Connect with us

Sevmek Zamanı Üzerine

Yayın tarihi:

-

Sahip olamadığın, dokunamadığın ya da elde edemediğin ne varsa düşlerinde senin olabilir mi? Bazı anlarda içindeki o diğer şey, adını koyamadığın durum – bazıları buna coşku demeyi sever- o kadar güçlü gelir ki eyleme döksen bile içinden atamazsın. İşte onun gerçek hayatta ifade edilemeyen kırıntılarından bir takım sözler doğar. Nitekim sahip olamadığını ifade etmek; ister yönetmen, ister senarist, ister bir heykeltıraş olsun, her insan için bir bitiş çizgisi değil midir? Bana sorarsan değildir. Ne dediğimi anlaman için Halil’i tanıman gerek önce, Sevmek Zamanı filminden. Halil, bir başkası olarak, bir yabancı olarak, kendisinin beklenmedik bir seyircisidir filmde.

“Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.”

Halil, adada boyacılık yapan yalnız bir adamdır. Bir gün boyadığı evlerden birinde, bir kadın resmi görür. Resme aşık olur. Evet, resme duyduğu aşkı film süresince her fırsatta dile getirecektir. Kendi dünyasını reddetmeyen bir adamın, son derece sıradan ve gerçekliği tüm yalınlığıyla anlatan sözlerdir bunlar. Halil bir senesini bu resme bakarak geçirir. Kışın onun karşısında yemek yer, rakısını içer, gözlerinden öper, saçlarını okşar. Yağmurlu bir günde resmin sahibi çıkagelir. Halil’i resmine bakarken yakalar. Peki Halil ne yapar? Kadının yüzüne bakmadan salondan çıkar. Kadın durumu anlar ve düşünür: Bu zamanda resme aşık olan biri kalmış mıdır?

Bu zamanlar o zamanlar değil tabi, 1965 yılındayız film çekilirken. İnsanların beklediklerine uymuyor Metin Erksan o sıralarda. Düşünsene; nehirde bir kayık, üstünde bir adam, yanında bir kadın portresi, gelinlikli plastik bir manken ve bir de gerçek kanlı canlı bir gelin. Bir yandan saçma, bir yandan da gerçeğin ta kendisi. Güzelliğin ve sevginin hafifliğini anlayabiliyorsun filmi düşününce. Bekle şimdi o konuya sonra geliriz, önce senaryoya dönelim.

Bu zamanda resme aşık olan biri kaldı mı diye düşünen güzel kadın, bana kalırsa en başta bir hata yapar; resmine duyulan aşkı sahiplenir. “Öyleyse Halil, sendeki bu aşk bana aittir” der, bana ait olanı neden bana vermiyorsun diye sorar adama. Halil tam bu sırada, o meşhur sözünü tekrarlar: Ben-sana-değil-resmine-aşığım. Ne zaman ki gün gelir ve kadın, kendisine duyulan aşkın tamamen Halil’in dünyasına ait olduğunu anlar, Halil’in duygularına saygı duyar ve adayı terk eder. Gitmeden önce, resmin durduğu yere bir not bırakır. Bence hikayenin sonu budur ama bu sahne filmin daha çok başındadır, ne yazık ki orada bitmez. Bu kavrama ‘an’ı her şeydir, sonrasında zaten duyulan aşk yeni bir ifadeye dönüşür. Denklemde iki aşık buluruz. Mektupta şöyle bir yer vardır: “Ama sen istesen de istemesen de ben varım Halil, resmin aslı benim. Ve ben de seni seviyorum. Aşkta yalnız ve cesur olmayı sen öğrettin bana.” Bu şekilde bir kez daha, doğru olduğu bilinen ne varsa ifade edildiğinde yanlışa sürüklenir. Bu yüzden mektuptan sonra film biraz eksik kalır. Her hikaye biraz eksik kalır. Ne var ki zaten güzellerin en güzeli de kusurludur, güzelin her zaman daha güzeli, mutluluğun her zaman bir adım daha fazlası düşlenir. İçindeki eksik parçanın yerini dolduramazsın da belki her yeni hikayede biraz daha fazlasını bulursun. Ama yok, Halil bulamaz. Halil için resme duyduğu aşk çok masumdur, kendisine aittir çünkü o aşkın yaratıcısı kendisidir. Hak versin Halil’e; o kadının ellerinden tutsa, kadın ellerini çeker. Aşkını dile getirse, kadın onu tüketir. Ancak mektubu okuyan Halil, satırlarda kendisinden bir iz bulur ve İstanbul’a doğru yola çıkar.

Erksan, bana kalırsa çağındaki anlayışının aksine bize erdemli olmayı veya tutkuları anlatmaz. Kadının İstanbul’da bir sevgilisi vardır mesela, kadın üzerinde hak iddia edecek kadar kendisine ait yapmak istemektedir onu. Bu kısım üçüncü adamı anlatır. Bunu düşünen adam güzeli ya öldürür ya da ona sahip olmak ister. O zaman insan güzellik sandığın şeyi iki durumda da öldürür. Güzelin kaderi genelde katliam olur. Nitekim, Sevmek Zamanı da bir aşk filmi değil, güzelin neyi seçerse seçsin katliama sürükleneceğini anlatan bir trajedi olacaktır.

Ceren Doğaner

Okumaya Devam Edin
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rüya gibi filmler Kundura Sinema’da!

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Kundura Sinema’nın çevrimiçi izleme platformu Kundurama‘nın yeni seçkisi “Rüyanın Öte Yakası” yayında! 

New York merkezli bağımsız ve deneysel film platformu Kinescope’un kurucusu ve sinema yazarı Pawel Wieszczecinski’nin küratörlüğünde hazırlanan seçkide, izleyicinin hafızasını, zihnini ve duygularını harekete geçirmeye hazır ikisi kısa 3 film gösterilecek.

İngiliz sanatçı ve yönetmen ikili Daniel & Clara’nın 2019 yapımı belgeselleri “Notes From A Journey / Bir Yolculuktan Notlar” yalnızca görsel değil işitsel olarak da duyularımızı açmaya davet ederken; Berlin ve Cannes festivallerinin geleceğin yönetmenleri arasında gösterip desteklediği Hindistanlı genç yönetmen Payal Kapadia’nın rüyalardan ve efsanelerden beslenen ödüllü kısa filmleri de izleyiciyi geçmiş zaman masallarını andıran ruhani bir dünyanın içine çekecek.

“Rüyanın Öte Yakası” seçkisi 19 Temmuz’a dek Kundurama‘da Türkçe altyazılı ve ücretsiz izlenebilecek.

 

Okumaya Devam Edin

“Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” Desteğinizi Bekliyor

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Prodüksiyonunu Kinema Film’in, senaristliğini ve yönetmenliğini Nihan Belgin’in üstlendiği “Karanlık Kutunun Doğu Serüveni” adlı dokü-dramanın önümüzdeki aylarda çekimlerine başlanması planlanıyor. Ön hazırlık çalışmaları yaklaşık 2 yıldır devam eden proje, Dünya’da çekilen ilk fotoğrafın izini sürerek fotoğrafın icadı ve günümüzdeki fotoğraf çılgınlığını farklı perspektiflerden anlatacak sinematografik bir anlatı olacak. Tarihteki ilk fotoğrafın çekilme anı gibi sahnelerle tarihi atmosferi yeniden canlandıracak belgesel filmde ayrıca İstanbul ve Doğu’ya dair onlarca arşiv fotoğrafı yer alacak. Filmin dış ses anlatımı ise Türkiye’nin en özel seslerinden aktör Metin Belgin yapacak.

Proje ekibi, Fongogo’da oluşturduğu kampanya sayfasıyla da izleyicilerini projenin bir parçası olmaya davet ediyor. Bütçesinin bir kısmını kitlesel fonlama yöntemiyle elde etmeyi planlayan proje, verilen destekler karşılığında destekçilerine çeşitli ödüller de sunuyor. Bağımsız sinemanın yanında olan sanatseverlerin desteğiyle hayat bulacak projenin kampanya sayfası 60 gün boyunca desteklere açık olacak.

Projeyle ilgili tüm detayların yer aldığı Fongogo kampanya sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz:

https://fongogo.com/Project/karanlik-kutunun-dogu-seruveni

KÜNYE
Senarist-Yönetmen: Nihan Belgin
Yapımcı: Umut Beşkırma
Görüntü Yönetmeni: Hakan Körezli
Dış Ses: Metin Belgin

www.kinemafilm.com.tr

Okumaya Devam Edin

53. Siyad Ödülleri Sahiplerini Buldu

Yayın tarihi:

-

Yazar:

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyelerinin oylarıyla belirlenen 2020 yılı Türkiye Sineması’nın ‘En İyileri’, salgın koşullarında çevrimiçi yapılan ve oyuncu Tuğrul Tülek’in sunuculuğunda gerçekleşen ödül töreninde açıklandı. Ercan Kesal’ın yazıp yönettiği Nasipse Adayız, En İyi Film Ödülü dahil toplam beş ödül kazandı. Nasipse Adayız’ı dört ödülle Nuh Tepesi, üç ödülle Bina ve bir ödülle Kronoloji izlediler.

Bu yılki SİYAD Onur Ödülleri’nin sahipleri oyuncu Nur Sürer ve belgesel sinemacı Can Candan, Emek Ödülü’nün sahibi ise emektar sinema makinisti Ali Koçoğlu oldu.

 

53. SİYAD Ödülleri’nin sahiplerinin tam listesi:

En İyi Film: Nasipse Adayız

En İyi İlk Film: Nuh Tepesi

En İyi Yönetim: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Senaryo: Ercan Kesal / Nasipse Adayız

En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Cemre Ebüzziya / Kronoloji

En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Ali Atay / Nuh Tepesi

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Selin Yeninci / Nasipse Adayız

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: İnanç Konukçu / Nasipse Adayız 

En İyi Görüntü Yönetimi: Federico Cesca / Nuh Tepesi

En İyi Müzik: Can Demirci / Bina

En İyi Kurgu: Yorgos Mavropsaridis / Nuh Tepesi

En İyi Sanat Yönetimi: Ufuk Bildibay / Bina

En İyi Fantastik Film: Bina

En İyi Orta-Uzun Metraj Belgesel: Mimaroğlu

En İyi Kısa Metraj Belgesel: Silivri’den Mektuplar (Letters from Silivri)

En İyi Kısa Film: Büyük İstanbul Depresyonu

Onur Ödülleri: Nur Sürer, Can Candan

Emek Ödülü: Ali Koçoğlu

En İyi Yabancı Film: Boyalı Kuş-The Painted Bird / Bir Film (ithalatçı)

Çevrimiçi En İyi Film: Mank / Netflix (çevrimiçi platform)

Okumaya Devam Edin

Facebook Sayfamızı Beğenin

Facebook Pagelike Widget

Twitter’dan takip edin!


Kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Tüm hakları saklıdır, https://sinematopya.com , 2019.

Trending