Connect with us

33. İstanbul Film Festivali

Metaforik, Çarpıcı Bir Film: Asasız Musa

Yayın tarihi:

-

Daha önce tiyatroda ‘Araf’ oyunu ile cymbalta price Musa Anter’i anlatan Aydın Orak, şimdide Türkiye’de faili meçhul (derin devlet cinayeti desek daha doğru olur) cinayete kurban giden bu önemli aydını ‘Asasız Musa’ filmi ile sinemaya aktardı. Dile kolay, sahnelerde 6 yıldır süren tiyatro yolculuğu neredeyse dünyanın tüm ülkelerini gezdi. Türkiye’nin karanlık suikastları 1990’lı yıllarında öylesine çoğalmıştı ki; düşünen, üreten, eleştiren, hayata soldan bakan hemen herkes büyük tehlike altında yaşamını sürdüyordu. Gözaltında hayatını kaybeden Metin Göktepe, bir bomba ile yaşama veda eden Onat Kutlar ve Uğur Mumcu, eli silahlı kişiler tarafından uluorta katledilen Musa Anter 90’larda yaşanan en büyük karanlık olaylardır. Aslında o kadar çok cinayet var ki, buraya yazmakla bitiremeyiz. Sabahattin Ali’den günümüze kadar öldürülen yazar-çizer-aydın insanlar bu ülkenin geleceğini köreltmek isteyen kirli eller tarafından yok edildi; ama bu insanlar sanatın gücü sayesinde toplumun hafızasından asla silinmeyecek.

Aydın Orak’ın yönettiği ve senaryosunu yazdığı ‘Asasız Musa’ filminde kalabalık bir kadro kamera karşısına geçiyor. Ape Musa’nın eşyalarından yola çıkarak öyküsünü oluşturan Orak, metafor ve imgelerle anlatısını gerçekçi bir boyuta taşımış. Fötr şapka, pardisü, tahta bavul imgelerini oyuncular üzerinde kullanan, her sahnede başka bir oyuncuyla serüvenini sürdüren yönetmen favkalede başarılı bir iş ortaya koyuyor. Film üç ana konudan oluşmuş. ‘Kürtçe ıslık’, ‘Qimil Şiiri’, ‘Ölümü Olmak’ bölümlerinde Anter’in hayat öyküsünden değişik anlar karşımıza geçerken, bir dönemin nasıl doğduğunu, nasıl yükseldiğini ve nasıl accutanegeneric-reviews katledildiğini çarpıcı karelerle gördük.

asasız musa 2

Filmde özellikle oyuncuların duruşundan derin sessizliğe uzanan görüntüler seyirciyi fazlaca rahatsız etti; fakat yönetmenin tam olarak istediği bu. Filmin her karesinde izleyenler oturdukları koltukta rahatsız olsun. Dürüst olmak gerekirse ‘Araf’ tiyatro oyununda da aynı duyguyu yaşadık. Seyirci bir sanat eserinde ne kadar rahatsız edilirse o kadar çok konuya bağlı kalıyor. Filme karşı yapılan bazı kritiklerde konunun fazlaca basit kaldığı, oyuncuların değişimi algıyı daralttığı gibi değerlendirmeler duydum, okudum. Bu eleştiriyi getirenlerin Musa Anter’in hayat öyküsünü tam olarak bilmedikleri ortada. Sessiz ve derinden ilerleyen propecia pills konunun insanın belleğine yavaş yavaş işlemesi tek kelime ile mükemmel.

Turgay Tanülkü, Selamo, Murat Toprak, Şenay Aydın ve Aydın Orak film boyunca karşımıza çıkarken Musa Anter’in çocukları Anter Anter, Rahşan Anter ve Dicle Anter de ‘Asasız Musa’ filminde rol cymbalta price aldı. Oyuncuların çokluğu üzerinden değil, kullanılan eşyalar üstünden ilerleyen konuda, okunan şiirler, gösterilen yaşamdan kareler hafızlardan silinmeyecek. Yazarın sadece Kürtler için değil, ülkede yaşayan her insan için ne kadar önemli olduğunu kamerada görünen oyuncuların anlatısından öğreniyoruz. Aydın Orak, ‘Araf’ tiyatro oyununda da ıslıkla öyküsünü anlatmış, sahnede kullandığı görüntülerle, eşyalarla bambaşka bir seyir sunmuştu. Tiyatrodan kazanılan deneyimi sinemaya aktarmak ‘Asasız Musa’nın kalitesini zirveye çıkarmış. Yazarın çocuklarının anlattıkları, şiirler, anılar gerçekçi bir algı oluştururken; metaforik eşyaların hissettirdikleri duygusal soyut dakikalar yaratmış.

33. İstanbul Film Festivali’nde galası gerçekleşen ve 2014 Ekim ayında Türkiye’de vizyona girecek olan filmi kesinlikle izleyin. Yakın tarih belleğimizi adeta silmek isteyen sisteme karşı mutlaka ama mutlaka karşı duruşumuzu göstermeliyiz. ‘Asasız Musa’ bu karşı duruşun en güzel ifadesi sayılır.

Okumaya Devam Edin

33. İstanbul Film Festivali

Gittiler ‘Sair ve Meçhul’ (2014)

Yayın tarihi:

-

Yazar:

İlk filmi Lüks Otel’in ardından kendi kökenlerine inerek Güneydoğu’nun önemli halklarından Süryanileri ele aldığı Gittiler ile 33. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarışan Kenan Korkmaz, Türkiye sinemasında bir ilke imza atarak kökenleri tarihin tozlu sayfalarına kadar uzanan bu halkla ilgili iddialı bir eser ortaya koyuyor. Birkaç sene önce TRT için çektiği Aynvert’te çektiği belgeselden yola çıkarak senaryosunu kaleme aldığı Gittiler’de güneydoğunun diğer halkları gibi günü gelince yurtdışına göç eden orta yaşlı bir adam ve onun köyde kalmayı tercih eden kardeşinin hikayesini anlatıyor.

Filmin ilk bölümü Sair’de yönetmen Korkmaz’ın malum belgeselin çekimleri sırasında tanıştığı Yuhan’ın öyküsünü dinliyoruz. Muhtar olan babası ve köyün diğer yaşlılarının her türlü işi için koşturan adam, karısı ve iki çocuğuyla birlikte babasının evinde yaşıyor. Hayatı oldukça sıradan; sabah uyanıyor, kahvaltısını yapıyor, eşini babasına kahvaltısını vermesi için uyarıyor, arabasına atlayıp şehre iniyor, akşam eve dönüyor. Fakat Yuhan’ın içinde önleyemediği bir gitme arzusu ve yalnızlık var. Odasının tavanına uzun uzun baktığı dönemlerde abisinin yanına, Stockholm’e gitme hayalleri kuruyor fakat ne babasını, ne ailesini, ne de ona muhtaç olan köy ahalisini bırakıp gitmeye gönlü el vermiyor. İkinci bölüm olan Meçhul’de ise Yuhan’ın abisi Joseph’in İsveç’teki yaşantısına göz atıyoruz. Onun da hayatı, kardeşininki gibi sıradan ve olağan. Yalnız başına yaşadığı evinden çıkıyor, çalıştığı balık restoranına gidiyor, işini yapıyor, arkadaşı Aziz’in muhabbetine katlanıyor, işe gittiği yoldan evine geri dönüyor. O da on iki sene önce geldiği İsveç’te yalnız, kimsesi yok. Arkadaşına karşı bile mesafeli, onun akşamları dışarı çıkıp birer bira içme tekliflerini hep reddediyor. Kaybettiği babasının ve ailesinin yaşadığı memleketine dönme hasretiyle yaşıyor ama dönmenin ona bir şey kazandırmak yerine ondan pek çok şeyi alıp gideceğinin de farkında. Aynı Yuhan gibi o da tavana bakıyor, sıla özlemiyle yanıp tutuşuyor. Yuhan’ın acısı babasının ölümüyle katlanırken Joseph’in yalnızlığı, arkadaşı Aziz’in bir bar kavgasında yaralanmasıyla iyice belirginleşiyor.

iff-2014_-_They_are_gone_-_Film_Still2

Kenan Korkmaz, filminin ilk bölümünde daha önce oyunculuk yapmamış, muhtemelen bir daha da yapmayacak kişilere yer verirken ikinci bölümde profesyonel isimlerle çalışıyor. İlk bölümün gerçekçi atmosferi, bölgenin her türlü dış (daha doğrusu iç) etkilenmeden uzak yalnız yapısının çıplaklıkla yansıtılıyor oluşu belgesel havası katarken ikinci bölüm yönetmenin de kabul ettiği üzere tamamen kurmaca seyrediyor. Korkmaz’ın ilk bölümdeki ıssız Aynvert çerçevelerine tezat oluşturacak şekilde ikinci bölümde Stockholm’ün şehirleşmiş yapısı ön plana çıkıyor. İki kadim medeniyetin bugünkü durumlarını bir nevi belgesel havasında karşılaştıran Gittiler, her ikisinde de aynı kandan iki karaktere yer vererek aslında modern insanın her şeyden bağımsız olarak aynı dertten muzdarip olduğunun tasvirini vurucu gerçeklerle, çarpıcı bir anlatım ve işleyişle ele alıyor. Durağan yapısına rağmen kendini seyrettirirken pek fazla sorun yaşamayan Gittiler, güçlü bir sosyopolitik eleştiri olmasının yanında psikolojik çıkarımlarıyla da dikkate değer bir film olmak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Zıtlıkların temelinde yatan benzerliklerin ana temasında Gittiler, yakın dönem Türkiye sinemasının zihinlerde yer edinecek özgün işlerinden biri.

Okumaya Devam Edin

33. İstanbul Film Festivali

Sesime Gel (2014) Were Dengê Min

Yayın tarihi:

-

Yazar:

En son F Tipi Film ile dikkatleri üzerine çeken Hüseyin Karabey’in son filmi Sesime Gel, ülkemizin gündemini on yıllardır meşgul eden ve adı artık Kürt Meselesi olarak dillendirilen olgunun üzerine kurulu cesurca bir yapım. Özellikle son yıllarda Türkiye sinemasında fazlasıyla karşımıza çıkan Kürt Meselesi temalı filmlere bir yenisini ekleyen Karabey, Sesime Gel’de 60 yaşındaki bir kadın ve 8 yaşındaki torununun Van’ın kırsallarında geçen umuda dayalı yolculuğunu konu ediniyor.

Berfe Nine, asker tarafından köyden toplanan erkeklerin arasındaki oğlunu kurtarmak için yoktan silah var etmek zorundadır çünkü bölge komutanı bir köstebekten o köydeki her evde silah bulundurulduğuna dair ihbar almıştır. Bunun karşılığında köyün erkeklerini karakolda esir etmiş, onları evine teslim edebilmek içinse her evden bir silah getirilmesini şart koşar. Fakat Berfe Nine’nin evinde ölen babasının antika tüfeğinden başka silah yoktur. Oğlunu kurtarmak içinse ne yapıp edip bir yerlerden silah bulmalıdır ve bunun için de sekiz yaşındaki torunu Jiyan’ı yanına alıp uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkar. Koruculara, Irak ve İran’la illegal ticaret yapanlara, kendi yeğenine güvenmek zorunda kalacağı sınavlardan geçer, silahı bulduktan sonra ise görme engelli üç köy ozanı ile kilometrelerce yol kat edeceği bir maceraya başlar.

20142489_2

Yönetmen Karabey, Kürt milletinin doğuda ve güneydoğuda gördüğü muameleyi ele alırken elinden geldiğince ılımlı bir yol izliyor. Her ne kadar verdiği demeçte uzun yıllardır iki milletin birbirine düşman kesilmesinin sebeplerinden biri de sorunların anlatılırken abartılıyor olmasından, haliyle tebessüm ettiren bir film yapmaya özen göstermeye çalıştığından bahsetse de Türk askeri konusunda dürüst ama antipatik bir çerçeve çiziyor. Haliyle filmde seyirci için sempati ve antipati duyulan iki kutup oluşuyor. Berfe Nine ve torunu Jiyan’a, onların bu uzun yolculuğunda ikiliye eşlik eden, onların karşısına çıkan pek çok masum karaktere sempati beslememek elde değil. Sebebi ise tamamen masumiyetlerinden kaynaklanıyor. Bir annenin oğlunu askerin elinden kurtarmak için gece gündüz demeden, o yaşta, sıcağın altında, kilometrelerce yol kat etmesi belki kültürümüzde çok da olağandışı değerlendirmeye açık değil fakat Karabey’in anlatımıyla çok daha farklı bir boyuta ulaştığı aşikar. Üstelik performans sergileyen kişilerin profesyonel oyuncular olmadığı, bölgenin yerlileri olduğu düşünüldüğünde bu boyutun bir tık daha değiştiğini söyleyebiliriz.

Berfe Nine’ye eşlik eden üç ozanın kalabalık bir köy ahalisine anlattığı hikaye şeklinde seyreden Sesime Gel, seyircinin zihninde yer edinmeye fazlasıyla müsait güzel bir eser. Mekanların havası kadar sıcak müzikleri, doğanın her türlü mucizesinden yararlanan görüntüleri ile daha da zenginleşen filmin 33. İstanbul Film Festivali Altın Lale ulusal yarışmasının unutulmayacak yapımlarından olacağı kesin.

Okumaya Devam Edin

33. İstanbul Film Festivali

Ben O Değilim (2014)

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Yönetmenlik kariyeri kadar yazarlığıyla da adından söz ettiren Tayfun Pirselimoğlu’nun 30. İstanbul Film Festivali’nde en iyi film Altın Lale ve en iyi yönetmen ödüllerine layık görülen Saç filminden sonra festivalin 33’üncü sürümünde bir kez daha aynı ödülü kazandığı Ben O Değilim, hem yarışmanın hem de son dönem Türkiye sinemasının en özgün işlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Dünya prömiyerini yaptığı Roma Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü kazanan film, ülkemiz sinemasının pek de alışkın olmadığı bir hikaye kurgusunu ustalıkla resmediyor. Son dönemin aranan oyuncularından Ercan Kesal, filmin esas karakterine hayat vererek bir kez daha oyunculuk nasıl yapılır sorusunu yanıtlıyor.

Ben O Değilim’in hikayesini anlatmak, filmin kendisini seyretmek kadar zor esasında. Kırklı yaşlarının sonundaki Nihat hiç evlenmemiş, bir fabrikanın mutfağında bulaşıkçı ve temizlikçi olarak çalışan bir adam. Nihat’ın kişilik bunalımı, seyircinin onunla tanıştığı ilk dakikadan kendini gösteriyor. Pirselimoğlu’nun tek açı – uzun planlarının da etkisiyle Nihat’ın sıradan rutin yaşantısının her detayına şahitlik ediyoruz: Sabah fakirhanesinde uyanıyor, işine gidiyor, işinden eve geliyor, basit bir yemek yapıp yiyor, televizyon seyrediyor ve tekrar uyuyor. Sosyal yaşantısı iş yerindeki iki arkadaşının onu evin önünden alıp fahişeye götürmesinden ibaret fakat Nihat’ın buna da istekli olduğunu söylemek fazlasıyla zor. Onun bunalımlı hayatında ufak bir değişiklik yapacak şey ise çalıştığı yerde yeni işe başlayan Ayşe’nin Nihat üzerindeki dikkati. Ayşe’nin kocası hapiste olduğu için iş yerinde dedikodu çıkıyor fakat genç kadının bunu kafasına pek taktığı yok; onun tek hedefi iş arkadaşı Nihat’ın ilgisini çekebilmek çünkü Nihat, Ayşe’nin hapisteki kocasının birebir kopyası. İkilinin ilişkisi Ayşe’nin istediği yönde ilerlese de ardı arkası kesilmeyen olaylar her bir noktası, başlangıca ulaşmak için bir araya gelmiş bir çemberin sonsuz döngüsüne dönüşüyor. Ortaya çıkan şeyse biraz olağanüstü, biraz halüsinatif, biraz da kafa karıştırıcı; fakat kesinlikle ürpertici bir zekanın ürünü.

ben-o-degilim

Pirselimoğlu’nun filminde tam olarak neler döndüğünü anlayabilmek için zihninizi uzunca bir süre yönetmenin hikaye anlatıcılığına teslim etmeniz gerekiyor. Onun kafasındakiler filme döktüğü anı yakaladığınız ilk sahnenin hemen ardından seyirci için ardı arkası kesilmez bir merak silsilesi başlıyor. Filmin durgun yapısı, yönetmenin çekim teknikleri her ne kadar bu şüphe uyandırıcı hikayenin yapısına tezat oluştursa da bu iki zıtlığın bir araya geldiğinde oluşturduğu armoni her zaman, kolay kolay tadamadığımız bir sinema deneyiminin önünü açıyor. Pirselimoğlu’nun Ben O Değilim’deki simetri takıntısı, filmin üzerine kurulu olduğu ana temanın amacına hizmet edercesine yalnızca beşeri faktörleri çiftlemekten de öteye geçiyor. Alt metni itibariyle neredeyse sınırsız bir fikir dünyasına davet eden film, seyircinin zihninde pek çok soru işareti bırakmasıyla da dikkat çekiyor. Bir çemberin başlangıç noktasına ulaşmak için sarf ettiğimiz çaba da o noktaya ulaştığımızda elimize geçenlerden çok kaybettiklerimizi hatırlattığından bu soru işaretleri daha anlamlı oluyor.

Ercan Kesal’ın tek başına sırtında taşıdığı film, güçlü senaryosu ve fotografik görüntülerin hizmet ettiği Pirselimoğlu yönetmenliği ile kendisinden bekleneni fazlasıyla vermeyi başarıyor. Hiç kimse olmaktan sıkılıp biri olabilmek için önüne gelen dehşet verici fırsatları değerlendiren bir adamın trajik ve ürpertici öyküsünü anlatan Ben O Değilim, 2014’ün Türkiye sinemasını bir tık yukarı taşıyan faktörü olmaya aday. Kişilik bunalımlarını gerilim türü çerçevesinde ustaca anlatabilmek her yönetmenin harcı değil; hezeyan mı yoksa korkunç gerçekler mi olduğuna karar veremediğimiz karakterleri ayakta alkışı hak eden performanslarla temsil etmek ise her oyuncunun harcı değil.

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending