Connect with us

33. İstanbul Film Festivali

Les garçons et Guillaume, à table! (2013) Ben, Kendim ve Annem

Yayın tarihi:

-

Fransız aktör Guillaume Gallienne’in beyazperdedeki ilk yönetmenlik denemesi olan Ben, Kendim ve Annem, bundan birkaç ay önce Fransa’nın Oscarları sayılan Cesar Ödülleri’nde yılın güçlü yapımlarından Mavi En Sıcak Renktir, Kürklü Venüs, Göldeki Yabancı, Geçmiş gibi filmleri alt ederek en iyi film, en iyi senaryo, en iyi erkek oyuncu dahil toplamda beş ödül kazanarak bir anda sinemaseverlerin ilgisini çekmişti. 33. İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale uluslararası yarışma bölümünde yer alan Ben, Kendim ve Annemfilmin yönetmeni, senaristi, birden fazla rolde karşımıza çıkan oyuncusu Gallienne’in çocukluğunda yaşadığı cinsel kimlik bunalımlarını mizahi bir bakış açısıyla sunuyor.

Gallienne’in hazırlanıp sahneye çıkması ve seyirciye hikayesini anlatmaya başlaması ile hikayenin içine daldığımız filmin anlatıcı rolünü bazen sahnedeki Gallienne, bazen onun çocukluğu, bazen de yine kendisinin canlandırdığı annesi üstleniyor. Filmin özgün isminden de anlayabileceğimiz gibi anne karakterin Gallienne dışında iki oğlu daha var fakat o ikisi, kadın için “oğul” iken Gallienne yalnızca Guillaume olmaktan ibaret. Küçük çocuğun diğer kardeşlerinden ayrı tutulmasının bir sebebi yok aslında zira kimse onun “ayrı” tutulduğunun farkında değil. Gallienne kendisinin bir kız olduğuna inanıyor, annesi buna karşı çıkacak bir davranışta bulunmuyor; babası onun maskülen bir forma ulaşması için elinden geleni yapıyor, kardeşlerin görevi ise beklendiği üzere Gallienne üzerinden espri malzemesi çıkarmak. Cinsel yönelimlerini sorgulamaktan uzak, tamamen karşı cinse ait olduğunu kabullenen küçük çocuğun annesi, teyzeleri ve büyükannesi onun bu halini normalize etme yönünde adımlar atarken babası sayesinde çeşitli yatılı okullara gidiyor, istemediği sporları yapmak zorunda kalıyor; tüm bunlar esnasında ise kendi benliğinin son şeklini alması için çeşitli deneyimler yaşıyor. Lakin küçük Guillaume’ın bu deneyimlerden gerekli sinyalleri aldığını söylemek pek mümkün değil. Artık genç bir erişkin haline gelse de saflığını koruyor; işin ilginç yanı bu saflığın ucu bucağı yok. İnsanların ona karşı tutumları umurunda değil, içinden geldiği gibi davranma konusunda fazlasıyla ısrarcı. Onun yaşadıkları esasında trajikomik deneyimlerken yönetmenin bunu seyirciye anlatırken kullandığı dil ve yarattığı atmosfer, Ben, Kendim ve Annem’in komedinin farklı sularında gezinen başarılı bir otobiyografik eser olduğu sonucunu doğuruyor.

les-garcons-et-guillaume-a-table

Orta Çağ Avrupası’nın kraliyet döneminden tutun varoş İspanyol ailelerinin fakirhanelerine, İngiltere’nin en saygın okullarına kadar birbirinden farklı setlerde birbirinden farklı tasarımlarda gezindiğimiz filmin bu yönü de oldukça kayda değer. Saygın okul demişken, Queen’in We Are The Champions eserini kızlardan (ve elbette Guillaume’dan) oluşan bir korodan dinlemek, bir Fransız komedisinde karşınıza çıkabilecek en tuhaf (bir o kadar da komik) sahnelerden biri. Filmin neredeyse tamamını kendi performanslarıyla domine eden Guillaume Gallienne’in özellikle anne tiplemesinde, makyaj ve o kostümler altında hayranlık uyandırıcı bir performansa imza attığını söyleyebiliriz.

Evet. Ben, Kendim ve Annem Cesar Ödülleri’ni silip süpüren film olmayı başardı fakat rakiplerinden daha iyi olduğunu söylemek çok da olası değil. Yine de tek kişilik bir gösteri olarak görüp görebileceğiniz en başarılı oto-hicivlerden biri olduğunun altını çizmek gerekir. Tiyatro ile sinemanın buluşmasına daha önce defalarca tanıklık ettik, hakeza bir anlatıcının filmi yönlendirmesine de… Ama tek bir ismin kendi hikayesini, iplerin tümünü eline alarak, mizahi boyutu bu denli yüksek şekilde resmettiğine her zaman tanık olamazsınız.

Okumaya Devam Edin

33. İstanbul Film Festivali

Gittiler ‘Sair ve Meçhul’ (2014)

Yayın tarihi:

-

Yazar:

İlk filmi Lüks Otel’in ardından kendi kökenlerine inerek Güneydoğu’nun önemli halklarından Süryanileri ele aldığı Gittiler ile 33. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarışan Kenan Korkmaz, Türkiye sinemasında bir ilke imza atarak kökenleri tarihin tozlu sayfalarına kadar uzanan bu halkla ilgili iddialı bir eser ortaya koyuyor. Birkaç sene önce TRT için çektiği Aynvert’te çektiği belgeselden yola çıkarak senaryosunu kaleme aldığı Gittiler’de güneydoğunun diğer halkları gibi günü gelince yurtdışına göç eden orta yaşlı bir adam ve onun köyde kalmayı tercih eden kardeşinin hikayesini anlatıyor.

Filmin ilk bölümü Sair’de yönetmen Korkmaz’ın malum belgeselin çekimleri sırasında tanıştığı Yuhan’ın öyküsünü dinliyoruz. Muhtar olan babası ve köyün diğer yaşlılarının her türlü işi için koşturan adam, karısı ve iki çocuğuyla birlikte babasının evinde yaşıyor. Hayatı oldukça sıradan; sabah uyanıyor, kahvaltısını yapıyor, eşini babasına kahvaltısını vermesi için uyarıyor, arabasına atlayıp şehre iniyor, akşam eve dönüyor. Fakat Yuhan’ın içinde önleyemediği bir gitme arzusu ve yalnızlık var. Odasının tavanına uzun uzun baktığı dönemlerde abisinin yanına, Stockholm’e gitme hayalleri kuruyor fakat ne babasını, ne ailesini, ne de ona muhtaç olan köy ahalisini bırakıp gitmeye gönlü el vermiyor. İkinci bölüm olan Meçhul’de ise Yuhan’ın abisi Joseph’in İsveç’teki yaşantısına göz atıyoruz. Onun da hayatı, kardeşininki gibi sıradan ve olağan. Yalnız başına yaşadığı evinden çıkıyor, çalıştığı balık restoranına gidiyor, işini yapıyor, arkadaşı Aziz’in muhabbetine katlanıyor, işe gittiği yoldan evine geri dönüyor. O da on iki sene önce geldiği İsveç’te yalnız, kimsesi yok. Arkadaşına karşı bile mesafeli, onun akşamları dışarı çıkıp birer bira içme tekliflerini hep reddediyor. Kaybettiği babasının ve ailesinin yaşadığı memleketine dönme hasretiyle yaşıyor ama dönmenin ona bir şey kazandırmak yerine ondan pek çok şeyi alıp gideceğinin de farkında. Aynı Yuhan gibi o da tavana bakıyor, sıla özlemiyle yanıp tutuşuyor. Yuhan’ın acısı babasının ölümüyle katlanırken Joseph’in yalnızlığı, arkadaşı Aziz’in bir bar kavgasında yaralanmasıyla iyice belirginleşiyor.

iff-2014_-_They_are_gone_-_Film_Still2

Kenan Korkmaz, filminin ilk bölümünde daha önce oyunculuk yapmamış, muhtemelen bir daha da yapmayacak kişilere yer verirken ikinci bölümde profesyonel isimlerle çalışıyor. İlk bölümün gerçekçi atmosferi, bölgenin her türlü dış (daha doğrusu iç) etkilenmeden uzak yalnız yapısının çıplaklıkla yansıtılıyor oluşu belgesel havası katarken ikinci bölüm yönetmenin de kabul ettiği üzere tamamen kurmaca seyrediyor. Korkmaz’ın ilk bölümdeki ıssız Aynvert çerçevelerine tezat oluşturacak şekilde ikinci bölümde Stockholm’ün şehirleşmiş yapısı ön plana çıkıyor. İki kadim medeniyetin bugünkü durumlarını bir nevi belgesel havasında karşılaştıran Gittiler, her ikisinde de aynı kandan iki karaktere yer vererek aslında modern insanın her şeyden bağımsız olarak aynı dertten muzdarip olduğunun tasvirini vurucu gerçeklerle, çarpıcı bir anlatım ve işleyişle ele alıyor. Durağan yapısına rağmen kendini seyrettirirken pek fazla sorun yaşamayan Gittiler, güçlü bir sosyopolitik eleştiri olmasının yanında psikolojik çıkarımlarıyla da dikkate değer bir film olmak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Zıtlıkların temelinde yatan benzerliklerin ana temasında Gittiler, yakın dönem Türkiye sinemasının zihinlerde yer edinecek özgün işlerinden biri.

Okumaya Devam Edin

33. İstanbul Film Festivali

Sesime Gel (2014) Were Dengê Min

Yayın tarihi:

-

Yazar:

En son F Tipi Film ile dikkatleri üzerine çeken Hüseyin Karabey’in son filmi Sesime Gel, ülkemizin gündemini on yıllardır meşgul eden ve adı artık Kürt Meselesi olarak dillendirilen olgunun üzerine kurulu cesurca bir yapım. Özellikle son yıllarda Türkiye sinemasında fazlasıyla karşımıza çıkan Kürt Meselesi temalı filmlere bir yenisini ekleyen Karabey, Sesime Gel’de 60 yaşındaki bir kadın ve 8 yaşındaki torununun Van’ın kırsallarında geçen umuda dayalı yolculuğunu konu ediniyor.

Berfe Nine, asker tarafından köyden toplanan erkeklerin arasındaki oğlunu kurtarmak için yoktan silah var etmek zorundadır çünkü bölge komutanı bir köstebekten o köydeki her evde silah bulundurulduğuna dair ihbar almıştır. Bunun karşılığında köyün erkeklerini karakolda esir etmiş, onları evine teslim edebilmek içinse her evden bir silah getirilmesini şart koşar. Fakat Berfe Nine’nin evinde ölen babasının antika tüfeğinden başka silah yoktur. Oğlunu kurtarmak içinse ne yapıp edip bir yerlerden silah bulmalıdır ve bunun için de sekiz yaşındaki torunu Jiyan’ı yanına alıp uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkar. Koruculara, Irak ve İran’la illegal ticaret yapanlara, kendi yeğenine güvenmek zorunda kalacağı sınavlardan geçer, silahı bulduktan sonra ise görme engelli üç köy ozanı ile kilometrelerce yol kat edeceği bir maceraya başlar.

20142489_2

Yönetmen Karabey, Kürt milletinin doğuda ve güneydoğuda gördüğü muameleyi ele alırken elinden geldiğince ılımlı bir yol izliyor. Her ne kadar verdiği demeçte uzun yıllardır iki milletin birbirine düşman kesilmesinin sebeplerinden biri de sorunların anlatılırken abartılıyor olmasından, haliyle tebessüm ettiren bir film yapmaya özen göstermeye çalıştığından bahsetse de Türk askeri konusunda dürüst ama antipatik bir çerçeve çiziyor. Haliyle filmde seyirci için sempati ve antipati duyulan iki kutup oluşuyor. Berfe Nine ve torunu Jiyan’a, onların bu uzun yolculuğunda ikiliye eşlik eden, onların karşısına çıkan pek çok masum karaktere sempati beslememek elde değil. Sebebi ise tamamen masumiyetlerinden kaynaklanıyor. Bir annenin oğlunu askerin elinden kurtarmak için gece gündüz demeden, o yaşta, sıcağın altında, kilometrelerce yol kat etmesi belki kültürümüzde çok da olağandışı değerlendirmeye açık değil fakat Karabey’in anlatımıyla çok daha farklı bir boyuta ulaştığı aşikar. Üstelik performans sergileyen kişilerin profesyonel oyuncular olmadığı, bölgenin yerlileri olduğu düşünüldüğünde bu boyutun bir tık daha değiştiğini söyleyebiliriz.

Berfe Nine’ye eşlik eden üç ozanın kalabalık bir köy ahalisine anlattığı hikaye şeklinde seyreden Sesime Gel, seyircinin zihninde yer edinmeye fazlasıyla müsait güzel bir eser. Mekanların havası kadar sıcak müzikleri, doğanın her türlü mucizesinden yararlanan görüntüleri ile daha da zenginleşen filmin 33. İstanbul Film Festivali Altın Lale ulusal yarışmasının unutulmayacak yapımlarından olacağı kesin.

Okumaya Devam Edin

33. İstanbul Film Festivali

Metaforik, Çarpıcı Bir Film: Asasız Musa

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Daha önce tiyatroda ‘Araf’ oyunu ile cymbalta price Musa Anter’i anlatan Aydın Orak, şimdide Türkiye’de faili meçhul (derin devlet cinayeti desek daha doğru olur) cinayete kurban giden bu önemli aydını ‘Asasız Musa’ filmi ile sinemaya aktardı. Dile kolay, sahnelerde 6 yıldır süren tiyatro yolculuğu neredeyse dünyanın tüm ülkelerini gezdi. Türkiye’nin karanlık suikastları 1990’lı yıllarında öylesine çoğalmıştı ki; düşünen, üreten, eleştiren, hayata soldan bakan hemen herkes büyük tehlike altında yaşamını sürdüyordu. Gözaltında hayatını kaybeden Metin Göktepe, bir bomba ile yaşama veda eden Onat Kutlar ve Uğur Mumcu, eli silahlı kişiler tarafından uluorta katledilen Musa Anter 90’larda yaşanan en büyük karanlık olaylardır. Aslında o kadar çok cinayet var ki, buraya yazmakla bitiremeyiz. Sabahattin Ali’den günümüze kadar öldürülen yazar-çizer-aydın insanlar bu ülkenin geleceğini köreltmek isteyen kirli eller tarafından yok edildi; ama bu insanlar sanatın gücü sayesinde toplumun hafızasından asla silinmeyecek.

Aydın Orak’ın yönettiği ve senaryosunu yazdığı ‘Asasız Musa’ filminde kalabalık bir kadro kamera karşısına geçiyor. Ape Musa’nın eşyalarından yola çıkarak öyküsünü oluşturan Orak, metafor ve imgelerle anlatısını gerçekçi bir boyuta taşımış. Fötr şapka, pardisü, tahta bavul imgelerini oyuncular üzerinde kullanan, her sahnede başka bir oyuncuyla serüvenini sürdüren yönetmen favkalede başarılı bir iş ortaya koyuyor. Film üç ana konudan oluşmuş. ‘Kürtçe ıslık’, ‘Qimil Şiiri’, ‘Ölümü Olmak’ bölümlerinde Anter’in hayat öyküsünden değişik anlar karşımıza geçerken, bir dönemin nasıl doğduğunu, nasıl yükseldiğini ve nasıl accutanegeneric-reviews katledildiğini çarpıcı karelerle gördük.

asasız musa 2

Filmde özellikle oyuncuların duruşundan derin sessizliğe uzanan görüntüler seyirciyi fazlaca rahatsız etti; fakat yönetmenin tam olarak istediği bu. Filmin her karesinde izleyenler oturdukları koltukta rahatsız olsun. Dürüst olmak gerekirse ‘Araf’ tiyatro oyununda da aynı duyguyu yaşadık. Seyirci bir sanat eserinde ne kadar rahatsız edilirse o kadar çok konuya bağlı kalıyor. Filme karşı yapılan bazı kritiklerde konunun fazlaca basit kaldığı, oyuncuların değişimi algıyı daralttığı gibi değerlendirmeler duydum, okudum. Bu eleştiriyi getirenlerin Musa Anter’in hayat öyküsünü tam olarak bilmedikleri ortada. Sessiz ve derinden ilerleyen propecia pills konunun insanın belleğine yavaş yavaş işlemesi tek kelime ile mükemmel.

Turgay Tanülkü, Selamo, Murat Toprak, Şenay Aydın ve Aydın Orak film boyunca karşımıza çıkarken Musa Anter’in çocukları Anter Anter, Rahşan Anter ve Dicle Anter de ‘Asasız Musa’ filminde rol cymbalta price aldı. Oyuncuların çokluğu üzerinden değil, kullanılan eşyalar üstünden ilerleyen konuda, okunan şiirler, gösterilen yaşamdan kareler hafızlardan silinmeyecek. Yazarın sadece Kürtler için değil, ülkede yaşayan her insan için ne kadar önemli olduğunu kamerada görünen oyuncuların anlatısından öğreniyoruz. Aydın Orak, ‘Araf’ tiyatro oyununda da ıslıkla öyküsünü anlatmış, sahnede kullandığı görüntülerle, eşyalarla bambaşka bir seyir sunmuştu. Tiyatrodan kazanılan deneyimi sinemaya aktarmak ‘Asasız Musa’nın kalitesini zirveye çıkarmış. Yazarın çocuklarının anlattıkları, şiirler, anılar gerçekçi bir algı oluştururken; metaforik eşyaların hissettirdikleri duygusal soyut dakikalar yaratmış.

33. İstanbul Film Festivali’nde galası gerçekleşen ve 2014 Ekim ayında Türkiye’de vizyona girecek olan filmi kesinlikle izleyin. Yakın tarih belleğimizi adeta silmek isteyen sisteme karşı mutlaka ama mutlaka karşı duruşumuzu göstermeliyiz. ‘Asasız Musa’ bu karşı duruşun en güzel ifadesi sayılır.

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending