’nin küratörlüğünde hazırlanan seçkide, izleyicinin hafızasını, zihnini ve duygularını harekete geçirmeye hazır ikisi kısa 3 film gösterilecek.

İngiliz sanatçı ve yönetmen ikili Daniel & Clara’nın 2019 yapımı belgeselleri “Notes From A Journey / Bir Yolculuktan Notlar” yalnızca görsel değil işitsel olarak da duyularımızı açmaya davet ederken; Berlin ve Cannes festivallerinin geleceğin yönetmenleri arasında gösterip desteklediği Hindistanlı genç yönetmen Payal Kapadia’nın rüyalardan ve efsanelerden beslenen ödüllü kısa filmleri de izleyiciyi geçmiş zaman masallarını andıran ruhani bir dünyanın içine çekecek.

“Rüyanın Öte Yakası” seçkisi 19 Temmuz’a dek Kundurama‘da Türkçe altyazılı ve ücretsiz izlenebilecek.

 

Okumaya Devam Edin

“Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” Desteğinizi Bekliyor

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Prodüksiyonunu Kinema Film’in, senaristliğini ve yönetmenliğini Nihan Belgin’in üstlendiği “Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” adlı dokü-dramanın önümüzdeki aylarda çekimlerine başlanması planlanıyor. Ön hazırlık çalışmaları yaklaşık 2 yıldır devam eden proje, Dünya’da çekilen ilk fotoğrafın izini sürerek fotoğrafın icadı ve günümüzdeki fotoğraf çılgınlığını farklı perspektiflerden anlatacak sinematografik bir anlatı olacak. Tarihteki ilk fotoğrafın çekilme anı gibi sahnelerle tarihi atmosferi yeniden canlandıracak belgesel filmde ayrıca İstanbul ve Doğu’ya dair onlarca arşiv fotoğrafı yer alacak. Filmin dış ses anlatımı ise Türkiye’nin en özel seslerinden aktör Metin Belgin yapacak.

Proje ekibi, Fongogo’da oluşturduğu kampanya sayfasıyla da izleyicilerini projenin bir parçası olmaya davet ediyor. Bütçesinin bir kısmını kitlesel fonlama yöntemiyle elde etmeyi planlayan proje, verilen destekler karşılığında destekçilerine çeşitli ödüller de sunuyor. Bağımsız sinemanın yanında olan sanatseverlerin desteğiyle hayat bulacak projenin kampanya sayfası 60 gün boyunca desteklere açık olacak.

Projeyle ilgili tüm detayların yer aldığı Fongogo kampanya sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz:

https://fongogo.com/Project/karanlik-kutunun-dogu-seruveni

KÜNYE
Senarist-Yönetmen: Nihan Belgin
Yapımcı: Umut Beşkırma
Görüntü Yönetmeni: Hakan Körezli
Dış Ses: Metin Belgin

www.kinemafilm.com.tr

Okumaya Devam Edin

53. Siyad Ödülleri Sahiplerini Buldu

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyelerinin oylarıyla belirlenen 2020 yılı Türkiye Sineması’nın ‘En İyileri’, salgın koşullarında çevrimiçi yapılan ve oyuncu Tuğrul Tülek’in sunuculuğunda gerçekleşen ödül töreninde açıklandı. Ercan Kesal’ın yazıp yönettiği Nasipse Adayız, En İyi Film Ödülü dahil toplam beş ödül kazandı. Nasipse Adayız’ı dört ödülle Nuh Tepesi, üç ödülle Bina ve bir ödülle Kronoloji izlediler.

Bu yılki SİYAD Onur Ödülleri’nin sahipleri oyuncu Nur Sürer ve belgesel sinemacı Can Candan, Emek Ödülü’nün sahibi ise emektar sinema makinisti Ali Koçoğlu oldu.

 

53. SİYAD Ödülleri’nin sahiplerinin tam listesi:

En İyi Film: Nasipse Adayız

En İyi İlk Film: Nuh Tepesi

En İyi Yönetim: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Senaryo: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Cemre Ebüzziya / Kronoloji

En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Ali Atay / Nuh Tepesi

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Selin Yeninci / Nasipse Adayız

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: İnanç Konukçu / Nasipse Adayız 

En İyi Görüntü Yönetimi: Federico Cesca / Nuh Tepesi

En İyi Müzik: Can Demirci / Bina

En İyi Kurgu: Yorgos Mavropsaridis / Nuh Tepesi

En İyi Sanat Yönetimi: Ufuk Bildibay / Bina

En İyi Fantastik Film: Bina

En İyi Orta-Uzun Metraj Belgesel: Mimaroğlu

En İyi Kısa Metraj Belgesel: Silivri’den Mektuplar (Letters from Silivri)

En İyi Kısa Film: Büyük İstanbul Depresyonu

Onur Ödülleri: Nur Sürer, Can Candan

Emek Ödülü: Ali Koçoğlu

En İyi Yabancı Film: Boyalı Kuş-The Painted Bird / Bir Film (ithalatçı)

Çevrimiçi En İyi Film: Mank / Netflix (çevrimiçi platform)

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending